Eurobasket finali öncesi görüntü -biraz da Rus koçunun isminden alıntı yaparak- ancak başlıktaki gibi tasvir edilebilirdi. Çünkü İspanya yarı finale kadar rakiplerine büyük üstünlük kurarak ve dünyanın en iyi takımı olduğunu düşündürerek gelmişti.
2. turda 12 sayı farkla yendikleri Rusya da bundan nasibini almıştı. İçeride Gasol gibi dünyanın en atletik ve en skorer uzunlarından birinin olması, dışarıda en az 4-5 oyuncunun yüksek isabetli şut tehdidi İspanya’yı finale kadar durdurulamaz yapmıştı.
Aynı kapasitede oyuncuları olmayan Rusya’nın alternatifleri ise sınırlıydı. Rusya’nın kazanmak için öncelikle Yunanistan maçının 3 kahramanına önlem alması gerekiyordu. Dışarıda Calderon’a ve oyuna girdiğinde Navarro’ya yakın savunma yaparak şutlarını engellemek, içeride ise Gasol’e top aldırmamak en önemli amaç olmalıydı.
2 takım karşılaştırıldığında, İspanya;
Oyuncu kapasitesi,
Gasol’ün pota altı üstünlüğü,
Derin kadrosu,
Dış oyuncuların inanılmaz şutları,
Nefes aldırmayan savunması,
Yüksek tempoda rakipsiz oluşu,
ile ağır basıyordu.
Rusya ise;
İlk hedefi olan Olimpiyatlara katılmayı başarmış olması ve bu nedenle stressiz olması,
Koç Blatt’ın oyuna akılcı müdahaleleri,
Kirilenko’nun Gasol’ü zorlayacak tek oyuncu olması,
Güçlü savunması,
ile umut verebilirdi sadece.
Öte yandan, karşılaşma öncesi en kritik nokta Kirilenko’nun faul sayısıydı. Bütün Rusya takımının kaderi onun üzerine yıkıldığı için, savunma yapabilirliği biraz onun, biraz Gasol’un, biraz da hakemlerin elindeydi. Ancak korkulan oldu ve Kirilenko erkenden ve basit düdüklerle faul problemine girdi. Özellikle ribaunt mücadelesi verdiği 4. faulünde düdük rakibi aleyhine bile çalınabilirdi.
İnanılmaz savunma…
Ancak Rusya birkaç kere gitti denilen karşılaşmada tarihin en iyi savunmalarından birini yaparak ve mücadeleyi bırakmayarak defalarca geri dönmeyi başardı. Üstelik elleri titrediği, normal şut yüzdelerinin çok altında kaldıkları, hücumda topu ellerinden geç çıkardıkları halde. Calderon belki 5
adet 3’lük isabeti buldu ama bunun dışında hiçbir şey yapamadı. Özellikle de son 15 dakikada. Çeyrek finalde Parker’ı, yarı finalde Jasikevicius’u canından bezdiren Holden, Calderon’u da baskı altında tutmayı başardı ve onu oynatmadı. Ayrıca Rus oyuncular Gasol’ün topu potaya yakın almaması için mükemmel yardımlaştı.
Burada birkaç önemli faktör de devreye girdi. Bunlardan biri İspanyol oyuncuların yarattığı antipatik davranışların hakemleri daha dikkatli olmaya zorlamasıydı. Diğeri ise, İspanyolların kenardan gelecek çok tehlikeli guardları (özellikle Navarro) karşısında 2. bir Rus guard’ın gerektiği anlarda, genç Ponkrashov’un olağanüstü oyunuydu. Ponkrashov sadece 18 dakikada 8 sayı, 3 ribaund, 2 assist ile oynamadı, aynı zamanda en sıkıntılı anlarda rakibin savunma düzenini bozdu.
Rusya’nın bu kadar hafif bastığı bir karşılaşmada kazanmasını ne mucizeyle açıklayabiliriz, ne şansla. Her ne kadar Holden’ın seken şutu girse de ve benzer pozisyonda Gasol’ün şutu kaçsa da, Rusya beklenen kapasitesinin çok ama çok üstünde bir oyun oynadı. Grupta 81 sayı yediği İspanya’ya bunun tam 22 sayı azını attırdı.
Karşılaşmanın birçok yıldızı arasında bence en önemli katkıyı Khryapa yaptı. Sadece 7 sayı attı belki ama, 12 ribaund, 4 assist, 3 top çalma, 1 blok ile savunmaya olağanüstü katkı yaptı.
Antipatik İspanya…
İspanya ise turnuva boyunca büyük antipati topladı. Hakemle çok oynadılar ve bu da güzel oyunlarını çirkinleştirdi. Bunu yarı finalde o kadar çok abarttılar ki, seyirci avantajları ve rol yetenekleri geri tepti adeta. Yunanlılar da bunu fazlasıyla göstermeyi başardı. Hatta Rudy Fernandez’in aldığı teknik faul İspanyollara geç kalmış bir uyarı oldu.
İspanyollar ayrıca rakibi küçümsememeyi de acı bir şekilde öğrendiler. Zira gerek maçtan önceki açıklamaları asıl korkularının Yunanistan olduğuna işaret ediyordu. Oysa grupta rahat yendikleri Yunanistan ve Rusya’nın koçları derslerine iyi çalışmışlardı. Demek ki hala ders alan teknik adamlar varmış dünyada!
Öte yandan, İspanya geçtiğimiz yıl Dünya Şampiyonu olurken finalde Marc Gasol ağabeyinin yokluğunda olağanüstü oynamış, Berni Rodriguez ise Papaloukas’ı adeta silmişti. Genç guard Sergio Rodriguez de özellikle yarı finalde Arjantin karşısında sahanın yıldızı olmuş ve oyunun kaderini değiştirmişti. Koç Pepu Hernandez turnuva boyunca, özellikle Rodriguez’leri pek düşünmedi. Belki ihtiyacı olmadığından, ancak bence finalde Calderon ve Navarro’nun etkisiz hale geldiği son bölümlerde Sergio Rodriguez ile Rus savunmasını delmeyi deneyebilirdi.
Zaten Navarro doğrudan potaya yönelen bir oyuncu olduğundan Calderon’a iyi bir yedek olamadı turnuva boyunca. Hatta mükemmel sayılar bulduğu Yunanistan maçında dahi oyunun sıkıştığı anlar hep topun Navarro’nun elinden çıkmadığı dakikalardı. Navarro dün de sayı bulacak fırsatı bulamayınca oyuna hiçbir katkıda bulunamadı.
Ayrıca, maçların bu kadar sıkışık bir şekilde üst üste gelmesi nedeniyle takımların peşpeşe 2 gece aynı istatistikleri tutturması çok zordu. Yunanistan maçında 27/28 gibi mükemmel bir oranda serbest atış atan İspanya, Rusya karşısında 15/26 gibi bir oranda kaldı. Belki bu oranı Yunanistan maçında yaşasa, finalde İspanya değil Yunanistan olabilirdi.
David Blatt.. Bir koç ne yapabilir…
Başarılı bir koç kötü giden ya da yeni kurulmuş bir takımın başına geldiğinde ne gibi katkılar yapabilir? Yeni taktikler geliştirebilir, takıma yeni oyuncular kazandırabilir. Ancak büyük koçların en önemli özelliği takımın oyun karakterini ve anlayışını değiştirmeleridir. David Blatt’in Rusya’ya yaptığı da aynen bu oldu.

Blatt göreve geldiğinde Rus takımı 10 yıldır hiçbir turnuvada figüranlıktan öteye geçemeyen bir takımdı. Herkes kendisi için oynuyordu. Disiplin yoktu. Baskı altında hemen çözülüyorlardı.
Blatt bunu değiştirmeye temelden başladı. Takımına ruh kazandırmaya çalıştı. Elemelerde Belçika karşısında kaybettikleri karşılaşmadan sonra “Soyunma odasına çılgın gibi girdim ve şimdi neden herkesin sizi kaybeden bir takım olarak gördüğünü anlıyorum diye bağırdım” diyor. Ve o günden sonra herşeyin değiştiğini ekliyor.
Yine de, Blatt turnuva sırasında bir röportajında, “takımının yola yeni çıktığını, henüz bu şampiyonayı kazanmaya umutlanmak için erken olduğunu” söylemişti.
Şampiyonanın Özeti…
Dünya basketbolu bu şampiyonada zirvelerinden birini yaşadı. Artık hem yüksek şut yüzdesi hem de hızlı hücum önemli bir hal aldı. Hücumda topu elinde tutmadan rakibi açmaya çalışmak şart. Aslında biz diğer ülkelerden daha geç dünya basketbolu vitrinine çıktıysak da, 1999 Erman Kunter’in ısrarla oynatmak istediği motion offense ile bu sistem içinde yerimizi daha önceden alabilirdik, ama o şampiyonanın ardından koç değişikliği ile klasik oyunumuza (savunma direncimizi yükseltsek de) dönerek büyük bir fırsat kaçırdık.
Öte yandan, artık NBA tecrübesi bir yere kadar önemli. Zira her takımın NBA’de 1-2 yıldızı var. Artık fark yaratanlar, yıldızları NBA’de sorumluluk alan, oyunu yönlendirebilen takımlar. Kendilerine pozisyon hazırlanan ve şut atan oyuncuları olanlar değil.
Turnuvanın bence hayal kırıklığı Papaloukas oldu. Geçtiğimiz yıl oynadığı oyuna yaklaşamadı bile.
Buna karşılık aynı Yunan takımını Spanoulis ayakta tutmayı başardı. Hırvatlar karşısında orta sahayı geçer geçmez attığı son saniye üçlüğü inanılmazdı. Çeyrek ve yarı finallerde de yine onun olağanüstü katkısı vardı.
En sürpriz takım ise İsrail’di. Oyun kurucuları Tapiro bazı karşılaşmalarda
yıldızlaştı. Ancak trajikomik olan şey şuydu ki, David Blatt önce İsrail Milli Takımı ile anlaşmış, ancak koçluk sertifikası olmaması gibi kolay çözülebilir bir nedenden dolayı uzun süre göreve başlayamamış ve sonunda istifa etmek zorunda kalmıştı. Rusya 2. turda İsrail’e 34 sayı fark atarken İsrailliler ne düşündü acaba!!
En şanssız takım Slovenya idi. Birçok iyi oyuncusundan yoksun geldiği turnuvada çeyrek finalin son dakikalarında paniklemese Yunanistan’a bu kadar mucizevi bir şekilde yenilmeyeceklerdi. Dahası aynı olay ertesi gece de başlarına geldi ve Almanya’ya 10 sayı önceyken son dakikalarda kaybettiler. Yarı finali son saniyede kaçırıp, Olimpiyat elemesine hak kazandıracak 7. sıra için şükretmeleri çok dramatikti. Yine de turnuvanın en büyük çıkışını onlar yaptı.
Tanjeviç ve biz…
Tanjeviç hakkında sizlerden sürekli ağır eleştiriler geliyor. Bunların bir kısmı haklı olabilir ama hiçbirimiz basketbolu ondan iyi bildiğimizi kolay kolay iddia edemeyiz. Yoksa Tigana’yı küçümseyenlerle aynı kefede oluruz.
Tanjeviç’i sürekli suçluyoruz; zaten o da bazı yanlışlarını kabul ediyor, oyuncuları hakkında yanıldığını, bunları hazırlık maçlarında göstermediklerini, 45 gün boyunca hücum varyasyonları çalıştıklarını ama turnuvada hepsinin unutulduğunu söylüyor. Oyuncu rotasyonunun fazla olmasını eleştiriyoruz ama o da oyuna sürekli isabetsiz şutlar atarak giren oyuncular olduğunu ve onları motive etmek için bunun gerekli olduğunu söylüyor.
Hem unutmayalım ki, takımın en büyük eksiklerinden biri bir liderin olmayışıydı.
Her neyse bu konuyu daha uzun uzun tartışacağız nasıl olsa...