
İşte, geldik oyunun sonuna. Dahil olduğumuz oyuna kendi kurallarımızı koyup, o kurallarla diğerlerini geçtik. Ama karşımıza Almanlar çıkınca, kendi kurallarımız da dönüp bizim başımıza geçti.
Baştan söylemeli; Türkiye Almanya karşısında turnuvanın en iyi oyununu oynadı; hani karşısında Almanya değil de, kaybetme ihtimali olan herhangi bir ülke olsa, sonu kaçınılmaz görünüyordu.
Bir kere, ilk defa Türkiye maçın başlamasıyla golü düşünen taraf oldu: Bunun aldatıcı bir baskı olması, Almanların kurnazlığı olması, çeşitli vahamet ihtimali mevcuttu gerçi. Ama “baskı gol getirince” içinin boş olmadığına emin olduk herhalde.
Maçın 23. dakikasında öne geçmek; turnuva boyu toplam 9 dakika önde kalabilen bir takım için de önemli bir değişiklik. Doksan dakika korusa, 9’dan 76’ya çıkaracak. Üç dakika sürebildi; Türkiye’nin de bu turnuvadaki “öndelik hali” de böylece 12 dakikayla sınırlı kaldı.
Bu ilk kez öne geçme işi takımın havasına uymayınca bildiği gibi yapmayı tercih etti Terim’in öğrencileri: 80’de geri düştüler; Almanya işi bitirmişken 86’da yine cendereden çıkmayı bildiler. Artık bu kadarı da fazla, demiştir; yekvücut Avrupa! Her biri birer mucize son dakika golleriyle buraya kadar gelmek bir yere kadar anlaşılır ama Almanya’ya bunu yapmak mucizeden de öte görünüyor. Almanya’ya bu yapılmaz!
Ve bu kez golün rehaveti tuzağına düşen de Türkiye oldu. Yola devam edebilmek için mecburen aldığımız riskler yüzünden başımıza çok daha erken bir aşamada gelebilecek şey Almanya karşısında geldiyse bu da tesadüf değil; Almanlara yenilmek delikanlılığı bozmuyor hesapta.
Buraya kadarmış.
Geriye dönüp bakarsak: Sırf savunma düşüncesiyle başladığımız dört maçta ilk golü yedik, golden sonra sırf hücum düşündüğümüz kesitlerde ise hiç gol yemedik. Tek bir tane yiyebilir ve buralarda olamazdık, o da bir ihtimal; zaten onu yiyince bitti işimiz. Portekiz maçı hariç, maçın genelini iyi oynayan tarafın kaybettiği maçlara imza attık. Kısa süreli ve can havliyle kurulan baskılarla bulduğumuz goller Türkiye’nin hücum gücü hakkında bir fikir vermedi izleyene. Daha ziyade şans unsuru öne çıktı zira baskıya rağmen top direkten dönebilir ve Türkiye çok erkenden de elenebilirdi. Kimse de Almanya karşısındaki Türkiye’yi görme fırsatı bulamazdı.
Almanya maçıyla iş değişti: Türkiye ilk defa maçın tamamında hücuma dönük ve baskılı oynadı, Almanya’ya sahayı dar ettiği kesitler oldu (kaleye atılan şut istatistiğinde görülüyor), ama Lineker’ın dediği gibi, sonunda Almanlar kazandı! On üçüncüsü düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda altıncı defa final maçına çıkıyorlar; bu da onların istatistiği.
Fakat muhtemelen, bu sonuç Almanlar’dan başka kimseyi sevindirmedi. Rusya-İspanya ikilisinin tercihi daha pratik bir nedenselliğe dayanır ama sanıyorum Türkiye tarafsızların da gözünde bu turnuvanın en önemli rengi oldu ve kimse istemedi elenmesini. Özellikle 86’daki golle yine esprimizi yaptıktan sonra... Türkiye gururla bitirdi işini, Avrupa yine Almanya’lı bir tekdüzeliğe mahkûm; finalin rengi öbür yakadan gelecek artık.