Fenerbahçe zor bir takım; böyle olduğu için, belki de sadece bu nedenle ona duyulan sevgi, özlem daha fazla…
Ama hep yanımızda; Fenerbahçe terk etmeyen, yarı yolda hiçbir şey söylemeden, tam inanmışken bırakıp gitmeyen sevgili/dost ve işte bu yüzden büyük bir aşk/güven…
Nazım'ın dizelerindeki gibi, "O gider, bu gider, şu gider, dostluk (Fenerbahçe), sen yanı başımızda kalırsın…"
O gider, bu gider, şu gider…
Volkan'ın büyüklüğü öyle bir büyüklüktür ki,
Sadece Sevilla'da gösterdiği performansla açıklanabilir…
Roberto Carlos'un büyüklüğü öyle bir büyüklüktür ki,
Sadece geçmişiyle açıklanabilir…
Gökhan Gönül büyüklüğü öyle bir büyüklük ki,
Sadece ümit vaat etmesiyle açıklanabilir…
Edu'nun büyüklüğü öyle bir büyüklüktür ki,
Sadece kendi kalesine gol atmadığı zaman açıklanabilir…
Lugano'nun büyüklüğü öyle bir büyüklüktür ki,
Sadece kırmızı kart görmediği zaman açıklanabilir…
Maldonado'nun büyüklüğü öyle bir büyüklüktür ki,
Sadece oynamadığı zaman açıklanabilir…
Selçuk'un büyüklüğü öyle bir büyüklüktür ki,
Sadece pas vermediği zaman açıklanabilir…
Ali Bilgin'in büyüklüğü öyle bir büyüklüktür ki,
Sadece yedek kulübesinde kaldığı zaman açıklanabilir…
Uğur'un büyüklüğü öyle bir büyüklük ki,
Sadece karambole gol attığı zaman açıklanabilir…
Emre'nin büyüklüğü öyle bir büyüklük ki,
Sadece el kol hareketi yapmadığı zaman açıklanabilir…
Josico'nun büyüklüğü öyle bir büyüklük ki,
Sadece "transfer yapılmadı denmesin" diye düşünüldüğünde açıklanabilir…
Aragones'in büyüklüğü öyle bir büyüklüktür ki,
Sadece Villalı, Torresli, Iniestalı İspanya ile kazanılan Avrupa Şampiyonası ile açıklanabilir…
Oysa ne demiş, büyük üstat İslam Çupi, "Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz"…