Ali Murat Hamarat · goal.com

"Plajlardan gelerek" şampiyon oldukları 1992 Avrupa Futbol Şampiyonası’ndan beri birçok futbolseverin gözucunda tuttuğu ülke olan Danimarka, Kuzey’in sıcak yüzü olarak biliniyor. Sürprizlerin takımı yine kapıdan bakıyor, öyküsü de aralanmaya başlıyor.

İskandinavya’nın sıcak yüzü olarak bilinen Danimarka, bugün belki de kendisinden ekonomik olarak daha güçlü olan Norveç ve İsveç’in emeklediği yüzyıllarda Kuzey’in incisiydi. Avrupa’nın büyük güçlerine bir süre kafa da tutan Danimarkalılar, Eurovision yarışmalarında komşularıyla gösterecekleri işbirliğinin tohumlarını 1873’te atmıştı. İsveç’le birlikte kurdukları İskandinav Para Birliği’ne Norveç’in iki yıl sonra dahil olmasıyla Voltran tamamlanmıştı.

1971’e kadar milli takımda amatör oyuncuların görev yaptığı, akıntıya karşı kürek çeken Don Kişotların topraklarındaki futbol serüveni 19. yüzyılın sonunda başlıyor. Bir paragraf arası...

Danimarka Atina’da düzenlenen gayrıresmi oyunlar ya da nam-ı diğer Ara Olimpiyatlar’da zafere ulaşmıştı. Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı Selanik ve Yunanistan’ın Atina ekiplerini kolay geçen Kuzeyliler kazanırken, organizasyon komitesinin yarı finalin mağluplarına ikincilik maçı oynatmıştı. Finalde kaybeden Atina ekibi ikincilik için mücadele etmenin anlamsız olduğunu söyleyerek oynamayı reddedince diskalifiye edilmiş, ileri hattında beş İngiliz kardeş oynayan İzmir karması, Selanik karmasını yenerek ikinci olmuştu.

Sadece üniversite öğrencilerinin oynadığı Akademisk Boldklub, Olimpiyatların emekleme günlerine yolladığı üyeleriyle hatırlanıyor. İki kuşak Nobel fizik ödülü olan Bohr hanedanının kurucusu atomun babası Niels, kalede oynarken, kardeşi Harald forvette görev yapmıştı. Harald, matematik profesörü olmadan önce gösterdiği yetenekleri Londra Olimpiyatları’nda da sergileyince gümüş madalya Danimarka’nın olmuştu. Fransa’yı 17-1 yenerek Oyunlar tarihinin en şaşaalı skoruna imza atan Kuzeylilerin yıldızlarından Harald Bohr’un doktora savunmasında matematikçiden çok futbolseverin olması, İskandinav topraklarında meşin yuvarlağı duyulan ispatı gibiydi, hattâ bu durum, abisinin önayak olduğu kuantum fiziğinden çok daha anlaşılabilirdi.

Emekleme günlerinde gürül gürül çağlayan Danimarka, daha sonra yıllarca sürecek kuraklığa yeniliyordu. Yedi cihanın İkinci Dünya Savaşı’nın yaralarını sarmaya çalıştığı 1948 Londra Olimpiyatları’nda gözleri kamaştıran İsveçlilerin biraz gölgesinde kalan ülke, bronzda kalıyordu. Ancak yavaş yavaş iklim değişmeye başlıyordu. Kendilerini gösteren bazı oyuncular ikâmetlerini yurtdışına aldırıyor ve milli takımdan uzaklaşıyorlardı zira yedikleri tekmelerin karşılığını alıyorlardı...

1960 Roma Olimpiyatları’nda yine final gören kırmızı-beyazlıların talihi değişmemişti. Altın Yugoslavya’nın olurken, Danimarka yine gümüşle yetinmişti. 1964’te İspanya’da yapılan tarihin ikinci Avrupa Futbol Şampiyonası’na katılan Vikingler, Doğu Bloku’nun takımları Sovyetler Birliği ve Macaristan’a boyun eğerek dördüncülükte kalmıştı.

1971’de milli takım profesyonellere açılırken, 1978’de liglerin profesyonelleşmesi, ülkenin futbol yazgısını değiştirmişti. Liverpool’un artık eski sponsoru Carlsberg’in desteğiyle Alman futbol adamı Sepp Piontek, ertesi yıl Danimarka’nın başına geçmişti...

Piontek’in ayak sesleri

1982 Dünya Kupası’nı kazanacak İtalya’yı elemelerde devirmelerine rağmen gruptan çıkamayan Piontek’in talebeleri gösterdikleri müthiş performansın tesadüf olmadığını UEFA Başkanı Platini ile özdeşleşen 1984 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda ispatlayacaktı. Turnuvanın yolu Wembley’in rakibi yakan, yer yer mayın tarlasını andıran çimlerinden geçmişti. 1.65’lik boyuyla da bilinen Borussia Mönchengladbach’ın altın döneminin yaldızlarından iken Barcelona’da bile yıllarca top koşturmuş Allan Simonsen’in kullandığı penaltı, Danimarka’yı 20 yıl sonra büyük bir organizasyona götürmüştü. Kaderin cilvesi EURO 1984’ün finali de yine aynı noktadan kaçmış, seri penaltı atışlarında Verona’yı Serie A şampiyonluğuna taşımasına daha bir yıl olan Preben Elkjær Larsen kaçırınca bir ülke hüngür hüngür ağlamıştı. Liverpool’un beyni Sören Lerby’nin yönettiği orkestrada, birinci keman 20 yaşındaki Michael Laudrup ise cümle aleme merhaba demişti.

1986 Dünya Kupası için Meksika’ya gelen kırmızı-beyazlıların oynadığı hücum futbolu taraflı tarafsız herkesi bu oyuna aşık ediyordu. Uruguay filelerine yarım düzine gol bırakan İskandinavya’nın yakutları, ikinci turdaysa bütün dünyayı şoke ediyordu. Mutlak favori olarak gösterilen Piontek’in adamları, Jesper Olsen’in ikramıyla açılan gol sağanağında beşlik simide dönüyor, dört defa fileleri havalandıran Butragueno, matadorlar diyarında ulusal kahraman oluyordu.

Çavuşların zaferi

1988 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hayal kırıklığını bir sonraki turnuvada elde edilen zafer kovalamıştı. Yugoslavya’nın diskalife edilmesinden sonra EURO 1992’ye davet edilen formalarındaki çavuş apoleti nedeniyle memlekette üzerine fazla espri dönen Kuzeyliler, yoğun kanaatin aksine UEFA’dan böyle bir karar bekledikleri için istim üzerindeydi. Ülke tarihinin en iyi futbolcusu Michael Laudrup’un hocayla papaz olması nedeniyle katılmadığı turnuvada ne yapacakları merakla bekleniyordu.

İngiltere ile berabere kalan Danimarka, ev sahibi İsveç’e boyun eğdiyse Fransa’yı devirerek yarı final vizesi almıştı. 1984’te onları üzen kireç noktadan Portakalların suyunu çıkarınca final görülmüştü.

Orta sahada oynamasına rağmen fileleri havalandırmak konusunda pek isteksiz futboluyla bilinen Jensen uzaklardan Almanya’yı avlıyor, Vilfort kupa bizim diyordu. Belki de bu gol Jensen’i Arsenal’e götürürken Londra ekibinin taraftarları onun sayısı için 98 maç bekliyor, onun kısırlığı konusunda şarkılar bile besteleniyordu.

Bu zaferden sonra 1994 Dünya Kupası’nın dışında kalan Çavuşlar, EURO 1996’da sukut-u hayal yaşatıyor, Laudrup Biraderlerin sahne aldığı 1998 Dünya Kupası’nda ise çeyrek finalde Brezilya’ya turnuvanın en güzel maçında boyun eğiyordu. EURO 2000 yine anılmayacak kadar kötü geçiyor, 2002 Dünya Kupası’nda ise gruptan çıkılıyordu.

EURO 2004’te çeyrek finalde elenen Danimarka’nın gruptan çıkması ise unutulmazdı. 1873’teki müttefik, sonra Eurovizyon yarışmalarının minimum 10 puan tedarikçisi İsveç ile 2-2 berabere kalmaları halinde beraberce yoluna devam edecek İskandinav ülkeleri, inanmazsınız bu sonuca imza atmıştı. Son Dünya Kupası ile Avrupa Şampiyonası’nı pas geçen ülkenin Güney Afrika’ya İsveç’i geçerek gelmesiyse ölen öküzlerle bozulan ortaklıkları akıllara düşürmüştü.

Papatya falı gelenekleri düşünülünce, Hollanda, Japonya ve Kamerun’un olduğu gruptan çıkmalarına hiç ama hiç şaşırılmamalıç...

Dünya Kupası 2010 Takım Kadrosu

# Oyuncu Pozisyon Doğum Tarihi Kulüp Maç Gol
1 Thomas Sørensen Kaleci 34 Stoke City 86 0
16 Stephan Andersen Kaleci 29 Brøndby 5 0
22 Jesper Christiansen Kaleci 32 FC Kopenhag 11 0
3 Simon Kjær Defans 21 Palermo 9 0
4 Daniel Agger Defans 26 Liverpool 30 0
5 William Kvist Defans 25 FC Kopenhag 13 0
6 Lars Jacobsen Defans 31 Blackburn Rovers 29 0
13 Per Krøldrup Defans 31 Fiorentina 28 0
15 Simon Poulsen Defans 26 AZ 4 0
23 Patrick Mtiliga Defans 29 Málaga 2 0
18 Christian Poulsen Orta Saha 30 Juventus 72 6
7 Daniel Jensen Orta Saha 31 Werder Bremen 47 3
8 Jesper Grønkjær Orta Saha 33 FC Kopenhag 76 5
10 Martin Jørgensen Orta Saha 35 AGF 94 12
12 Thomas Kahlenberg Orta Saha 27 Wolfsburg 30 3
14 Jakob Poulsen Orta Saha 27 AGF 11 1
17 Mikkel Beckmann Orta Saha 27 Randers 3 0
19 Dennis Rommedahl Orta Saha 32 Ajax 94 16
20 Thomas Enevoldsen Orta Saha 23 Groningen 4 1
21 Christian Eriksen Orta Saha 18 Ajax 2 0
9 John Dahl Tomasson (Kaptan) Forvet 34 Feyenoord 108 51
11 Nicklas Bendtner Forvet 22 Arsenal 32 11
18 Søren Larsen Forvet 29 MSV Duisburg 17 11