Oturup uzun uzun düşmüş Sakarya ile Galatasaray’ın seyircisiz oynadıkları maçı analiz edecek değilim. Maçı bahane edip, fırsat bulmuşken Galatasaray ile ilgili başka konulara temas edelim.
Ve ilk temas edeceğimiz konu, iki haftadır ilk onbirde oynayıp kaptığı formanın hakkını sonuna kadar veren, 21 yaşında bir orta saha oyuncusu; Mehmet Topal. Bir orta saha oyuncusu için, hem uzun boylu fizik, hem de tekniğin bir arada olması, futbolda pek karşılaştığımız bir konu değil. Dünya futbolunda da defansif orta alan oyuncularında ağırlık güçlü, mücadeleci ama kısa boylu oyuncular; Makalele, Gravesen gibi. Vieira gibi istisna kabul edilebilecek uzun boylu ama teknik oyuncular var ve Mehmet Topal da tam olarak böyle. Fiziğinin avantajını kullanabiliyor, ama ince bilek hareketleri de yapıyor, iki ayağını da kullanabiliyor ve şut atabiliyor.
Mehmet Topal konusunda hiç mütevazı düşünmeyelim, Gerets de düşünmesin. Bu avantajları ile Mehmet Topal milli takım için de, Türk futbolu için de çok önemli bir yıldız adayı. Sadece iki maçlık istikrarla bu formanın sezon başından beri Inamoto’nun değil, kendi hakkı olduğunu ortaya koydu. Israr edilirse çok yakında kesilemez hale gelecek ve kesinlikle ısrar edilmeli.
Maçtan bahsetmeyeceğiz dedik ama Galatasaray’ın sağ kanat oyuncularının (Dir düşünün olmayanları; Cihan, Sabri, Hasan Şaş, Arda, Aydın, Okan) yokluğunda Gerets’in yaptığı Tomas-Mehmet Güven kanadını konu etmezsek ayıp etmiş oluruz. Kusura bakmazsanız bir şeyi itiraf etmek istiyorum. Ben senelerdir Daum’un bir Samsun deplasmanında, Servet’e sahada yer açabilmek için Tomas’ı sağ bek oynattığını dost sohbetlerinde hatırlatır, peşinden şahane bir kahkaha patlatırım. Sen misin Daum ile kafa yapan, buyrun Gerets’e…
Biraz abartırsam sanırım konuyla ilgili fikrim daha net anlaşılacaktır; Ben değil Song’u sağ bek oynatmak, Tomas yerine o pozisyonda sol bek Orhan Ak veya santrafor Ümit Karan’a bile öncelik verirdim. Rakip zayıftı, Tomas tecrübeliydi, bu işin abukluğu ortaya çıkmadı ama şu saatten sonra Song’u kesebilmek o kadar kolay değil. Tutup da Fenerbahçe karşısına da bu kurgulu bir savunma ile çıkılır mı, ondan korkuyorum işte. Gerets dışında herkesin söylediği şey, doğru olandır; Song sağbeke geçmeli, Emre-Tomas ikilisi göbekte görev almalıdır ve bu savunma kurgusu Galatasaray’ın senelerdir arayıp da bulamadığıdır.
Mehmet Topal’dan bahsedip adaşından bahsetmemek olmaz. Galatasaray altyapısının yetiştirdiği, eğitimi güçlü, temel futbol hareketleri konusunda eğitilmiş olduğu çok açık oyunculardan biri de Mehmet Güven. Kendi mevkii olamayan sağ açık pozisyonunda ikinci görev alışı (İlki Liverpool maçının son dakikaları), sağlam futbol altyapısı nedeniyle en küçük bir sırıtma yok. Galatasaray bu çocukların önünü iyice açmalı ve kadrosunda “olsa da olur olmasa da…” kabilinden yer alan isimlerle yollarını ayırmalıdır.
Yeri geldi, hemen bir konuya değinelim, yeni dönem Galatasaray kadrosunun şekillendirilmesi çalışmalarına. Seneler önce yazdığım bir konuyu zamanı olduğu için tekrarlamak istiyorum. Galatasaray’ın elinde çağlayan bir futbol altyapısı var. Bu bir nesil şansı falan değil, bu çok sağlam bir fabrikanın seri imalatı. Hal bu iken, halen piyasada isimleri geçmekte olan, çoğu bu takımın altyapısındaki oyuncularla aynı seviyede bile olmayan isimleri transfer etmek, hem parayı çarçur etmek, hem de altyapının idari ve teknik motivasyonunun içine etmektir.
Polat-Sezgin ikilisinin Stauce, Kuzmanoski, Saffet Sancaklı gibi önemli transfer icraatları hatıramızdan silinemediği için, olaya tedirgin yaklaşıyoruz. Servet’e kimsenin itirazı yok, ama konuyu abartmamak, fiyatı olması gerekenin çok üzerinde şişmiş oyuncular için ısrarcı olmamak lazım. Dahası yerli oyuncu transferi yapmamak lazım. Altyapı bu ihtiyacı fazlası ile karşılar.
Bir de yabancılar konusu var. Galatasaray’dan gönderilecek yabancı oyuncu adedi, tartışmaya hiç gerek yok, ikidir. Bunlardan Marcelo Carrusca kesinlikle kiraya gönderilmelidir, Inamoto’ya ise teşekkür edilmelidir. İdari ve mali bir karar olarak Song veya Tomas’tan biri ile yol ayrılabilir, alternatifleri hazır ve güçlü oldukları için ama mali bir zorunluluk yok ise her ikisi de kadroda tutulmalıdır. Kamuoyunda gönderilecekler arasında adı geçen Sasa Ilic, çok iyi bir bonservis geliri elde edilmeyecek ise, kesinlikle kadroda kalmalıdır. Mondragon konusuna değinmeye bile gerek yok.
Bu transfer işinin başında Polat-Sezgin ikilisi oldukça, sizi bilmem ama bana rahat yok. Çok eskiye gitmeye gerek yok; Heinz üstüne para verilerek yollandı, Carrusca’ya bir çuval para verilerek alındı, işte sonuç.