Kritik maçlar öncesinde (gündem ne olursa olsun) toplumda spora ilgi duyan-duymayan herkes futbola odaklanır. Medyadan başlamak üzere, günler süren tartışmalar, olasılıklar, geri sayımlar birey olarak hepimizi etkisi altına alır. Hangi oyuncular oynayacak, teknik direktörler nasıl bir taktik anlayışı benimseyecekler, maçın yıldızı kim olacak, sonuç şöyle olursa bundan sonra ‘böyle’ olacak, böyle olursa da ‘şöyle’ telaşı manşetlere taşınır. Haliyle bir bilene sormak gerekiyor…
Bizim mahallede de önceleri maçlara gittiğimizi bilen, şimdilerde burada, sağda-solda futbol yazdığımızı duyan konu-komşu, eş-dost aynı soruları sorar oldu. “Bu maç ne olur?” Nasıl bir cevap verileceği konusuna gelince, normali gönlümden geçeni söylemekken, bu işi yapan adamın gönlünden bir şey geçmemesi gerektiği gerçeğiyle karşılaştım. “Fenerbahçe yener” deyince “olur mu”, “Beşiktaş yener” deyince “sen bu işten anlamıyorsun.” Oysa burada maçtan önce yaptığım bir değerlendirmede (“Savunma sigortası: Ümit ve Önder” başlıklı yazıda) ne olabileceğine ilişkin düşüncelerimi üstü kapalı da olsa ifade etmiştim. Tabi şimdi “neden okumadın” diye de kızamazsın kimseye.. ben de kendime (Radikal yazarı) Cemil Müneccimce bir yöntem buldum, maça ilişkin ‘ne olur’ kısmı geldiği zaman, papatyaları ortaya döktüm…
16 Eylül 2004 tarihinden itibaren 2 takımın İnönü’de oynadığı maçlarda 1 Beşiktaş, 1 Fenerbahçe kazanıyordu. Aynen papatya falında olduğu gibi, yaprak kimi işaret ederse o kazanıyordu... En son maçta (hatırlayacaksınız kupa maçı) Beşiktaş kazanmış ve bu serüven 7. maçında da bozulmamıştı. Şimdi sıra Fenerbahçe’deydi, ve “onlar kazanacak…” demiştim…
Bir kez daha gördük, “papatyalar yalan söylemez sevgili okur…”
Fenerbahçe şampiyonluğu bırakmaz
2 takım aynı sezon içinde 2. kez final maçına çıktı. Kupada gülen taraf Beşiktaş olurken, lig yarışında da “olmak yada olmamak” repliğinin şık duracağı 31. hafta geldi çattı… Bir tarafta kuşlar familyasının en yırtıcısı Kartal, ‘tabiatına aykırı’ savunma oyunuyla İnönü’de dahi rakiplerini pençeleyemezken, diğer tarafta aynı familyanın en bir kuşa benzeyeni Kanarya, “bir kedi gördüm galiba” şaşkınlığıyla sürekli Sylvester’dan kaçıp duran Tweety’ye benziyordu…
Ama artık ne tabiatına aykırı davranma şansı kalmıştı Kartal’ın, ne de kaçma hakkı kalmıştı Kanarya’nın… Beşiktaş 13 maçtır kazandığı statta, Fenerbahçe ise bu sezon hiç yenemediği rakibiyle karşılaşıyordu ve çıkıp sahada ellerinde gelenin en iyisini yapmak için çaba sarf edeceklerdi. Çünkü, Beşiktaş kazanırsa lider, (bence) Fenerbahçe kazanırsa şampiyon olacaktı…
İki takımda oldukça keyifli, zaman zaman tansiyonun yükseldiği ama genel olarak ‘izlenmeye değer’ bir maç çıkarttı. Fenerbahçe maçın henüz başında Kezman ile golü bulunca (golü hazırlayan Tuncay’ın aynı final pasını Kadıköy’deki kupa maçında Tümer’e de attığını da hatırlatmak isterim), hamleler Tigana’dan gelmeye başladı. Zico da bunlara karşılık vermekte gecikmedi. İki hoca da son çarelerinin hemen hepsini sahaya sürdü. Fenerbahçe (bana göre ) ideal savunma hattıyla fazla açık vermeyince, Beşiktaş da ikinci yarıdaki baskılı oyununu golle süsleyemeyince maç da ilk dakikalarda gelen golle sona erdi.
Fenerbahçe adına savunma dörtlüsü, Tümer ve Kezman ön plana çıkan isimler olurken, Beşiktaş’ta Ricardinho ve Burak etkiliydi. Serdar ve İbrahim Üzülmez çok çalışkandı. İbrahim Toraman’ın gördüğü kırmızı kartı ağır buldum. Bursaspor maçında Burak ile birlikte eksiklikleri hissedilecektir. Ayrıca Kezman da sarı kart cezalısı durumuna düştü, Trabzonspor maçına yer almayacak.
Taraftara teşekkürler…
“19. yüzyılın sonlarından itibaren varlığını hissettiren ve kendisinden önceki klasizme tepki olarak doğan romantizmin Türkiye’deki en somut yansıması nedir” diye sorsanız, sanıyorum hiç düşünmeden “Çarşı” yanıtını verirdim… Çarşı’nın renkli görüntüsüne, duruşuna saygı duyuyorum ve onların her şeye olduğu gibi, insanın yaratma özgürlüğü önündeki engellere de karşı olduğunu düşünüyorum… Daha da önemlisi endüstriyel futbolun yok etmeye başladığı tribün kültürünü bir yerinden yakalayıp, ona sonuna kadar sahip çıktıkları, yaratıcı oldukları, oldukça gergin olan atmosfere karşın sağduyulu davrandıkları için de kendilerine teşekkür etmek istiyorum… espriler, eleştiriler, çekişmeler böyle olduğu sürece futboldan daha fazla keyif alacağız kanısındayım…
Stadyum dışında yaşanan olayların ise bu tabloyu etkilemediğini söylemeliyim… bu konuda yetkililerin daha dikkatli olmaları gerekirdi, daha fazla tedbir alınmalıydı… ki aynı bölgede bunu yapabileceklerini 5 gün önce hep birlikte görmüştük!!!
Romantizm akımın popülaritesine katkı sunan Victor Hugo’nun çok sevdiğim bir cümlesiyle bitirmek istiyorum, “hayat yarım kalmış bir cümledir…”