
Karşılaşma sonrası yorumlarda gözlediğim ortak değerlendirmelerin bazılarına hemfikir olmadığımı ve karşılaşmayı daha farklı bir gözle izlediğimi söylemeliyim. Şöyle ki;
Aurelio’nun yokluğu Fenerbahçe için büyük dezavantajdı: Aslında Beşiktaş’ta Koray’ın olmayışı ve onu tek alternatifi Kleberson’un artık hiç olmayışı çok daha büyük bir handikaptı Beşiktaş için. Serdar çok yalnız kaldı. Fenerbahçe’de ise sakatlıktan yeni çıkmış olsa da, Appiah gibi dünya çapında bir alternatifi vardı Aurelio’nun.
Maçın yıldızı Deniz’di. Tümer ve Kezman da diğer yıldızlardı: İlk 3 aşağı yukarı bu şekildeydi. Bu yorumlardan ya Fenerbahçe’nin oyunun anlamlı bir kısmında üstün olduğu ya da çok güçlü bir rakibe karşı 300 Spartalıvari bir mücadele verdiği zannedilebilir. Benim izlediğim karşılaşmanın yıldızları Edu ve Serdar’dı.
Serdar, altta kalmasına, ezilmesine, çok şiddetli çarpışmalara maruz kalmasına rağmen ölümüne bir mücadele verdi. Üstelik alışık olmadığı biçimde hücumda da görev almaya çalıştı. Sol ayakla şut atma cesareti bile gösterdi ve yıllardır bu takımda sol kanatta görev yapan İbrahim’in şutlarından çok daha düzgün bir şut çıkardı.
Edu ise, sırtı dönük top almakla ve bunları geriden çıkacak arkadaşlarına dağıtmakla görevli Nobre’ye göz açtırmadı. Bu nedenle Beşiktaş özellikle ilk yarıda tıkandı. İkinci yarıda Nobre, topla hemen hemen hiç buluşamadı.
Deniz iyi oynadıysa bile, yanında Appiah ile beraber Serdar’a karşı mücadele etmesi o kadar da zor değildi.
Bu arada ilginç olan, iki takımın da önceki maçlarında kritik rol oynayan 2 kaleciye de hemen hemen hiç iş düşmemesiydi.
Golde Kezman’ın büyük ustalığı, İbrahim Toraman ve Gökhan’ın büyük hatası vardı: Aslında goldeki ustalık Tuncay’a aitti. Büyük hatayı yapan oyuncular ise İbrahim Üzülmez ve Baki idi. İbrahim Üzülmez’in Tuncay’ı o pozisyonda kovalamaması affedilemezdi. Tuncay da affetmedi zaten ve Kezman’a mükemmel bir pas çıkardı. O pozisyondan saniyeler önce, Beşiktaş ilk kez toplu halde rakip sahaya geçmişti ve Beşiktaş savunmasının henüz yerleşememiş olması da bu hatada pay sahibi.
Bu arada, İbrahim Toraman ve Gökhan’ın hatasız olduğunu söylemek de doğru olmaz. Çünkü daha önce de yazdığım gibi, bu ikili rakip hücumlarda, bazen topa fazla odaklanmaktan, arkaya kaçan rakip forvetleri atlıyorlar.
Fenerbahçe sağdan çok etkiliydi. Gol de buradan geldi: Aslında herkesin gördüğü bir gerçek var ki, Beşiktaş’ın sol değil, sağ kanadı delinmeye çok müsait. Burak geriye yardıma pek gelmiyor. Mustafa ise klasik çizgi adamı değil ve kolay geçiliyor. Buna karşılık, sol kanatta Baki ve İbrahim Üzülmez rakibi yıldıracak kadar ısrarlı ve sert müdahalelerde bulunabiliyorlar. Tuncay solda oynasaydı Fenerbahçe çok pozisyon bulabilirdi.
Tigana sahaya yanlış kadro çıkardı. Tek forvetle oynanmaz, oynanacaksa da Bobo’yla oynanır: Elindeki diğer alternatifleri düşünürsek, Tigana’nın pek de yanlış kardo çıkarttığından bahsedilemez. Bobo sakatlıktan hala tam olarak çıkmadı ve Tigana muhtemelen bu yüzden onu tek yarı riske etti. Belki Burak’ın yerine Ali Tandoğan oynayabilirdi.
Beşiktaş çizgi savunması değil alan savunması yapmalıydı: Bu belki haklı bir eleştiri olabilirdi; ligin sonunda yapılmış olmasaydı. Bütün ikinci yarıyı Beşiktaş bu savunma anlayışıyla oynadı. Eskisi kadar olmasa da çok hata yaptığı doğru. Ancak son 7 karşılaşmada 1 gol yemişken (kaleciler sayesinde de olsa) böyle kritik bir maçta savunmanın ezberlediği bir oyun sistemini değiştirmek hiçbir akıllı teknik direktörün yapmayacağı bir iş. Beşiktaş bu savunmayı biraz daha ileride kurabilse ve kendine güveni daha yüksek olsa şansı daha fazla olabilirdi.
Galibiyeti hakeden taraf Fenerbahçe/Beşiktaş idi: Bu konuda farklı yorumlar olsa da, aslında hakeden bir taraf yoktu. İlk yarıda Tümer bir gol kaçırırken, Beşiktaş ilk yarıda Burak, ikinci yarıda ise Bobo ile ikişer mutlak fırsattan yararlanamadı.
Özellikle Burak’ın kaçırdığı pozisyonlar için söyleyecek birkaç söz var. Burak’ın tek yapması gereken topu çekmek ve yerdeki rakibi ekarte edip şut çekmek iken, panik halinde berbat şutlar çıkararak takımını 2 golden etti. Zaten Beşiktaş’ın 2 kanadında altyapısı çok zayıf 2 oyuncunun olması büyük talihsizlik. Burak’ın bu eksiklerinin yanısıra, İbrahim Üzülmez’in şutları ve ortaları hayatında hiç futbol oynamamış birininki kadar kötüydü.
Son olarak Zico’nun yaptığına değinmeden geçemeyeceğim. Evet takımı çok büyük talihsizlikler yaşadı. Aurelio yoktu, Tuncay erkenden sakatlandı. Ancak yine de Alex’i böyle bir karşılaşmada, son dakikaya kadar oyunda tutmak cinayete teşebbüs ile eşdeğerdir. Alex’in son dakikalarda bayılacağından bayağı korktum. Bir teknik direktör futbolcusunu nasıl tanımaz ve sahadaki halini nasıl görmez anlamıyorum.
Gerçek Kazananlar.. Beşiktaş Taraftarı...
Kim kimi gösterirse göstersin, karşılaşmanın gerçek yıldızı, iki taraf yöneticilerinin tüm kışkırtma ve germe çabalarına ve son zamanlarda yaşanan tatsız olaylara rağmen, dostluk ve birlik mesajları veren pankartlar açan ve rakiplerine iğneli ve esprili sloganlar yazan Beşiktaş taraftarıydı. Kuşkusuz münferit olaylar oldu; ancak bu organize güzellikler bunları gölgede bıraktı.
Karşılaşmanın hakemi Fırat Aydınus bazı hatalar yaptı kuşkusuz. Bunların en büyüğü, ikinci yarıda, sadece 2 sakatlık süresinin toplamı 4 dakika olduğu halde ve bunun dışında birçok kesinti ve değişiklik olduğu halde, kronometresini durdurmamasıydı. Mustafa ve İbrahim Toraman’ın hareketleri yoruma açıktı ve birinde kırmızı, diğerinde sarı kartını çıkardı. Bunlara yorum yapmak doğru olmaz. Aynı şekilde, Kezman’ın arkadan Gökhan’a anlamsızca ve ısrarla vurmasını da kartla cezalandırması gerekebilirdi. Ancak her ne olursa olsun, hafta içinde, kendisini baskı altına almaya yönelik konuşmalardan etkilenmediği gösterdi. Asıl başarısı da buydu.
Son olarak, bu listeye futbolcuları koymak istiyorum. Özellikle Fenerbahçeli futbolcular, Lugano ve Kezman gibi futbol oynamaktan çok aldatmaya ve rakibi kıskırtmaya yönelik hareketleri alışkanlık haline getirmiş arkadaşlarına ve ortamı germeye çalışan yöneticilerine rağmen centilmence mücadele ettiler.
Gerçek Kaybedenler
Karşılaşmanın gerçek kaybedenleri ise tabii ki, rekabeti geren, kaybetmeyi hazmedemeyen ve kazanmak uğruna herşeyin mubah olduğunu düşünen yöneticilerdi. Özellikle milyonlarca Fenerbahçe taraftarı adına karar alma hakkını kendi menfaatleri içinde bularak, “ligden çekilmeyi düşünüyoruz” tarzı çocukça mızıkçılıklar ve tehditler savuran kişilerdi. Bu kişilerin “ligden çekilme” konusunda şu anda ne düşündüğünü merak ediyorum.