l NEVZAT AYDIN
Bu sefer farklı olabilir mi diyordum. Gruptaki son maçlar sonrası neredeyse ikinci takımı ile Arabistan maçına çıkan İspanya'yı mı yoksa bizzat izlemek işkencesine katlandığım - hayatımda ilk defa bir Dünya Kupası maçı seyrederken uyuyan insanlar gördüğüm - Ukrayna-Tunus maçındaki ıslıklanan futbolu mu yazacaktım. Fransa'nın basiretsiz ve karaktersiz '1-0 olsun bizim olsun' oyunu neticesinde grupta zar zor ikinci olması sonucu eşleşme İspanya-Fransa şeklinde gerçekleşti. Domenech, Fransa takımına potansiyelinin yarısını oynatabilse gruptan birinci çıkarlar ve tıpkı bütün diğer grup liderlerinin yaptığı gibi çeyrek finale İspanya ile beraber yükselirlerdi. Her kupanın öncesinde favori olan ancak mutlaka bir şekilde turnuvanın dışında kalmayı beceren İspanya bu sefer gençleşen kadrosu ile daha yukarılara tırmanabilirdi. Ama yine olmadı, hem de daha iyi oynadıkları bir karşılaşmayı ufak tefek birtakım detaylar yüzünden kaybettiler.
Aragones'in maça Raul, Villa ve Torres ile başlaması ilginç, ancak maç 1-1 ve uzatmaya doğru giderken Raul, Villa ve Xavi'yi değiştirmesi daha da ilginçti. İspanya'nın golü alakasız bir pozisyonda artık yaşlandığını iyiden iyiye belli eden Thuram'ın hatasında penaltı ile geldi. Ancak daha sonra sahnede maçın Vieira ile beraber yıldızı olan Ribery vardı. Sadece paslarıyla ve deparlarıyla değil, topla çok iyi ve çabuk oynamasının yanısıra sürekli dikine kaleye giden Ribery, Aragones'in kanımca son derece gereksiz ofsayt taktiğine düşmemekte Henry'den daha becerikli olunca, Fransa aradığı beraberlik golünü çabuk buldu. Böyle bir oyuncuyu elinden kaçırmak bile tek başına istifa sebebi olmalıydı Galatasaray'da.
Kupada yaşanan hakem rezaletleri ise kabak tadı verdi. İspanya-Fransa karşılaşmasında da hakemin Fransa'nın 2. golü öncesi verdiği faul - sarı karta hiç değinmiyorum bile - oldukça garipti. Barcelona ile oynadıkları final maçı sonrası açıklama yapan Henry 'Kendimi atmayı beceremiyorum. Ben kız gibi oynamıyorum.' diyerek Barcelonalı oyunculara ve kendisine karşı oynayan Puyol'a gönderme yapmıştı. Faul pozisyonu sonrası yüzünü tutarak kendini yere bırakırken aklından neler geçiyordu acaba.
Hakem olayına bir çözüm getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu kadar üst düzey hakemlerin bu kadar saçmasapan ve ardarda hata yapması sonucu maçlara birebir etki etmesi olacak iş değil. Benim favorim Almanya-İsveç maçında Frings'in uyarısı ile maçı durdurup suratında sadistik bir gülümseme ile Lucic'i oyundan atan Carlos Simon. Onun yanına Materazzi'yi son adam diye kırmızı kartla atan Medina Cantalejo'yu - hani bizim 1-1 biten Gürcistan maçında Hasan'ın gol pozisyonunda sarı kart gösteren - koyun, futbolla alakası olmayanMassimo Busacca'yı ve maç sonrası 'Portekizli oyuncuların kendilerini yere atıp oyunu yavaşlatacaklarını biliyordum ama Hollanda'dan bu tip bir oyun beklemezdim.' diye açıklama yapan Ivanov'u ekleyin. Buna bir adama iki kez sarı kart gösteren ve şu anda büyük ihtimalle Avustralya'nın turu geçmesiyle Dünya Kupası tarihine 'maç tekrarlatan hakem' olarak geçmediği için Avustralyalılara dua ediyor olan Graham Poll'u nasıl anlatsam bilemiyorum bile. Bir de Brezilya-Gana maçında - benim tarzını çok beğendiğim, Leeds-Galatasaray maçını yöneten - Lubos Michel eklenince artık bu işin doğru düzgün halledileceğine inancım kalmadı. Sepp Blatter de sürekli çıkıp hakem hataları için konuşmaktan yoruldu. Ondan turnuva sonrası hakemler konusunda oyun ile ilgili ciddi değişiklikler bekliyorum.
Bu iş bizim hakemlere yaradı ya ona üzülüyorum. Şimdi inanılmaz hatalar yapacak sonra da katıldıkları spor programlarında 'Hakem de hata yapar. Dünya Kupası'nda gördük, dünyanın en iyi hakemleri ne hatalar yapıyorlar.' diyecekler. Bu arada hakemlerle ilgili ilginç bir durum da statlarda maçlar oynanırken yapılan tekrarlar. Normalde maç oynanırken goller ve önemli pozisyonlar dev ekranlarda tekrarlanıyor ancak tartışmalı pozisyonlar gösterilmiyordu. Hangi pozisyonun tartışmalı olup olmadığı stattaki görevlinin anlık kararına bağlıydı. Brezilya-Gana maçında ise golün kendisi ofsayt tartışmalı bir pozisyon olduğu halde tekrar gösterildiğinde çok ciddi bir durum ortaya çıktı ve Ganalı oyuncular yan hakeme ve hakem Lubos Michel'e elle kolla her türlü itirazı ettiler. Ama ofsayttan golü verdiğini ekrandan da gören Michel ikinci sarı kartı çıkartabilmek için bayağı bir süre durumu idare etti.
Yine maçtan uzaklaştım. Konu hakem olunca dayanamıyorum ne yapayım. İspanya Futbol Federasyonu 23 resmi maçta ilk yenilgisini alan Aragones ile devam etmek istiyor. Ama turnuva öncesi 'Bu takımı ilk dörde sokamazsam istifa ederim.' diyen Aragones'in ne yapacağı ben bu yazıyı yazdığım sırada hala belli değildi.
H grubunun ikinci temsilcisi Ukrayna ise tam bir şans küpü. Önce Tunus ve Suudi Arabistan gibi Dünya Kupası elemelerine Avrupa'dan seribaşı soksanız katılma hakkı elde edemeyecek iki takımla aynı gruba düştüler. Ondan sonra da turnuvaya gol yemeden veda edecek kadar kısır futbol oynayan İsviçre'den penaltı atışları sonunda 3-0 ile sıyrılıp çeyrek finale kadar yükseldiler - 0'a karşı biten penaltı atışı bu açtan başka birtek Barcelona'ya karşı Ducadam'ın 4 penaltı kurtardığı maçı hatırlıyorum. Tunus ve İsviçre maçlarını canlı seyrettim. Seyirciler oyundan sıkılıp iki takımı da sürekli ıslıkladılar. Bu tip top oynayan takımların Dünya Kupası'nda bırakın tur atlamasını, oynamasını bile istemiyorum. İtalya'yı geçeceklerini hiç zannetmiyorum. Özellikle İtalya erken bir gol bulursa maç İspanya maçı gibi farklı bile bitebilir.
İspanya ve Ukrayna ile ilgili şimdilik bu kadar. Önümüzdeki günlerde Almanya-Arjantin ve Brezilya-Fransa çeyrekfinallerini seyrediyor olacağım. FIFA'nın başka bir anlamsız uygulaması sonucu futbolseverlerin büyük bir kısmı işlerinde olduğu için iki çeyrekfinal maçını kaçıracaklar. Avrupa Futbol Şampiyonası'nda bile hergün bir çeyrekfinal maçı yapılıyorken Dünya Kupası'nda iki maçı bir güne sıkıştırmak çok büyük bir hata.
Hollanda-Portekiz maçından sonra her gittiğim maçta, hatta Hollanda plakalı arabamla yolda giderken 'Ohne Holland, wir fahren nach Berlin...' bağrışlarını duyuyorum. Yani 'Berlin'e gidiyoruz Hollandasız.' gibi birşey oluyor Türkçeye çevirince. Almanlarda bu kadar Hollanda ile ilgili kompleks olduğunu bilmezdim doğrusu. Ama yine de kibar adamlar, gülerek siz final maçına gelemiyorsunuz diyerek takılıyorlar. Bizde analı avratlı küfür olmadan bu tip takılmaların olduğunu düşünemiyorum bile.