Kulüp yönetimlerinde problemler, fikir ayrılıkları olabilir, ancak işin gelip bağlandığı nokta takım için neyin doğru olduğunun tespit edilmesidir. Bu kadar senedir futbolun içersindeyim; Trabzonspor’un bu seneki yönetimi kadar birbirinden haberi olmayan, kulübün çıkarını gözetmeksizin alakasız zamanlarda saçmasapan demeçler veren bir ekip görmedim. Kendi içinde hiçbir şekilde bir takım duruşu gösteremeyen bir yönetimin yönettiği takımın da yine camiayı hüsrana uğratması kaçınılmazdı zaten.
Size mi kalmış Beşiktaş-Fenerbahçe kupa maçı sonrası Ali Koç’un gösterdiği tepkiye laf etmek, siz kendi işinize bakın da gidip Erciyesspor’u geçip kupada finale çıkın. Bu kadar ezik, kompleks dolu olur mu insan? Hiç koskoca bir camiayı temsil ettiğini düşünmeden bireysel olarak bu kadar ciddi konularla ilgili aklına gelen bu kadar rahat söylenir mi?
Neyse. ‘Yönetimden bahsetmeyeceğim.’ demiştim kendi kendime, yine tutamadım. Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu ilan ettiği maç aslında tatsız tutsuz geçti. Fenerbahçe’yi izleyenin bu takımın şampiyonluğa nasıl oynadığını anlayamadığı, Trabzonspor’a bakanın da neden üçüncü golü atmak istemediğini anlayamadığını söyleyebileceği bir maçtı. Maçın ilk 30 dakikasında Trabzonspor’un mutlak gollük iki akını ofsayt diye kesilip, bir pozisyonda da Ümit’e gösterilmesi gereken kırmızı kart gösterilmeyince aslında hakem Abidoğlu kendini belli etmişti. Hep öyledir ya şampiyonluk maçının ardından pozisyonlarla uğraşmanın bir anlamı yoktur denir. Ben de Fenerbahçe’yi her cephede gösterdiği başarı için tebrik edip devam edeyim.
Çağdaş sağolsun çok çalışıyor, uğraşıyor, takımı için elinden geleni yapıyor. Ancak o nasıl bir çalım yemek Çağdaş kardeşim. Pozisyon olmayan yerde Tuncay’dan bir stoper olarak öyle bir çalım yenir mi? Trabzonspor tam Erdinç’i başarılı bir şekilde stopere monte etmişken Risp ve Stepanov’u sakatlıklar yüzünden kaybetti. İkinci yarı yenilen birçok golde bu şanssızlıkların ciddi payının olduğunu düşünüyorum.
Ben her sene Trabzonspor’un lige son derece kötü başlayıp, puan cetvelinin alt sıralarına kadar düşüp ondan sonra canını dişine takarak şansının da yardımıyla ligi dördüncü bitirmesinden çok sıkıldım. Üç büyük takımın bu kadar kötü olduğu bir dönemde, üstelik bu takımlarla oynadığı maçlarda da belirli bir ölçüde başarılı da olmuşken lig yarışının bu denli uzağında kalınıp, kaf dağının ardında olan ve x takımın y takımını yenip, z’nin kupayı almasıyla uefa kupasına kalmayı hedeflemek bana trajikomik geliyor. Bir de bunların üstüne kompleksli yöneticilerin abuksubuk açıklamaları ve yönetimin günü kurtarmak adına faiş fiyata yaptığı transferler eklenince inanın insanın içinden tuttuğu takımı yazmak bile gelmiyor. Bu yönetimin hakkını vermem gereken birtek şey var. O da taraftar baskısı karşısında dik olarak durmayı biliyorlar. Bu duruşun yarısı Atay Aktuğ ve Şenol Güneş’de olsaydı bu takım şimdi bambaşka yerlerde olabilirdi. İki senedir UEFA kupasına kim gidecek diye stres yapmaktan içim dışım Kayserispor oldu. Ne yazık ki seneye de birşey değişmeyecekmiş gibi geliyor.