Sezonun ikinci yarısında ilk maç Kayseri Erciyesspor'a karşıydı. İç Anadolu temsilcisi sezonun bu yarısına Bülent Korkmaz ile başlıyor ve yükselişe geçeceğinin sinyallerini Fenerbahçe karşısında veriyordu. Ligin deneyimli golcüsü Cenk İşler'in sayısıyla öne geçen Erciyesspor, son dakikalarda Alex'in golüne engel olamıyor, Fenerbahçe iki puanı Kayseri'de bırakarak, ikinci yarının hemen başında rakiplerine "lig yeniden başlıyor, gardınızı alın" diyordu.
İzmir'de Gençlerbirliği'ni ağırlayan Fenerbahçe, kombineli seyircisinden yoksun çıktığı maçta Tuncay'ın golüyle öne geçiyor, Başkent ekibi adına Mehmet Nas harika bir golle buna yanıt veriyordu. Mehmet Aurelio, Trabzonspor maçında olduğu gibi sahneye çıkıyor, galibiyet golünün altına imzasını atıyordu. Kezman bu maçta da kırmızı kart görünce, taraftar Sırp yıldıza da isyan etmeye başlıyor, bu kart İzmir'in havasının yıldız oyuncuya Ankaragücü maçında gördüğü kartla birlikte düşünüldüğü zaman pek de yaramadığını gösteriyordu.
İSTİKRAR SAĞLANAMADI...
İkinci yarının daha da heyecanlı geçmesine neden olacak maç ise Rize'de oynanıyor. Fenerbahçe belalısı Rıza Çalımbay'ın devraldığı Çaykur Rizespor karşısında varlık gösteremiyordu. Eski golcüsü Zafer'in sayısına genç yetenek Ferdi Elmas katkı yapıyor, 2-0 geride olmak, Fenerbahçe'yi çaresiz bırakıyordu. 70'de gelen Semih golü skoru belirlemekten öte geçemiyor Fenerbahçe rakiplerine "sizleri de yarışta görmek isteriz" mesajı gönderiyordu.
Fenerbahçe haftalar sonra Saraçoğlu'nda seyircisinin huzuruna çıkıyor, maça da fırtına gibi başlıyordu. Tümer'in attığı golle öne geçen, Martinez'in uçan tekmesiyle yerde kalan Semih'in kaçırdıklarıyla akıllarda kalan maçın farka gideceğini düşünenler maçın ikinci yarısında yanılıyordu. Fenerbahçe, taraftarlarına tam hazır olmadığının sinyalini veriyor, elde edilen 3 puan dışında, gündem takımın penaltı kazanamaması oluyordu.
Yılmaz Vural ile birlikte sezonun en keyifli futbolunu oynamaya başlayan Antalyaspor deplasmanında takımın her şeyi Tuncay'ın yokluğu sıkıntı yaratıyor, "Appiah gitmek istiyor" söylentileri daha bir güçlü konuşulmaya başlıyordu. Artık sezonun flaş ismi statüsünde yer alan Ali Bilgin maçın tek sayısını scoreboard'a yazıyor, Sarı Kanarya boynu bükük bir halde İstanbul'a dönüyordu.
Fenerbahçe, ikinci yarının yükselen değeri Sivasspor maçında, belki de sezonun en efektif futbolunu oynuyor ama top direkleri geçmiyordu. "Şapkamı çıkartıyoprum" Bülent Uygun'un talebeleri Kadıköy'de de aslan kesiliyor, Fenerbahçe beraberliğe razı oluyordu. Servet'in kafayla attığı gol, sarı-lacivertlilerin hava hakimiyetinin olmadığını dillere pelesenk ediyordu.
TAKIM TOPARLANDI
Konyaspor maçı öncesi Kadıköy'de artık rahat maç izlenmeyeceği tartışılıyordu. Saraçoğlu'nda moral alkışlarıyla başlayan maçta Fenerbahçe ilk yarı bitmek üzereyken öne geçiyor, ikinci yarının başında bulduğu 2 golle de maçı 3-0 kazanıyordu. Fenerbahçe yeniden yükselişe geçişinin sinyallerini veriyor, Kezman da, bu kritik maçta attığı golle birlikte "ben henüz bitmedim" çığlığı atıyordu. Bu çığlık bir hafta sonra Bursa'dan da duyuluyordu. Deyim yerindeyse ligin ‘ters' takımı Bursaspor'a karşı oynanan maçta Kezman önce asist, ardından güzel bir gol atıyor ve Fenerbahçe maçı 4-0 kazanıyordu. Fenerbahçe bu galibiyetle rakiplerine de gözdağı vermeyi başarıyordu.
Aykut Kocaman'ın talebeleri, gündüz gözüyle Kadıköy'e misafir ediliyor, Wederson'un penaltısıyla ‘yine mi' şaşkınlığı yaşanırken, Alex'in jeneriklere girecek enfes golüyle ilk yarı skor eşitleniyordu. İkinci yarıda kurulan baskıya Ankaraspor daha fazla dayanamıyor, bitime 18 kala Tuncay Şanlı sahneye çıkarak skoru belirliyordu. Üst üste elde edilen bu galibiyetlerle takım havaya giriyor, şampiyonluk şarkıları daha bir güçlü söylenmeye başlıyordu.
VERİLMEYEN PENALTI!!!
Kayserispor maçının zorlu geçeceği, sahasında yenilmeyen sarı kırmızılı ekip karşısında alınacak puanların altın değerinde olduğu herkesçe biliniyordu. Nitekim Fenerbahçe, Tuncay ile öne geçiyor, oyun üstünlüğü yakalıyor, rakibine ilk yarı neredeyse pozisyon dahi vermiyordu. Tam bu sırada, ilk yarı için bu yorumları yapıp hakemin düdüğünü beklemek üzereyken Uğur Boral'ın telaşlı koşusuna, transferin gözdesi Mehmet Topuz yetişiyor, ilk yarının skorunu tayin ediyordu. Sarı Kanarya, ikinci yarıda bambaşka bir Kayserispor buluyor, rakip öne de geçiyor, Tümer yerde kalıyor, ilk penaltı bu maçta da gelmiyordu. Deivid, maçın bittiği anda kafasını uzatıyor ve yılın belki de en kritik golünü atıyordu.

Fenerbahçe Kayseri'den 1 puan çıkarttığı için neredeyse seviniyor, sezonun ilk yarısı şampiyonluk hayali kuran, ikinci yarısı düşmemeye oynayan Vestel Manisaspor'a Kadıköy'ü dar etmek için sahaya çıkıyordu. Fenerbahçe, Manisa'nın başına gelen Giray Bulak'ın başına ne işler açacağından habersiz, saldırmaya çalışıyordu. Hakem neden penaltıyı verdi, vermedi tartışmasıyla maç bitiyor, beklenmedik 2 puanlık kayıpla, Fenerbahçe şok yaşıyordu.
Gaziantespor maçına, ‘kazanmak yada kazanmak' parolasıyla çıkan Fenerbahçe, ligin 29. haftasında ilk penaltısıyla tanışıyor. Kaleci Oğuz Dağlaroğlu, Kezman'ı yere seriyordu. Alex'in sola çaktığı, takımı öne geçirdiği penaltının ardından, Tuncay-ötesi bir golle Fenerbahçe maçı kzaanıyor, Gaziantespor'u da düşme potasının içine itiyordu.
100 YILIN DERBİSİ
İntikam şarkılarının söylendiği Kadıköy'de rakip, tabi ki Denizlispor'du. Fenerbahçe hızlı başladığı goller bulduğu, penaltı kazandığı maçın son bölümünde yaşadığı panik-atağın etkisiyle, dişe diş oynayan Denizlispor'dan intikamını alamamış olurken, bir hafta sonra konuk olacağı Beşiktaş ile arasındaki puan farkı 2'ye iniyordu. Kaybetmesi halinde liderlik koltuğuna veda edeceği, şampiyonluk şansını azaltacağı maç öncesi sessizlik havası hakim oluyordu. Samandıra'da maçın önemi üzerine yapılan konuşmalar basına kapatılırken, İnönü'de görülmeye değer bir coşkuyla, Beşiktaş taraftarı şampiyonluğu istiyordu.
Beşiktaşlı taraflar İnönü Stadyumu'nda, büyük bir coşku, unutulmaz bir maç izletiyor, Fenerbahçe büyük maçlarda daha etkili olduğunu bir kez daha gösteriyordu. Maçın başında Batman'ın 'Kezmanvari' golüyle öne geçen Kanarya, maçın geri kalan kısmında, Kartal ataklarını savuşturmakla yetiniyor, Tigana ve Zico belki de o maça değin yapmadıkları taktiksel atraksiyonlarını peşi sıra yapıyorlardı.
Maç o muhteşem golle sona erince, Fenerbahçe 100 yılın derbisinden 3 puanla ayrılıyor, en yakın rakibine de ligin bitimine 3 hafta kala 5 puan fark atıyordu.
ŞAMPİYON FENERBAHÇE
Ve sezonun bitimine iki hafta kala, Fenerbahçe cezası nedeniyle İzmir'de oynana maçta Trabzonspor'u konuk ediyor, aynı saatte oynanan diğer karşılaşmalarla birlikte heyecan başlıyordu. Karadeniz temsilcisi maça çok hızlı başlıyor, golünü atıyor fakat Fenerbahçe bu golü çabuk çıkartıyordu. Bordo mavililer devrenin bitimine az kalan ikinci golü buluyor, sarı lacivert taraftarı fenalık basıyordu. Maçların ilk yarıları bittiğinde, geçen yıldan kalan 'acaba' sendromu devreye giriyor, Beşiktaşlıların umutları azalırken Galatasaray şampiyonluk yarışında iddialı pozisyona geliyordu. İkinci yarıda şampiyonluk şarkılarının söylenmesi için tam 40 dakika bekleniyor, maçın bitimine dakikalar kala Fenerbahçe golü buluyor, Sivas'tan gelen Gürhan golüyle yer sarı gök lacivert oluyordu.
IV
Sağlıklı bir transfer çalışmasının en önemli ayağı, mevcut kadronun en iyi şekilde analiz edilmesidir. İzlenecek doğru bir transfer politikası, eldeki oyuncuların da performansını arttıracaktır.
“Futbolda dün yoktur, bugün vardır” gerçeğinden hareketle, her ne kadar sezonu şampiyonlukla kapatmış olsanız da, takımızın geleceğiyle ilgili stratejiler geliştirmek zorundasınız. Fenerbahçe de, 100. yılında ulaştığı zaferin ardından ‘Son şampiyon’ unvanıyla çıkacağı yeni sezonda hem bu unvanın ağırlığı, hem de beklentilerin artması nedeniyle büyük bir baskı hissedecektir. Son yıllarda ülke futboluna doğrudan etki eden yükselişin sınır ötesi zaferlerle taçlandırılması, ‘dünya kulübü olma’ iddiasının hayatta bir karşılık bulması Fenerbahçeliler için çok ama çok önemlidir. Avrupa’da elde edilecek 1 başarıyı, 10 şampiyonluk coşkusuyla kutlamaya hazır taraftarın bu arzusu görmezden gelinemez.
Fenerbahçe, şampiyonluk kutlamamalarının hemen ardından takım için gelecek yılda/yıllarda nasıl bir yol haritası izlenmesi gerektiğinin planlarını yapmalı, kısa sürede başarı çıtasını yukarılara taşımanın adımlarını atmalıdır. Ayrıca şampiyonluğun iki hafta önce ilan edilmesi kutlama boşluğu oluşmaması açısından da önemli bir avantajdır, ligin bitimine kadar geçen sürede camia bu coşkuyu yaşayıp ardından hemen çalışmalarına başlamalıdır.
KADRO DOĞRU ANALİZ EDİLMELİ
Sağlıklı bir transfer çalışmasının en önemli ayağı, mevcut kadronun en iyi şekilde analiz edilmesidir. İzlenecek doğru bir transfer politikası, eldeki oyuncuların da performansını arttıracaktır. Takımı baştan sona yenileme şansınız olmadığı için, kadro yapısı, oyun sistemi, oyuncularınızın artı ve eksilerini değerlendirerek, nokta transferler yapılmalıdır. Bunun için de, yıl içinde oynadığınız karşılaşmalarda oyuncularınızın çizdiği tabloyu referans alarak, bütçenizi zorlamayacak bir listeyi önünüze koymanız gerekmektedir.
Fenerbahçe’nin uygulamaya çalıştığı ve günümüz futbolunda da geçerli olan saha içi formasyon statik değil, maçın gidişatına ve rakibe göre değişkenlik gösteren bol fonksiyonlu bir yapıya sahiptir. Sarı lacivertli ekipte görülen başlıca sorun, oyun içinde sisteme bağlı değişimlerde yaşanmaktadır. Bu nedenle kilit bölgelerde görev alan/alacak oyuncular için, “o gitsin, şu gelsin” demek sorunu çözmeyebilir.
Özellikle defansın önünde oynayan iki futbolcunun (kim oynarsa oynasın değişmediğini gördüğümüz) top kaybı yüzdesinin yüksek olması, takımın bu kayıplarla rakibe pozisyon vermesi, yalnızca o bölgede oynayan oyuncuların yetersizliklerinden değil, dizilişin doğru uygulanamamasının sonucudur. Sistemi geliştirmekle birlikte temeldeki arızaları da gidermek gerekir. Aksi takdirde benzer özelliklerde oyuncuları transfer ederek kadroda şişkinliğe sebep olabilir, haliyle sorunu da çözememiş olursunuz. Kadronuzdaki oyuncuların ‘problemli’ statüsüne geçmesi de ihtimal dahilindedir (Revivo, Rapaic, Balic, Ceyhun, Yusuf, Ortega örneğinde olduğu gibi.) Özetle, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmamak gerekir.
Günümüz futbolu için yapılan en ideal tanım, oyunun iki yönlü oynandığı ve oyuncu yapısının bu iki yönü de oynayabilecek düzeyde olmasıdır. Dolayısıyla fizik güç, konsantrasyon ve devamlılık en çok ihtiyaç duyulan özelliklerdir. Ayrıca uzun lig maratonu süresince sağlanacak istikrar ve kazanma arzusu başlıca aranan niteliklerdir. Fenerbahçe’de bir önceki yıl Appiah’ın, bu yıl ise Tuncay’ın diğer oyunculara göre ön planda olmasının, Lugano’nun Edu’dan daha çok dikkat çekmesinin, Deivid’in Kezman’dan daha çok gol atmasına rağmen Sırp forvetin daha çok sevilmesinin ardında bireysel yeteneklerinin yanı sıra hırs ve arzu faktörüne de sahip olmaları yatmaktadır.
OYUNCU PERFORMANSLARI
Fenerbahçe’nin kadrosunda yer alan oyuncular değerlendirildiğinde yapılması gereken transfer hamleleri içinde fikir oluşmaya başlayacaktır. Bu açıdan öncelikli olarak tartışılması gereken hangi oyuncudan nasıl yararlanılabileceği ve hangi bölgelerde ne tür sorunların yaşanmakta olduğudur. Takımın yalnız kahramanları kalecilerden başlayarak, en uçta oynayan oyuncularına dek yapılacak değerlendirme bir sonraki adımda karşılaşacağımız ‘ne yapmalı?’ sorusuna yanıt bulmamızı da kolaylaştıracaktır.
Kaleci konusu çok fazla sorun teşkil etmiyor; Rüştü ve Volkan’ın milli takım düzeyinde olması, Serdar’ın son dönemdeki başarısı ortada. Fenerbahçe, 3 kaliteli yerli kaleciyle ligin bu anlamda en şanslı ekibi. Bu mevkiinin düşündüren yanı, kaleci antrenörü olabilir. Volkan’ın düşen performansının önüne bir türlü geçilememesi başta olmak üzere, Serdar’ın yediği son 5 golün de yan top olması, çalışma düzeniyle ilgili soru işaretleri doğmasına neden olmaktadır. Bu konu mutlaka masaya yatırılmalıdır.
Defansın göbeğinde oynayan oyuncular için uzun boylu laflar etmek doğru değil. Çünkü bu alanda oynayan ikilinin birbiriyle uyum içinde olması ve bunun içinde belli bir süre gerekmektedir. Lugano ve Edu, kariyerleri düşünüldüğünde iyi oyuncular; Edu’nun topla rakip arasına girme, Lugano’nun rakip forvetlerle mücadelesi kalitelerini gösteriyor. Ayrıca oyuncuların kaliteleriyle ilgili eleştirilere verilebilecek en iyi örnek, Dünya Kupası’nın yıldızı Fabio Cannavaro’nun Real Madrid’e geldiği dönem gösterdiği başarısız performanstır. İtalyan defans oyuncusu için kimse ‘yetersiz’ nitelemesinde bulunamaz sanıyorum. Unutulmaması gereken bir nokta da, ülkelerinin milli takımlarında da oynayan Lugano ve Edu, uluslar arası organizasyonlarda da deneyim kazanmışlardır.
Oyunu geriden kurmak konusunda Luciano’nun eksikliği hissedilse de, bu oyuncunun da son sezonunda bu özelliğini sahaya yansıttığını hatırlıyoruz. Yanındaki oyuncuyu tanımak, güvenmekle ilgili bir durum ve ayrıca kenardan böyle bir isteğin olup olmamasıyla. Daum’un sürpriz isimleri rakip yarı alanda görmek istediğini biliyorduk, Zico’nun ise daha güvenli bir takım oyununu benimsediğini gözlemliyoruz. Sezon süresince dikkat çeken sorun, adam paylaşımının doğru yapılamaması ve yan topların korku yaratmasıydı. Bu da, pozisyona yönelik antrenmanlarla ve bek oyuncularının katkısıyla giderilebilir. Defansın göbeğinde yaşanan en büyük sıkıntı alternatif oyuncuların olmamasından kaynaklanmaktadır. Genç yetenek Can’a bu sorumluluğu kritik maçlarda vermek, onu da kaybetmeye neden olabilir.
BEKLERİN ÖNEMİ
Fiziğe dayalı mücadelelerde oyunun kanatlara açılması, etkili bindirmelerin yapılabilmesi için önde oynayan oyuncuların, arkalarında yer alan ve asıl görevi savunma yapmak olan sağ-sol beklerin de desteğine ihtiyacı vardır. Bu da o bölgelerde oynayan oyuncuların bir takım özelliklere sahip olmasını gerektirir. Uzun taç atışları kullanabilme, kademeye girme, konsantrasyon, sıfıra inme ve etkili orta yapabilme, uzaktan şut çekme gibi. Fenerbahçe’de bölgenin dört adayı, Ümit ve Uğur (solda), Önder ve Serkan (sağda) toplamda bu özelliklere sahip olsalar da, sahaya sadece iki ismin çıkacak olması Zico’yu sezon boyunca farklı arayışlara itmiştir.
Dörtlü savunma kurgusunun ileriye açılan yüzü beklerin kapasitelerinin üzerine çıktığı maçlarda takımın iyi sonuçlar aldığını, ancak istikrar için oyuncunun kendisini aşmasının yeterli olmayacağını biliyoruz. Bu bölgeler için mutlaka bir değerlendirme yapılmalıdır. Ayrıca saydığımız isimler, belki düşünülen mevkii için yeterli değiller ama farklı özelliklere sahip olmaları onlardan da yararlanılabileceğini anlamına gelmektedir. Ümit ve Önder stoper oynayabiliyor. Serkan ve Uğur ise transfer edilmeden önce (farklı dönemlerde) Gençlerbirliği’nin sol kanadında görev yapıyorlardı ve yıldızları o bölgede parlamıştı.
Orta alan mücadelesinde etkili olmak ve oyuna zeka unsurlarını ekleyebilmek için hızlı hareket eden kanat oyuncularına sahip olmak, uzaktan etkili şutlar da çekebilen bu oyunculara alan açmanız gerekmektedir. Fenerbahçe’nin en büyük sıkıntısı kanatlarda bu görevi üstlenebilecek düzeyde oyuncusu olmamasıdır. Takımda Mehmet Yozgatlı dışında “kanat oyuncusudur” denilebilecek isim bulunmamaktadır. Yozgatlı’nın da oynadığı maç sayısı sınırlı, gösterdiği performans yetersizdir. Hız, orta yapma, isabetli ve etkili şut çekme konusunda yetenekli olmasına karşın pas yüzdesi ve geriye koşma konusunda yetersiz kalması sezon boyunca sorun olmuştur. Appiah’ın sağ kanatta uzun bir süre denenmesinin nedeni, Ganalı yıldıza yer açmak niyetiyle değil, o bölgenin asıl sahibinin performansının düşük olmasıdır. Sonuç olarak, Fenerbahçe’nin kendisini kanıtlamış kanat oyuncularına acilen ihtiyacı vardır.
Kadro yapısının görülen en pozitif bölgesi orta sahanın ortasıdır. Bu bölgede Aurelio, Appiah, Deniz, Selçuk, Kemal gibi oldukça yetenekli ve gerekli zamanlarda farklı şekillerde değerlendirilebilecek kapasiteye sahip oyuncular bulunmaktadır. Her bir oyuncunun oynadıkları maç sayısını arttırarak, bölgede rekabet yaratılabilir. Eğer bölgeye (üst düzey tekniğe ve isabetli sert şut özelliklerine sahip) dünya yıldızı bir isim dahil edilmesi düşünülmüyorsa, eldeki oyuncuların sıkı bir hazırlık dönemi geçirmesi sağlanmalıdır. Çünkü oyun şablonu, bu isimlerin çok daha fazla koşmasını, her an her yerde olabilmelerini istemektedir.
HÜCUM HATTI
Fenerbahçelileri en çok düşündüren konu ise hücum hattı. Alex, Tümer, Tuncay, Kezman, Deivid ve Semih takımın gol ayakları. Saydığımız 6 oyuncunun 3’ü yada 4’üyle maça başlıyor Zico ve Alex, Kezman, Tuncay üçlüsünden ceza yada sakatlık durumu yoksa vazgeçmiyor. Tek tek düşünüldüğünde Portekizli Mourinho’dan, Brezilyalı Luxemburgo’ya kadar her hocanın kadrosunda görmek isteyeceği oyuncular bunlar. Ama en çok konuşulan ve dikkat çeken bu oyuncuların birlikte oynadıkları maçlarda önemli sorunlar yaşandığıdır. Başlıca neden Tuncay dışında saydığımız tüm oyuncularda görülen istikrarsızlık sorunudur.
Forvet hattının gol atmak dışında, karşı yarı alanda takımın çoğalmasına katkı sunması, rakibin geriden oyun kurmasına engel olması beklenir. Ama eldeki isimler, gerek rakibe baskı kurma, gerekse topu ayağında tutma konusunda yeterli değildir. Fizik güçlerinin de bu hamleleri yapmak için yeterli olmadığı görülmektedir. İkili mücadelelerde Alex, Kezman ve Deivid’in sürekli yerde kalmasının başka bir açıklaması yoktur. Semih önünde oynayan yabancı oyunculara göre daha güçlü olmasına karşın, fazla şans bulamamaktadır. Şans bulduğu maçlarda ise, oyuna sonradan girdiği maçlardaki performansı gösterememesi onun da eksiklikleri olduğuna iyi bir örnektir. Tümer’in gelecek yıl için takımda kalıp kalmayacağına ilişkin net bir bilgi olmamasına rağmen, istekli olduğu maçlarda etkili olduğunu, ama süreklilik sağlayamadığını görüyoruz. Bu tip oyuncular önemli maçlarda önemli görevler üstlenirken, diğer maçlarda aynı etkinliği gösteremedikleri için teknik ekibi bir hayli zor durumda bırakmaktadırlar.
Tuncay, bu sezon takım için ‘en yararlı oyuncu’ nitelemesini hak ediyor. Geldiği günden bu yana sürekli üzerine koyan, bitmek bilmeyen enerjisiyle rakibi yoran milli oyuncu, her teknik direktörün çalışmak isteyeceği bir isim. Birçok maçta kaptanlık görevini de üstlenen Tuncay ile ilgili tek sorun, oyuncunun Avrupa’ya gitmek istemesidir. Önemli bir sıçrama yapan ve Avrupa liglerinde de dikkat çekebilecek kapasitede olan Tuncay’ın iyi bir takıma transferi tüm Fenerbahçelilerin gönlünden geçendir. Onun için büyük kulübe transferi dışında başka bir gelişmeyi camianın kaldırması mümkün görünmemektedir. Avrupa’da oynamak isteyen Tuncay’ın Fenerbahçe’de kalması durumunda ise, oyuncuya hedeflerinden vazgeçmemesi gerektiği anlatılmalı, şu an yakalamış olduğu hırsı koruması sağlanmalıdır. Avrupa hayali suya düşen oyuncu psikolojisine girmesi performansını kötü etkileyecektir.
V
Fenerbahçe yönetiminin geçmiş yıllarda, "kurumsal değil, sportif başarı istiyoruz" diyenlere karşı sergilediği tutum, gelecekte arka arkaya zaferlerin yaşanmasında önemli rol oynamıştır
100 yıllık bir geçmişe ulaşan Fenerbahçe'nin sadece ekonomik gücüyle Avrupa arenasında başarıya ulaşması mümkün değildir. Önemli olan bu gücün doğru kontrol edilebilmesi ve kalitenin daha da yukarıya çekilmesidir. Doğru stratejileri belirlemek, dev bütçeli rakiplerin karşısında da en az onlar kadar etkili olmayı sağlayacaktır.
Avrupa'nın çeşitli liglerinde kendisinden çok daha zengin kulüpler olmasına karşın başarıya ulaşan takımların gelişimleri de bu açıdan dikkatle incelenmelidir. İspanya'da FC Sevilla, Portekiz'de FC Porto, Almanya'da Schalke 04, Fransa'da Olympique Lyon gibi kulüplerin son dönemde elde ettikleri başarılar ve bu başarılara ulaşma stratejileri önemli örneklerdir. Ayrıca UEFA Kupası'nı kazandığı dönem oluşturduğu dinamik kadro yapısı ve doğru transfer politikasıyla dikkat çeken Galatasaray'ın ekonomik dengeleri koruyamamasıyla yaşadığı düşüş de önemli bir örnek olarak önümüzde durmaktadır. Özetle futbol endüstrisinde başarılı olmak için doğru strateji, istikrar ve çok daha önemlisi ekonomik açıdan güçlü olmak gerekir.
Fenerbahçe yönetiminin geçmiş yıllarda, "kurumsal değil, sportif başarı istiyoruz" diyenlere karşı sergilediği tutum, gelecekte arka arkaya zaferlerin yaşanmasında önemli rol oynamıştır. Çünkü günümüzde futbol yönetiminin, herhangi bir sektörde varlığını sürdürmeye çalışan şirket yönetimin pek bir farkı kalmamıştır. Ne kadar kabul edilebilir olduğunu bir kenara bırakalım, futbol endüstrisi denilen hadisenin içinde, ekonomik gücü olanların ayakta kaldıklarını görüyoruz. Bugün Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final vizesi alan tüm takımların, dünyanın en zengin 20 kulübü içerisinde yer alması tesadüf değildir.
Dolayısıyla, Fenerbahçe'nin diğer takımların peşi sıra şampiyon oldukları, bütün bu başarıları dışardan izlediği dönem sona ermiş, (reel ekonomi diliyle) yatırımlarının meyvesini almaya başlamıştır. Stadyum ve tesislerin inşa edilmesinin ardından, işin pazarlama ayağı olarak (stadyumu doldurmak, lisanslı ürünleri satmak gibi) yıldız oyuncular transfer edilmiş, reklam gelirleri arttırılmış, bütçe korunmuş ve üzerine eklenmiştir. Özetle atılan her bir adımın doğru okunması, finansal kontrol değişkenlerinin arttığının ve hacmin büyüdüğünün farkında olunması gerekmektedir.
Diğer taraftan büyüyen futbol endüstrisi içinde her zaman doğru adımı atmak yeterli olmamaktadır. Bunun için tüm yer küreyi etkisi altına alan endüstriyel gelişimin de dikkatle takip edilmesi, hamlelerin doğru zamanda atılması gerekmektedir. Fenerbahçe'nin geçtiğimiz yıl yaşadığı transfer çıkmazı tamamen Dünya Kupası'nın etkisiydi, oysa futbol endüstrisinin en önemli pazarı haline dönüşen bu turnuvanın etkileri önceden hesaplanmalıydı.
Bunun yanı sıra Fenerbahçe Yönetimi'nin sezon süresince transfer konusunda gösterdiği tutarlılık, bu zaman aralığında da devam etmelidir; gerek gazete manşetlerini süsleyen transfer haberleriyle ilgili, "adı geçen oyuncuyla ilgilenmiyoruz" açıklamaları yapılarak taraftarı beklentiye sokmamak, gerekse kadroda yer alan oyuncularla görüşülmeyerek kurumsal yapıya zarar verilmemesi dikkat çeken yönetim başarılarıdır. Sezon sonu sözleşmesi sona erecek oyuncularla nikah tazelenmemesi iki açıdan çok önemlidir; birincisi eğer bir oyuncuyla imzalarsanız, diğer tüm oyuncularla da imzalamanız gerekir. İkincisi eğer takım şampiyon olmazsa hoca değişikliğine gidilebilir ve yeni hocanın kadrosunda istemeyeceği oyuncuya boşu boşuna dünyanın parası verilmiş olur. Örneklemek gerekirse, Tuncay ile sözleşme konusunun görüşülmemiş olmasının birinci, Alex ile görüşülmemiş olması ikinci neden olarak değerlendirilebilir.
Lig süresince gösterilen bu tutarlılığın, geçen yıl yaşanan kaos ortamından çıkartılan en büyük ders olduğu görülmekte, bu yıl çok daha huzurlu bir atmosferde, çok daha derinlemesine analizler yapılarak sakin adımlar atılması beklenmektedir
NE YAPMALI?
Sezonun şampiyonlukla kapatılmış olmasının dahi başlı başına bir başarı olduğu gerçeğinden uzaklaşmamak gerekiyor. Bu başarının kulübe ekonomik ve psikolojik desteği muhakkak olacaktır. Yeni dönem için hata yapma riski çok daha azdır, çünkü ortada kriz yoktur, taraftarın da güven, moral desteği kazanılmıştır. Yönetimin başarılı olup/olamadığı ile ilgili kanaat bu noktadan sonra atılacak adımlarla daha gerçekçi verilebilir.
Hedef bütçe, beklenti de taraftar sayısı oranın da artmıştır. Dünya kulübü olma iddiasının gerçekleşmesi için, alt yapı çalışmalarına daha fazla önem verilmesi (Lyon'un dillere destan futbol akademisi gibi), yurtiçi ve yurtdışında oyuncu takip edilmesi, uzman bir ekiple çalışılması (Juninho, Deco, Fred, Kanuote, Cacapba, Cris, Kanoute gibi oyuncuların keşfi) ve takımın genel yapısına uygun, çıtayı yükseltecek nokta transferlerin yapılması (Hagi, Popescu, Taffarel gibi) gerekmektedir.
Devam edileceği açıklanan Zico ve yardımcılarının transfer dönemi için, gitsinler/kalsınlar/gelsinler raporu aslında Fenerbahçe'nin ve Brezilyalı teknik adamın vizyonunu, arzusunu görmemizi de sağlayacaktır. Her ne kadar transfer çalışmalarının sadece ön görülen süreye sıkıştırılmaması gerekse de, takımın çıtasını yükseltecek, kadroya derinlik katacak isimlere ihtiyaç vardır. Bir de kaleci antrenörü ve kondisyoner ile ilgili bir çalışma düşünülebilir. Sevilla'nın UEFA'da double yapmasına en büyük katkıyı Andres Palop'un sağladığı, Liverpool'un finale adını yazdıran ismin de José Pepe Reina olduğu unutulmamalıdır.
Yabancı sayısı sınırlaması beraberinde içinden çıkılmaz hesaplamaları da getirmektedir. Bu durum, devlerle rekabet koşullarının eşit olmaması anlamına gelse de, ülke sınırları içindeki mücadelede de farkın açılmasının önüne geçmektedir. Fenerbahçe'nin yabancı kontenjanının dolu olması, ve bu oyunculardan sadece Alex'in sözleşmesinin bitiyor olması en büyük sorundur. Bu nedenle yeteneğin kazanılması/kaybedilmesi yerine takımın oyun yapısına katkısının olup/olmadığı baz alınarak karar verilmelidir.
İLK AKLE GELEN İSİMLER
Bir önceki çalışmamızda, takımın sezon süresince yaşadığı rahatsızlıkları dile getirmeye çalışmış ve artılarını/eksilerini tartışmıştık. Özellikle kanat oyuncusu olmaması, sağ-sol beklerin yetersiz olması ve hücum oyuncularının benzer özellikler taşıması bu rahatsızlıkların başlıca nedenleri olarak görülmekteydi. Yabancı sınırlaması ile birlikte düşünüldüğünde Fenerbahçe'nin yapması gereken öncelikli çalışmanın, Türk statüsünde bu eksiklikleri kapatabileceği oyuncuları taramak olacaktır. Bu şekilde sınırlı yabancı kontenjanı için daha kritik hamleleri yapma şansına da sahip olunabilir. İlk akla gelen isimler, Mehmet Topuz, Ali Bilgin, Volkan Yaman, Gökhan Ünal olmakla birlikte, bu sezon oldukça iyi performans gösteren Antalyaspor'dan Uğur, Bursaspor'dan Egemen, Manisaspor'dan Selçuk ve Metin, Gaziantepspor'dan Bekir mutlaka gündeme gelmelidir.
Her ne kadar ilgilenilmediği söylense de, tüm dünyanın ilgilendiği Roberto Carlos ismi mucizedir. Hem tecrübesi hem de çok yönlü oyun karakterine sahip olması, transfer hamleleri için de rahatlık olacaktır. Böyle bir oyuncunun takımda olması, sol bek sorunuyla birlikte sol açık sorununu da çözecektir. Carlos transferi gerçek dışıysa da, Fenerbahçe'nin benzer özellikleri taşıyan bir isme mutlaka yönelmesi gerekmektedir.
Ayrıca forvet hattında yabancı kontenjanını dolduran 2 isim (Kezman ve Deivid) konusunda seçim yapılması, o bölgeye yırtıcı, güçlü bir santrafor alınması düşünülebilir. Adı geçen R. Santanderli Zigic hiç de fena bir seçenek değildir. Benzer özelliklerde bir oyuncunun varlığı çok önemlidir. Liverpool'da Cruch, Sevilla'da Kanuote, Chelsea'de Drogba isimleri ve kulüp başarıları eş bakış açısıyla değerlendirildiğinde, yada Hakan Şükür'ün eski performansı hatırlandığında bu tip oyuncuların günümüz futbolunda takımlarında ne denli önemli görevler üstlendikleri gözden kaçmamalıdır.
SON
Kara deryalarda bir Fenersin (1-2)