Tarafsız yazmam konusunda okurlar uyarıyor, ileri gidip “çıkar formanı” diyenler de var, oysa Kıraç ne güzel yanıtlıyor, “Galatasaray’a da bir marş yapar mısın?” diyenleri; “hissetmeden nasıl yazayım?”
Gündüz Bağdat Caddesi’nde turladık, yer sarı gök lacivert, aileler boy boy formalarıyla geziyor, elinde ZAAART kornası olanlar, kulakları tırmalıyor, belli ki Fenerbahçe Kasabası’nın bahar günü, beni en çok bebek arabasındaki minik çubuklu formalı taraftarlar heyecanlandırıyor… Sevgilim soruyor, Fenerbahçeliler belli, forma giymeyenler hangi takım taraftarı peki? Şaşkın bir bakışla yanıtlayamıyorum, “KEM, KÜM bilmem ki…”
Stat girişi tıklım tıklım, bozuk para harcama telaşına ben de katılıyorum, “neler oluyor içeride” merakına yenik düşüyor, coşku seline kendimi kaptırıyorum…
Fenerium Üst’te yerimi alıyorum. Gün boyu soramadım kimseye, “düşen takımlar kimler?”, yakın arkadaşım Oktay yanıtlıyor, “Antalya ve Erciyes”… Arkadan biri bağırıyor, “yazık oldu Antalya’ya” diğeri, “bizi yenmişlerdi” diye araya giriyor… Laf uzuyor, sonunda mesele anlaşılıyor Denizlispor’un ligde kalması pek acı olmuş, “desenize gelecek yıl puan kayıplarının adresi belli!” Bu cümle diyaloga da son noktayı koyuyor..
İletişim çağının geldiği son nokta, tribünden al haberi… Maraton tribünü MESAJ KUTUSU gibi, her maça bir görüş, inceden bir dokundurma, “yeter artık” ile başladı, “game over” ile bitti...
Haluk Ulusoy, elinde kupayla çat kapı geldi, içeri almasan kupa dışarıda kalacak, “hoş geldin başkan” diyecekken, Migros’tan sesler yükseliyor “istifa” mahiyetinde, duymazdan gelmek en iyisi.. Kaptanlar yanaştı yanına, yaşlıdan bir amcam bağırıyor, “kupayı alıp kaçın sahaya…”
Sürekli anons, irtibatı koparmayalım taraftarlarla, ahenk bozulmasın şampiyonluk kutlaması nasıl yapılır cümle alem görsün, bunun adı gövde gösteri diyen olursa, varsın desin! Sonuçta gösteri bu, ne başı belli ne de GÖVDESİ…
Ankaragücü sahaya çıkıyor, “Şampiyonlar Ligi’nde başarılar..” teşekkür ederiz biz almayalım demek geliyor içimden, eleme turundaki muhtemel rakipler arasında Liverpool, Arsenal, Werder Bremen, Sevilla ve Valencia olduğunu kimseye söylemiyorum, günü ZEHİR etmeyelim…
Derken “Fenerbahçe” diye yankılanıyor stat, futbolcuların adı hep birlikte haykırılıyor, “ve 12 numara Fenerbahçe’nin muhteşem taraftarı…”
Biraz buruk başlıyor maç, kimler gidecek, kimler kalacak tartışması manşette. Kaptan gidiyor, Alex, Tuncay ve Tümer’in durumları belirsiz… Tuncay GİTMESİN çığlıkları Kadıköy’ü inletiyor, sonra maç konsantrasyonu düşüyor, tribünde konu yeni transferler… En çok konuşulan isimler, Roberto Carlos ve Heereveenli Alfonso Alves, benden söylemesi…
Serdar, bağırıyor, “çık, çık” sahamızda pasif oynamak yakışmaz bize… Can Arat kızıyor Önder’e “konuşsana” diye, Önder garibim içine kapanık, ne desin şimdi durduk yere! Deniz ve Aurelio ilk günkü gibi CİDDİ, maçı getiren de onların direnci, kim bilir belki şampiyonluğu da…
Tuncay’ı gördüm, sağ kanatta başladı maça sonra geçti sola, tükenmeyen enerjisiyle “tribünlerin kalbi nasıl kazanılır” dersi veriyor… Tümer, erken çıkıyor, Kezman gollerini atıyor, taraftara mesajını veriyor, “bu takımın golcüsü benim.”
Bu satırları takip edenler bilirler ‘Son Kral Alex’ diye bahsediyorum Brezilyalı’dan, saçlarını kazıtmış, kimileri buna yaz tıraşı diyecek, belki de bir değişiklik ihtiyacının işareti, yok yok şimdilerde gerçekten KRALEX kendileri…
GÜLE GÜLE KAPTAN
6 yıla 4 şampiyonluk sığdıran ‘BÜYÜK kaptan’ futbolcu arkadaşlarının omuzlarında, göz yaşlarıyla, uğurlandı… Ümit Özat artık Köln’de, sağ dışla yapacağı ortalara hasret kalacak bu taraftar, “R. Carlos gelirse sağ kanada geçsin, sol dışla ortalar yapsın” günün esprisi… her neyse güle güle kaptan yolun açık olsun…