Her bölgesi ayrı bir heyecan içinde geçen lig, oldukça belirgin ayrılmalarla sona erdi. Şampiyonluğu erkenden ilan etmesi beklenen Fenerbahçe, bitime üç hafta kala yine kaybedecek gibi oldu, ama nihai şekilde 9 puan farkla bitirdi. Küme düşme hattı da ikili, üçlü averajların devreye girmesine lüzum kalmadan çözüldü. Erciyesspor mucizevi çıkışını taçlandıramadı ve puan yetmezliğinden gitti. Düşen son takım da sürpriz biçimde Antalyaspor oldu.
Ligin son haftasına yükselme-düşme kaygısı taşımadan giren dört büyükten bir tek Fenerbahçe kazandı. Onlar da muhtemelen maç sonrası için hazırlanan şampiyonluk kutlamalarının tadı kaçmasın diye asgari ihtimamı gösterdi Ankaragücü maçına. Kendisi de artık bir kaygı taşımayan Ankaragücü, 1-0 öne geçmesine rağmen ikinci yarıda bunu koruyamadı, sahadan 3-1 yenik ayrıldı. Beraberlik golünü taraftarla vedalaşan Ümit Özat’ın atması da gecenin hoş taraflarından biriydi.
Liderin peşinden gelen Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor ise, artık puana ihtiyaç kalmadığından olsa gerek, sezonu yenilgilerle kapadılar. İkinci Beşiktaş son dört maçının üçünde yenilirken Galatasaray da hiç galibiyet alamadı, iki yenilgi, iki beraberlikle noktaladı sezonu.
Kötü performanslarına rağmen yine de ligin zirvesinden kopmayan büyükleri başka bir güne bırakıp bu hafta düşme mücadelesine bakalım ve Anadolu kulüplerinin sezon değerlendirmelerini yapalım.
Ligin son haftalarında kümede kalmaya oynayan takımların “yeri belliler”le oynadıkları maçlardan kolay üç puanlar çıkarmalarına alışmışız, bu sezonu sırf bu açıdan bile devrim sayabiliriz. Düşme adaylarının son dört maçlarına bakınca sadece Ankaragücü ve Gaziantepspor’un ikişer galibiyet alabildiğini görüyoruz. Antalyaspor hiç kazanamazken Rizespor, Denizlispor, Erciyesspor ve Manisaspor birer galibiyet alabildiler. Ve her şeyin çözüleceği son hafta, düşmesi haftalar önce kesinleşen Sakaryaspor Rizespor’a yenilmedi, rahat Gençlerbirliği Antalyaspor’u deplasmanda yendi, yine rahat Sivasspor herkesin gönlünün kaydığı Erciyesspor’u 2-1 yendi. Bir tek Konyaspor Gaziantepspor’a kendi sahasında mağlup oldu. Ve bu sonuçlar da, Erciyesspor’la Antalyaspor’u küme düşürdü.
ERCİYESSPOR VE ANTALYASPOR'UN İÇ SAHA PERFORMANSLARI
Erciyesspor’la Antalyaspor’un düşme sebepleri iç saha performansları gibi görünüyor. İkinci yarıda müthiş bir performans yakalayan Erciyesspor yükselişini anlamlandırmak için üç çok önemli fırsat buldu, ilkinde kendi sahasında Ankaragücü’ne yenilerek hem kendi işini göremedi, hem de Ankaragücü’nü yukarı fırlattı. İkincisinde yine kendi sahasında 9 kişi kalan Rizespor’a 90+5’te hediye ettiği kornerden yediği golle iki puan bıraktı. Bugün Rizespor’u ligde tutan en önemli puan bu olurken, Erciyesspor da o iki puanı çok aradı. Ve son olarak da Antalyaspor’u yine içeride yenemeyerek kendi sonunu hazırladı.
İkinci yarının başında yükselişe geçen Antalyaspor da son dakikada yenen gollere ve beraberliklere bu kadar yanacağını tahmin etmiyordu herhalde. İkinci yarının ilk maçında alınan yenilgi sonrası 10 maçlık yenilmezlik serisi ve peşi sıra son maça kadar süren galibiyetsizlik serisi ortada bir yerde iç içe geçiyor. Son 12 maçta alınan tek bir galibiyet var ve buna karşılık yedi beraberlik... Onların da son üç yenilgisi iç sahada; Gençlerbirliği, Beşiktaş ve Trabzonspor’a karşı: bunlardan birini kazanmaları ligde kalmalarına yetecekti halbuki...
Sezon değerlendirmesine Trabzonspor’la başlayalım: Lazaroni gibi garip bir tercihle başladılar sezona. Flaş transferleri de Hertha’dan gelen Marcelinho’ydu. İlk dönemde alınan kötü sonuçlar Lazaroni dönemini hemen bitirdi, yerine gelen Ziya Doğan da kısa vadede çözüm olamadı. İlk yarının sonuna doğru, Marcelinho’lu Trabzonspor düşme hattının hemen üstüne yapışıp kalmıştı. Ziya Doğan’a karşı da tahammül sona ermişti ama, yönetim anlaşılan doğru bir karar vererek hocanın arkasında durdu. İkinci yarıda Ankaragücü’nden Ceyhun ve Gençlerbirliği’nden Risp ve Ayman takviyesi yavaş yavaş meyva vermeye başladı. Marcelinho’nun yerine gelen Ceyhun özellikle ilk maçlarında çok önemli işler yaptı. 2-0 geriye düştükleri Beşktaş maçını 3-2 kazanmaları onları alt sıralardan iyice kopartıp, kısa bir dönem Şampiyonlar Ligi yarışına bile soktu. İşte tam o sırada gelen puan kayıpları olmasa belki de Trabzonspor bu sezon hiç de başarılı olmayan Beşiktaş ve Galatasaray’ın arasından sıyrılabilirdi. Ama Ziya Doğan da o istikrarı gösteremedi. İçeride alınan Ankaragücü yenilgisiyle de zirve yarışından tamamen kopup Kayserispor’la dördüncülük yarışına girdiler. Son 15 maçlarıın 10’unu kazanmış olmaları geç açıldıklarının en belirgin göstergesi, ama bu dördüncü olmalarına yetti. İşin bir başka ilginç boyutu da, geçtiğimiz sezonla tıpatıp aynı performansı göstermeleri. İki sezondur ligi 52 puanla dördüncü sırada bitiriyorlar.
KAYSERİSPOR'UN PERFORMANSI DEĞİŞMEDİ
Kayserispor da, Trabzonspor gibi geçen sezonki performansını sürdürdü. Geçen sezon 51 puanla beşinci sırada olmuşlardı, yine öyle yaptılar. Attığı yediği gol sayısında da önemli bir değşiklik yok Kayserispor’un. Dikkati çeken, daha az galibiyet ve daha az yenilgiyle aynı performansı yakalaması. 6 beraberlik bu sezon 12’ye çıkıyor. Buna karşılık, geçtiğimiz sezon Intertoto’dan kopup geldikleri UEFA şansları yok. Uzun bir süre götürdükleri lig dördüncülüğünü son haftalarda Trabzonspor’a bırakarak Avrupa şansını kaçırmış oldular. Yine de önemli olan bu istikrar herhalde. Kuşkusuz, heyecanı biraz artıracak hedeflere ihtiyaç var, hep orada durulamıyor. Bunun en belirgin örneği de Denizlispor: Onlar da üç dönem başaltı istikrarı yaşadı, iki sezondur o istikrarı başka bir bölgede gösteriyorlar.
Altıncı Gençlerbirliği de üç puanlık bir tenzilatla ligi geçen sezonla aynı yerde bitirmeyi başardı. Aslında bu sezon, özellikle ikinci yarıda oldukça istikrarsız bir takım oldular: Bir hedefe doğru hamle ettiklerinde iyi sonuçlar alıp, yenilince de bunu seri haline getirme alışkanlığı onlara çokça puan kaybettirdi ve her türlü hedeften uzaklaştırdı. Galibiyetsiz geçen sekiz haftadan sonra son üç haftaya birdenbire ligde kalma endişesiyle girdiklerini fark edince üst üste üç galibiyet koyup yerlerine geri döndüler. Promise 12 golle en golcü oyuncuları oldu.
Ligin en çok alkış alan takımlarından biri de Sivasspor. Pecze’yle lige oldukça kötü girdiler. İç sahada aldıkları yenilgiler onları en kuvvetli düşme adaylarından biri haline getirdi. Pecze’nin yerine Bülent Uygun’un gelmesiyle aniden başka bir hüviyet kazanıp tırmanışa geçtiler ve geçen sezona göre beş puan fazla toplayıp ligi de bir sıra yukarıda, yedincilikle bitirdiler. Aslında iyice rahatladıkları son döneme ve Beşiktaş-Trabzon-Galatasaray fikstürüne denk düşen üç yenilgili dört maçlık seri olmasa bugün belki de Avrupa’nın yolunu açabileceklerdi. Defansta Servet, ligi on golle bitiren Mehmet Yıldız ve 9 golle bitiren Balili diğerlerinin yanı sıra yıldızlarını iyice parlattılar bu sezon.
ANKARASPOR, ŞAMPİYONDAN SONRA LiGİN EN AZ YENİLEN TAKIMI
Aykut Kocaman’la uzun vadeli planlar kuran Ankaraspor, geçtiğimiz sezon yaşadığı düşme korkusunu bu sezon yaşamadığı için, ligin başarılı takamları arasında gösterilebilir. 39’dan 47’ye, sekiz puanlık bir yükseliş göze çarpıyor Ankara takımında. Bu anlamda, en büyük sıçramayı yapan takım dalında birincilik onların. Aslında, Melih Gökçek’in beşincilik istediğini, bu uğurda iddiaya bile girdiğini biliyoruz. Onu yapamadılar. Ama puan olarak çok da uzakta kalmadılar. En dikkat çekici özellikleri aldıkları beraberlikler oldu bu sezon. 17 maçı, yani maçlarının yarısını berabere bitirdiler. Fenerbahçe’den sonra ligin en az yenilen takımı da onlar. Sadece yedi kez yenildiler. Dört büyükler ve Gençlerbirliği dışında tek yenilgiyi Erciyesspor’dan aldılar. Gençlerbirliği Ankaraspor’u iki kere yenmeyi başaran tek takım. Fakat tabii, aldıkları 10 galibiyet de bu istatistikte düşen takımlar ve Denizlispor’dan başka hiçbir takımı geçmelerine yetmiyor. Altlarındaki altı takımdan da az maç kazanmışlar. En golcü oyuncularının sol bek Wederson olması da başka bir ilginç yönleri.
Konyaspor da son yıllarda bir atılım gayreti içinde. Aykut Kocaman’la başlayıp sürdüremediler ama Nurullah Sağlam’la uzun vadeli planları olduğunu düşünüyorum. Nurullah Hoca sezona UEFA hedefiyle başlarken özellikle iç sahada puan kaybı yaşamamayı hedefliyordu. Bu konuda çok başarılı olduklarını söyleyemeyiz, zira 17 maçın sadece 8’ini galibiyetle kapatabildiler. Altı beraberlik ve üç yenilgi alarak iç saha sıralamasında bile 7. sırada kaldılar. Buna karşılık ligin belirli dönemlerinde iyi futbol oynadıklarını söyleyelim. Ligin son döneminde yaşadıkları düşüş dışında uzun dönemli kötü süreçler geçirmediler. En çok gol atan oyuncuları Tayfun’un 5 golde kalması da takımda çok fazla oyuncunun skora katkıda bulunduğuna işaret ediyor. Tam 21 oyuncunun golü var Konyaspor’da.
İkinci ligden gelip de geri dönmeyen tek takım Bursasor oldu bu sezon, onlar da ligi Konyaspor’la aynı puanda bitirdiler. Raşit Çetiner’le başladıları sezonda, işler çok da kötü gitmezken Engin İpekoğlu’na geçtiler ve bu hamle onlara da ligde bir ivme kazandırdı. O dönemde topladıkları puanların rahatlığını sezon boyu kullanıp bitime üç hafta kala sıkıntıya girdiler. Beşiktaş-Trabzonspor-Galatasaray fikstürüne 39 puanla girdikleri için işleri zor görünüyordu. Fakat birçok diğerleri gibi, onlar da görünüşte bu zor fikstürden 6 puanla çıkmayı başardılar. Bursaspor’da da dört büyüklerden alınan 12 puan dikkat çekiyor. Her birini bir kez yenip bir kez de yenilerek ilginç bir istatistik yarattılar. Ama ligde kalmak adına da bu 12 puan kuşkusuz çok faydalı oldu.
LİGİN EN İLGİNÇ TAKIMI VESTEL MANİSASPOR
Ligin en ilginç takımlarından biri de Manisaspor’du: 11. haftaya girilirken Fenerbahçe’nin üç puan önünde liderdi Manisaspor. O hafta Fenerbahçe’ye 3-2 yenilerek ikinci sıraya düştüler. Bir daha da toparlanamadılar. Basamakları müthiş bir hızla inmeye başladılar, şampiyonluk sevdasının gerçekleşmemesi bir yana, birer birer Şampiyonlar Ligi, UEFA, Intertoto gibi hedeflerin yanından hızla geçip kendilerini düşme hattında buldular. Bu sırada, Yanal’la anlaşamadığı için gönderilen Zelenka takıma geri döndü ama olaylı Sakaryaspor maçından sonra Yanal gitmek zorunda kaldı. Yanal’ın gitmesiyle göreve getirilen Giray Bulak belki de en zor işi üstlenen teknik direktördü. Ciddi bir bunalım yaşayan Manisaspor’u toparladı. Son sekiz haftada üç galibiyet dört beraberlik alarak takımı ligde tuttu. Manisaspor adına sezonun önemli şanssızlıklarından biri de Galatasaray maçında Meduna’nın bir kalp rahatsızlığı geçirip futbolu bırakması oldu. İlk iki haftada iki gol atan genç oyuncunun yeri doldurulamadı.
Yine ilginç bir grafik çizen takımlardan Ankaragücü’ne gelelim. Onlar da lige en kötü başlayan takımlardandı: 9 haftanın sonunda sadece 6 puanları vardı, hiç galibiyetleri yoktu. 6. haftadaki Denizlispor maçı öncesi Hikmet Karaman çaresine başvuruldu. Bunu takip eden dört hafatalık süreçte de galibiyet alınamadı ama Galatasaray ve Trabzonspor’dan alınan beraberlikler bir düzelmenin işaretiydi. 10. haftada ilk galibiyet Konyaspor’a karşı geldi ve bunu Erciyes, Gençlerbirliği ve Rizespor galibiyetleri izledi. Bu yükseliş belli bir noktada durdu ve Ankaragücü sürekli düşme potasının üst ucunda gezindi durdu. Belirli kötü dönemleri izleyen kritik haftalarda Hikmet Karaman takımını ligde tutma marifetini hep gösterdiği için, Ankaragücü tehlikeli bölgenin göbeğine hiç düşmedi, ama mükerrer defalar “final niteliğinde” maçlar oynamaktan da kurtulamadı. Bu maçlarda alınan galibiyetler Ankaragü’nü hedefe ulaştırdı. Sonuçta ligi 42 puanla, düşme çizgisinin sadece 3 puan üstünde bitirebildiler.
Ankaragücü’ne benzer bir performans da Gaziantep’te yaşandı. Aslında Zenga’yla başladıkları ligin en renkli takımlarınfan biriydi onlar. Diawara’nın yıldızlaşması, Gaziantepspor’un da eski günlerine dönüp üst sıralara oynaması bekleniyordu. Fakat onlar da rahata erdiklerini hissettikleri her dönemde peş peşe kötü sonuçlar alıp düşme çizgisine yaklaştılar. Diawara’nın yanına getirilen ve ilk maçlarıyla o da sükse yapan De Nigris de hemen sönükleşince iyice sıradan bir takım haline geldi Gaziantepspor. Zenga’nın yerine Erdoğan Arıca’nın gelmesi de çözüm olmadı. Gerçi onlar da tehlike arttığında final niteliğindeki maçları kazanmayı bildiler ama son dönemece girilirken iç sahada aldıkları Ankaraspor yenilgisi kurulu düzeni bozdu ve son haftaya kazanma mecburiyetiyle girildi. Son hafta Konya deplasmanında tam anlamıyla final maçına çıktılar, 2-0 kazanıp diğer maçlara bakmadan ligde kalmayı başardılar. Sezon başında yere göğe sığdırılamayan Diawara 8 golde kalırken, De Nigris sadece 3 gol atabildi.
Sezon boyu düşme potasının göbeğinde oturan Denizlispor’u da bir başka geleneksel kurtarıcı, Güvenç Kurtar kurtardı. Kötü başladıkları ligde ilk yarının sonlarına doğru biraz toparlanıp bellerini doğrulttular ama, ancak düşme çizgisinden boy verecek kadar. Sezon boyu, kafalarını bir çıkarıp bir daldırdılar, bitime üç hafta kala Gaziantepspor’la yer değiştirerek, ama puan puana son kez çıkardılar kafayı, bir daha da düşmediler. Güvenç Kurtar’ın gelmesinden sonra onlar da Antalyaspor’un iyi haline benzer bir çizgi yakaladı; son on maçta yenilgileri yok ama galibiyetleri de dört tane... Yine de son haftaya en dezavantajlı giren takımlardan biri olmaktan kurtulamadılar. İddiasız rakiplerle oynayan diğerlerine karşı kendisi de bizzat düşme adayı Manisaspor’a konuk olacaklardı ve işlerin rast gitmemesi durumunda beraberlik bile onları düşürebilecekti: Onlar berabere kaldı, diğer maçlar da kıran kırana geçince bir puan da fazladan artırarak ligde kaldılar. Ligin bu kadar alt sıralarında kalmalarına rağmen Galatasaray ve Fenerbahçe’yle oynadıkları dört maçtan dört beraberlik çıkarmaları ilginç.
Rizespor iç sahada topladığı 34 puanla bu sıralamada ilk dörde giriyor. 10 galibiyet oldukça önemli bir rakam. Fakat dış saha performansı da bir o kadar kötü: 6 puanla, Sakaryaspor’la birlikte en sondalar. Bir galibiyet ve üç beraberlik... O tek galibiyetin de Trabzonspor olduğunu hatırlatmak isterim. Rizespor’un bu içeride kazanıp dışarıda kaybeden kimliği de, her hafta yer değiştiren bir takım görüntüsü çıkardı ortaya. Onlar da ligin son döneminde uzun bir süre Denizlispor’la köşe kapmaca oynadılar. Düşme hattına gire çıka geçen haftalar sonunda, bitime iki hafta kala Antalyaspor’la aynı puanda kaldılar. En büyük avantajları iddiasız Sakaryaspor’a konuk olmalarıydı, yenemediler ve Gençlerbirliği sayesinde ligde kaldılar. Bunca kötü performansın içinde onların da kurbanları arasında Galatasaray, Fenerbahçe ve iki defa da Trabzonspor dikkat çekiyor. Gençlerbirliği’nin son kıyağı dışında büyüklerden topladıkları bu 12 puan sayesinde ligde kaldıkları da söylenebilir.
Düşenlere gelince: Sakaryaspor lige iyi girdi, Fenerbahçe’yi, Trabzonspor’u yendi, Beşiktaş’tan puan aldı, fakat büyük maçlar dışında sürekli gol sıkıntısı yaşadı. Ligin en az gol atan ve en çok gol yiyen takımı onlar. Halbuki ipin ucu kaçana kadar, atamazken öyle çok fazla yemiyorlardı da. En son Beşiktaş’tan puan kopardılar, o puan onlara yetmedi ve koptular. Ardından Trabzonspor’dan 5 yediler, Galatasaray’dan üç yediler. Yine de son haftaya kadar ellerinden geleni yapıp sempati topladılar. Sezon içinde bir deplasman yolculuğunda kaybettikleri bir taraftarlarının anısına, bir centilmenlik hareketinin de lokomotifi olmaya kalkıştılar. Tatil edilip 3-0 lehlerine tescil edilen Manisaspor maçında, saha içindeki olaylaya rağmen her iki takımın taraftarları tribünde dostça, iç içe oturmayı başardılar. Bu taraflarıyla da sempati topladılar, ama ligde kalamadılar. Son galibiyetlerini ta 2006 Kasımı’nın dördünde Trabzonspor’a karşı aldılar. Atabildikleri toplam 23 golün yedisi Cangele’den.
İlk yarıda facia gibi maçlar çıkaran ve çuvalla gol yiyen Erciyesspor da ligin ikinci yarısında Bülent Korkmaz’ın gelişiyle çehre değiştirdi. İlk yarıyı 11 puanla Sakaryaspor’un dahi dört puan gerisinde bitirdiklerinde yedikleri gol sayısı 38’di. Toplam iki galibiyetleri vardı. İkinci yarıda yedi galibiyet daha aldılar ve toplam 11 gol yediler. İlk yarıdakinin üçte biri bile değil. Fakat kazanılacak maç tercihlerinde hata yaptıkları için sürekli yetişmeye çalıştıkları takımları yukarı itip barajı kendi elleriyle yükselttiler. Nihayetinde de, mucizevi bir performansı heba etmiş oldular. Yine de, başta da dediğim gibi, herkesin gönlünün kaydığı bir takım oldu Erciyesspor.
Ve Antalyaspor: Ligin en ilginç ve renkli takımlarından biri de onlardı. Öncelikle aldıkları 0-0’larla, sonra da 1-0’larla dikkat çektiler: Tam sekiz 0-0 ve 12 tane 1-0 ürettiler. Bunun yanı sıra son derece ender bulunan 4-4’lerden de iki tane ürettiler. Ligin ilk yarısı biterken Galatasaray’dan sadece bir gol fazla yemiş olmalarına rağmen düşme potasında kaldılar. İkinci devreye de yenilgiyle başladılar fakat ardından on maç üst üste yenilmedikleri çok başarılı bir sürece girdiler: 26. hafta dokuzunculuğa kadar yükseldiler. O sırada da ligin en az gol yiyen üçüncü takımıydılar ve puanları 34’tü. Kalan sekiz haftada ise sedece beş puan toplayabildiler. Yine de, 36 golle en az gol yiyen üçüncü takım olma özelliklerini kaybetmediler. Üçüncü Galatasaray’dan bile az gol yemiş bir takım olarak küme düştükleri için de ayrı bir rekora sahip oldukları söylenebilir. Yılmaz Vural için de bir şeyler söylemek lazım herhalde: Herkes, Antalyaspor’un ligin en iyi futbol oynayan takımlarından biri olduğunu kabul ediyor. Takımın iyi futbolunun yanı sıra sürekli iyi sonuçlar almaya yaklaşıp son dakika golleriyle puan kaybetmesi o iyimser havayı yanıltıcı bir imaj olarak yapıştırdı Antalyaspor’un başına. Yılmaz Hoca sezon boyunca düşmenin lafını etmedi, hep üst sıraları zorlamaktan bahsetti. Bu yanılgı, Antalyaspor’un başını yakan en önemli unsur bence, başlıca sorumlusu da kendini sürekli büyük takımlara layık gören Yılmaz Vural’ın bu aşırı özgüveni ve kendini beğenmişliğiydi galiba. O da hayatının en dramatik sezonunu yaşamış oldu.
Nihayet, çekişmeli bir lig yaşadık bu sezon. Hakem hataları, taraftar taşkınlıkları bakımından iyiye dönük bir gelişme olmasa da, en azından son haftalarda şaibeyi gözümüze sokan maçlar izlemedik. Fenerbahçe’yi şampiyon yapmayacaklar iddiası da iddia olmakla kaldı. Hepimize geçmiş olsun.