Nihayet 2A’ya tam bir nokta koyabiliyoruz. Süper Ligimize yükselecek son takım da belli oldu: Kasımpaşa. En son 1963-64 sezonunda Birinci Lig’de boy gösteren lacivert-beyazlıların, 43 yıl aradan sonra geri dönmeyi başarması elbette her türlü övgüyü hak ediyor. Hele ki dikkat, bu takım son üç sezondur sürekli terfi alıyor: Çok uzun yıllar Üçüncü Lig’de çırpınıp duran Kasımpaşa, 2004-05’te Üçüncü Lig’den Lig B’ye, 2005-06’da Lig A’ya yükselmişti. Bunu AKP iktidarının yükselişine bağlayanlar da var. Ancak şüphesiz Süper Lig bileti için Altay’la oynadıkları final maçı onları bile susturacak türden bir maçtı.
TOP YUVARLAK, FUTBOL "90+" DAKİKA
Tam da herkes “Altay makus talihini yendi” derken, duraklama anlarının bitimine girilirken buldukları golle uzatmaya götürdüler maçı. Final oynamak için karşılaştığı Diyarbakırspor’u da duraklama anlarında attıkları golle geçen Kasımpaşa, maçı uzatmaya taşımıştı. Lakin 54’ten itibaren 10 kişi oynuyor olmaları düşünüldüğünde 120 dakikalık sürede ibre yine Altay’ı gösteriyordu. Nitekim 97’de Altay golü bulunca, çoğu kişi “iş bitti” diye düşünmeye başladı. Maçı bağlamaya oynayan Altay nitekim yine “yüzdü yüzdü kuyruğuna geldi”. Heyhat bu sefer de uzatma devrelerinin uzatma anlarında, sahneye Erhan bir kez daha çıktı ve Kasımpaşa sahiden inanılmazı gerçekleştirdi. Penaltı meselesini konuşmak zaten gereksiz. Orada her şey olur malûm. Nitekim Kasımpaşa olmaz denileni böylece başarmış oldu.
Genel bakalım: Ligin ilk yarısını ikinci sırada bitirmiş bir takımdı zaten Kasımpaşa. Sonra ikinci yarıda öyle bir periyoda girdiler ki maç kazanamadıkları hafta sayısına baktığımızda, nasıl olup da yukarıdan kopmadıklarının tek açıklaması arkalarından gelen takımların basiretsizliğiyle izah edilebilir belki ancak. Düşünün ki 13 hafta boyunca üç puan alamadığı halde her zaman ilk altı grubunun içinde ya da en aşağı 8. sırada durmayı başardı Kasımpaşa. Bu dönem boyunca Federasyonla girdikleri gereksiz polemik de hafızalarda tabii: Yöneticiler “Federasyonla hükümet arasındaki çekişmede olan bize oluyor. Önümüzü kesmeye çalışıyorlar. Bu hakemlerle bu lig bitmez” dedikçe, takım kendi kendine gerilim içine girdi. Zaten ne zaman ki “susup”, sadece işlerine odaklandılar o zaman iddiaları tekrar gündeme geldi.
Kasımpaşa, Recep Tayyip Erdoğan’ın takımı olarak geçiyor literatürde. Zaten memleketin en modern statlarının biri olan statlarının adı da başbakanın adını taşıyor. Bu sene hiçbir maçlarına gelmeyen Erdoğan’ın, seneye başbakan olarak kalmaya devam ederse Kasımpaşa maçlarına gideceğini söylemek müneccimlik değil. Sonuçta kulübün sporcusu olan Gazanfer Bilge, Mehmet Oktav, Ahmet Kireççi gibi güreşçilerin Türkiye’ye kazandırdıkları başarılar nedeniyle armasında ay-yıldız kullanmasına izin verilen Kasımpaşa, Süper Lig’in beşinci İstanbullusu olmayı bileğinin hakkıyla kazanmış durumda. Öyleyse geçtiğimiz haftalarda bir yazıya yorum yapan bir okura selam çakmış olalım: “İstanbul’un büyüğü değil Paşa’sı geldi”...
"DEMEK BANA YİNE HÜSRAN..."
Geçen yıl da Sakaryaspor’a finalde kaybeden Altay için de ne kadar dramatik bir maç olduğu tahmin edilebilir. Teknik Direktör Ekrem Al’ın, "Mazerete gerek yok. Bu sonuç şanssızlıktan başka bir şey değil. İyi mücadele ettik ama şanssızlığımızı geçemedik'' ve yöneticilerin maç sonrası yaptıkları açıklamalar ne kadar şık: “Futbolcular görevlerini fazlasıyla yerine getirdi. Maçtan sonra uçakta tüm oyuncuları alkışladık. Üzgünüz ama matem tutacak değiliz. Biten sezonun sorunlarını çözüp, gelecek sezonun hazırlıklarına vakit kaybetmeden başlayacağız. Altay başarılı bir sezon geçirmiştir. Şampiyonluk vaadi olmamasına rağmen final oynayıp, Süper Lig'i iki kez 5 saniyeyle kaçırdık.”
Kaleci Ali Uyanık’ın (Allum Buker) maç öncesi fazladan prim isteme “uyanıklığını”, “Böyle kritik bir durumda fırsatçılık yapan oyuncuya güvenemeyiz. Ayrıca diğer futbolculara haksızlık yapmamız da söz konusu olamaz'' açıklamasıyla karşılayan ve tecrübeli futbolcuyu kadro dışı bırakarak, final maçı öncesi kalesini genç kaleci Gökhan’a teslim etmekte tereddüt etmeyen yaklaşımı, final maçı sonrası açıklamalarla birleştirelim... Memleket futbolun ihtiyaç duyduğu tarz işte budur! Bunun için de “Büyük” Altay teşekküre layıktır...