Sadece yabancı kontenjanı konusu nedeniyle dahi simge futbol ülkelerinin bize 'öteki' gözüyle bakmaları çok tuhaf değil işin açığı! Çünkü onlara göre, kazanmak için her türlü yolun meşru sayılacağı makyavelist anlayış 'tek' geçer akçe…
Başta Avrupa Kupaları olmak üzere, bize karşı üstünlük kurdukları gerçeğinden hareketle bu 'yabancılaşma' hadisesinden kazançlı çıktıkları da ortada. Tabi sonunda milli takımlar düzeyinde başarıları düşer mi,
yada başka türlü işleyiş sorunları yaşarlar mı(?) bunu bilemem. Ama dünya kupası ve diğer uluslararası turnuvalardan, şu ana dek pek boynu bükük ayrıldıklarını söylemek zor.
Onlardan olma telaşımız, (daha yorgun bir ifadeyle) onların elde ettikleri başarılara ulaşma heyecanımız, konuyu her transfer sezonu öncesi temcit pilavı gibi önümüze getiriyor. Sanıyorum bu nedenle, sınırsız olsun diyenlerin verdiği ilk örnek, "Avrupa'da başarı kazanmak için yabancılara ihtiyacımız var," şeklinde. Bunu garipsemiyorum, öyle düşünenler için iyi de bir çıkış noktası aslında, ama sınırsızcılar ile sınırlıcılar karşı karşıya geldiği zaman başlıyor komedi.
Maalesef (demek zorundayım) aralarındaki tartışma restaurant seçme merasiminden farksız hale dönüşüyor, 'açık büfe mi olsun, yoksa mönü mü gelsin' kıvamında her şey… "Mideye indirecek yemek miktarı belli, işletme sahipleri bilmiyor mu kimsenin bir oturuşta hepsini mideye indiremeyeceğini?" diyen 'açık büfeci' sınırsızcılar bir tarafta… "Ne yiyorsak onun parasını veririz" diyen 'mönücü' sınırlıcılar diğer tarafta…
Ülke futbolunun tepesindeki isim Haluk Ulusoy’un sınırlıcı, milli takımlar sorumlusu Fatih Terim’in sınırsızcı olmasını başka türlü açıklamak mümkün mü? Kontenjanı ağzına kadar dolduran Beşiktaş kanadının, Yıldırım Demirören’ın sınırlıcı, kontenjan açığı olan ve giderek de boşalan Galatasaray kulübünün, Özhan Canaydın’ın sınırsızcı olmasının tarif edilebilir bir yanı var mı? Geçen yıl, sınırsızcı tavır takınıp, bu sezon sınıra gerek yok diyen Kulüpler Birliği’ndeki değişimin, dahası 18 takımdan sadece 8 tanesi kontenjanı doldurabilmişken böyle bir kararı almasının iler tutar yanı var mı? Kadrosunda 8 yabancı oyuncu bulunduran Trabzonspor cephesinin, başkan Nuri Albayrak’ın, "bizim için fark etmez" diyerek sınırda durmasının, (ve bildiğiniz üzere) Fenerbahçe duruşunun, başkan Aziz Yıldırım'ın konuyu, kendim için istiyorsam namerdim tadında, "bu haliyle ligde biz çok üstünüz"e getirmesinin yorumu nedir peki?
Sınırlıcılar, sınırsız karşıtlığı üzerinden konuya taraf oluyor, söylemlerinin çoğunun günümüz futbolunda karşılığı yok ne yazık ki! Böyle olunca da, sınırsızcılar tepeden bakıyorlar, tartışma da restaurant önünde kalıyor, bize de "afiyet olsun" demekten başka çıkar yol bırakmıyorlar…
Kişisel fikrim.. Endüstriyel futbol çoktan tüm limanları dolaşmış önüne gelen gemiyi yakmış, ortada ne başarı kriteri bırakmış, ne de SINIR kalmış; "paran varsa başarılısın, başarılı olursan para kazanırsın" şeklinde devam ediyor hayat… Zaten bizler de beğenelim, beğenmeyelim, tartışalım, tartışmayalım,düşünelim, taşınalım yavaş yavaş sınırsız sayısına ulaşmaya çalışıyoruz; 3, 3+1, 5, 5+1, 6, 6+2, 6+5… diye giden formüllerle. Şu halde süreci uzatmanın manası yok, sınırsız olmalı…
Ama halden memnun değilse yapılacak işler var tabi, sınırlıcılar 'genç futbolcularımıza sahip çıkalım' diyor ya, futbolcuların haklarını daha güçlü koruyacak bir düzenleme, birlikte karar vermelerini sağlayacak bir alan açma, geleceklerinin garanti altına alınması, sosyal güvence vs. işe başlanabilir mesela…