Cumartesi akşamı Orhan Koçak'la karşılaştım. "Bizim yönetim öyle beceriksiz ki, transfer yapamıyor" dedi ve ekledi: "Ama belki de tek şansımız bu! Bunlar bir de transfer yaparsa o zaman yanarız." Haliyle güldük.
Ertesi sabah, haber geldi, Beşiktaş Rüştü ve Yozgatlı'yı almış diye, televizyon altyazı geçiyormuş. Daha "ne oluyor yahu" diyemeden, telefonum çalmaya başladı. Beşiktaşlılardan ziyade Fenerliler arıyor, "hayırlı olsun" diye... Ses tonlarından, yüzlerine müstehzi bir ifade takındıklarını anlamak zor değil. Hatta kimisi, eni konu neşeli kahkahalar atmaktan da imtina etmedi.
Orhan Koçak'ın bir gece önceki sözleri geldi aklıma... Yönetimin transfer ya-pa-ma-ma-sı yüreğimize su serpmişti. Ama işte, korktuğumuz başımıza gelmiş; bu işi de bir güzel halletmişti, Beşiktaş'ın benzersiz yönetimi.
Sonra saymaya başladım içimden... Mustafa Doğan, Ali Güneş, Nobre... Fenerbahçe altyapısından Fahri ve Murat Şahin... Şimdi de Rüştü ve Yozgatlı.
Beşiktaş yönetimi bir zamandır, Fenerbahçe'yle başa çıkmanın yolunun oyuncularını 'ellerinden alarak' rakibini 'zayıflatmaktan' geçtiğine karar vermiş görünüyor. Ama sizler de farkındasınızdır sanırım, bu 'taktik' sonuç vermiyor.
Şaka bir yana... 34 yaşında ve sakatlık geçirme ratingi her yıl artan Rüştü'ye yıllık 1.5 milyon euro vererek 3 yıllık imza attırma keyfini süren Beşiktaş yöneticileri hakikaten ne düşünüyorlar acaba? Hani, geçen sezonun ikinci yarısında, en az 6-7 maçı tek başına alarak takımı Şampiyonlar Ligi'ne taşıyan Vedran Runje'ye "eh, madem istiyorsun, git bari" diyen yöneticilerin, kimsenin aklının ermediği gizli planları ne olabilir?
Rüştü Reçber'e üç yıl garanti 4.5 milyon euro'dan bahsediyoruz. Bu transfere bu meblağın akıl ve havsala alır yanı var mı allaşkına?
Peki, Ertuğrul Sağlam bütün bu transferlere ne diyor? Sizler de merak etmiyor musunuz? Ben şu ana kadar onun da mutabakatının olduğuna dair bir şey duymadım. Duyduğum tek şey, Asbaşkan Levent Erdoğan'ın, yönetim kurulunun transferleri televizyondan öğrendiği açıklaması. Size de Beşiktaş yönetimindeki bazı isimlerin (benim ilk aklıma gelenler Başkan Demirören ve önümüzdeki döneme 'damgasını vurmasını' beklediğim Abdi Celalettin Kolot), takımın teknik ihtiyaçlarını falan hiç dikkate almadan kendi kafalarına göre takım kurup eğleniyor, gibi gelmiyor mu? Üstelik bu, bir kaç senedir hiç sekmeden tekrarlanıyor.
Hala şunun farkında değiller. Beşiktaş taraftarının önemli bir bölümü, "ille de başarı" diye bir takıntı içinde değil. Kimsenin her yıl şampiyon olalım diye bir derdi yok. (Elbette olsa iyi olur, ama hem gerçekçi değil hem bir zaman sonra keyfi kalmaz.) Hele ki, benim tanıyabildiğim kadarıyla, "aman ezeli rakibimizin oyuncularını ellerinden alalım" gibi saçma bir saplantı akıllarının ucundan geçmez. Kaldı ki, kimseyi rakibinin elinden aldığı yok Beşiktaş'ın... Sadece Fener'in serbest bıraktıklarını topluyor.
Hasılı Beşiktaş, bir futbol takımı oluşturmanın asgari ciddiyetinden ve aklından gün güne uzaklaşırken, cüzdanları da kendileri kadar şişman adamların çocukça fantezilerini gerçekleştirdikleri bir oyun bahçesine dönüyor. El insaf!
Derdimiz şu: Takım, tünelden İnönü'ye çıktığında gönül rahatlığıyla alkışlayalım, "işte bizim çocuklar" diye... Bu yeter.
Onu bile çok görüyorsunuz ya, helal olsun size!