Bir rivayete göre, Metz'den Ribery'yi alamayacağını bilen Marsilya bu transferi gerçekleştirebilmek için bir sonraki transfer ücretinden pay önererek araya Galatasaray'ı sokmuş. Galatasaray kulübü bu yoklukta Linderoth'tan sonra Lincoln'ü de almaya kalkınca böyle üst düzey zekâ gerektiren komplo teorileri de çıkıyor ortaya kuşkusuz. Artık nasıl bir komplo ya da strateji güdüldü bilmiyorum ama, transferin gerçekleştiğine büyük ölçüde ikna olduk.
Yeni Hagi idealizasyonunu külliyen öte yana bırakıyorum, benzetenler tartışsın. Yine de işin popüler tarafı çok açık: Lincoln de tipik bir "10 numara"dır, yeteneklidir, gole yakındır filan; hele Şampiyonlar Ligi'nde ezeli rakibe çektirdikleriyle, golleriyle tam da aranan adamdır. Fakat futbolun bu duygusal tarafıyla hiçbir uyumu olmayan bir de reel tarafı vardır ya! Ânı anlatmaya hiçbir katkısı olmayıp, genel üzerinde yanılmaz bir gücü olan istatistiksel değerler meselâ...
Lincoln'ün uyumsuz bir adam olduğunu biliyoruz. Kendi ifadesi; "takım arkadaşlarımı sevmek zorunda değilim." Burada muhtemelen maç ve idmanlar dışında onlarla zaman geçirmekten, birlikte yiyip içmekten bahsediyor. Yoksa saha içinde "sevmediğim adama pas atmam" gibi, Türk futbolcusunun daha aşina olduğu bir anti profesyonellikten değil... Peki Galatasaray futbol takımının ofansif formasyonunu oluşturan grup bu mevzuda nereye düşüyor? Asla homojen bir ikili çıkarılamayan yetenekli adamlar: Hakan, Ümit, Necati, Kabze... Arkadan destekçileri Arda, Hasan Şaş, gönderilen İliç. İliç, işte bu güruhun içinde eriyip gitmiş, bana sorarsanız harcanmış, ortalama bir "on numara"ydı ve o da, ne tesadüf, yeni Hagi olarak gelmişti Galatasaray'a. İliç takım ve bölge arkadaşlarından aldığı asgari yardıma rağmen önemli işler yaptı Galatasaray'da.
10 numaraların temel sıkıntılarından biri yeni geldikleri takımlarda bu etkin rolü arkaşlarına kabul ettirmek olagelmiştir hep. Hagi gibi bir isim için bu mesele kolay atlatılır da, İliç gibisi için zordur. Orada Hakan Şükür gibi, Necati gibi, Hasan Şaş gibi oyunun nasıl oynanacağına karar veren bir yetkili grup varken yeni 10 numaranın işi zordur haliyle. Öncelikle kendini kabul ettirene kadar derin bir sabır barındırmak icbar eder. Sonra, takım arkadaşlarına karşı mevlevi bir sevgi duymak... Yavaş yavaş onların istediği futbolcuya dönüşmek, kafa yapısını, oyun anlayışını onların bildiği, anladığı şekle sokmak icap eder.
Bir yandan da, "10 numara"yı o numara yapan futbol zekâsıdır. Şimdi ani ve çabuk karar verme yeteneği, takıma hamle kazandırma becerisi gibi bir dizi teknik ayrıntıya girmeyeceğim, fakat futbol gibi kolektif bir oyunda bu zekânın yarattığını diğerleri anlamazsa ya da kabul etmezse, zekâ da görünür olmaktan çıkar, işe yaramaz hale gelir. İliç'in Galatasaray'da en iyi anlaşabildiği oyuncu, çok hızlı pas alışverişine girebildiği Arda gibi görünüyordu bence, tabii Arda'nın da iyi zamanında. İşte ikisinin ürettiği kolektif zekâ, Galatasaray'ı sezon başında yukarılara doğru itti. Sonra olmadı. Neden olmadığı tartışılır.
Lincoln'ün iyi bir 10 numara olduğunu kabul ediyorum. Bunu peşinen yapmaktan da imtina etmiyorum, kendisi yaşını almış, kendini kanıtlamış bir futbolcu. Onun Galatasaray gibi derin bir ortamda ne verebileceğini tartışıyorum daha çok. Ve gördüğünüz gibi, olumsuz bir temayülüm var. Galatasaray'ın iyi bir futbolcu aldığını, fakat kendi koşullarında ondan verim almasının zor olduğunu düşünüyorum. Önce takım arkadaşlarının önkabulüne, sonra Kalli'nin otoritesine çok ihtiyacı olacak. Bunlar olmadığı halde, önce oynadığı takımdan, sonra yaşadığı kentten soğuyup, aşina olduğumuz bir Marcelinho vakası gibi alıp başını gidecek.
Ama insan iyi ihtimalleri de değerlendirmek istiyor. Yine İliç'te olduğu gibi, Lincoln'ün de en büyük yardımcısı Arda olacak diye düşünüyorum. Ve tabii yine futbolun gerektirdiği zekâ unsurunu onunla en doğrudan paylaşabilecek Linderoth. Bu üçlü kolektif olarak Galatasaray'ın oyun kurma merciini ele geçirirse hakikaten etkili bir takım ortaya çıkar gibi geliyor bana.Bunun olabilirliğinden ciddi kuşkum var sadece.