Geçen gün, yoğun bir futbol tartışmasının ortasında kaldım… Taraflardan biri Lincoln’ün, diğeri de Alex’in savunucusu… Tahmin edersiniz ki, dostlarım Fenerbahçeli ve Galatasaraylıydılar… "Sen ne düşünüyorsun" bölümünü es geçiyor, bu tartışmayı bir futbol bilmecesi olarak değerlendirdiğimi belirtmek istiyorum: Atmaca attırmaca, 10 numarayı giydirmece…
Galatasaray cephesi: Yeni sezonda fırtına gibi eseceğiz, nokta transferler yaptık, ayrıca tek rakibimiz en önemli silahlarından oldular, Lincoln de Alex'i döver…
Fenerbahçe cephesi: Asıl biz fırtına gibi eseceğiz, transferin kralını biz yaptık, ayrıca siz teknik direktör değiştirdiniz, Alex'e laf yok…
Ve ben: Yapmayın arkadaşlar, iki takım da, hatta Beşiktaş da önemli transferler yaptı, takımlarını güçlendirdiler, bu sezon daha heyecanlı(!) bir lig bizi bekliyor.. Ayrıca Son Kral Alex de, Lincoln de çok iyi futbolcular… (demez olaydım)
- Vay senin nasıl bir süzgecin var, futbol böyle mi okunur…
- Özür dilerim arkadaşlar, ben sizi şuracıkta dinliyordum…
Tabi tartışma bitmedi.. En son hatırladığım, Lincoln daha iyi bir oyuncu çıktı, Gerets’in gidişine yanıt bulunamadı, Roberto Carlos yılın transferi seçildi… Ben de "ne şiş yansın ne kebap" kabilinden orta direk şaban muamelesi gördüm… Üzerime alınmıyor, lafımı da esirgemiyorum:
Transfer sezonu devam ediyor, takımlar da sezon öncesi hazırlıklarına başladılar… Özetle yönetim ve kadro yoğun mesaide… Peki taraftar ne yapacak? Gazetelerin spor sayfaları, spor haberleri, sanal dünyanın haber alanları, okunup yutulacak, bir sonraki tartışmada taş gediğine oturtulacak… Başka, “daha ne olsun, taraftarız biz çekeriz cefa…”
- O zaman iyi akşamlar diliyorum …
BAŞKANIN DEDİĞİ OLUR
Milliyet'te Atilla Gökçe yazmış, pek bir hoşuma gitti, bence oldukça önemli bir tespit, "Futbolda sultani dönem"… Atilla ağabeyin de belirttiği gibi ülkemizde başkanların dediği oluyor… Kulüpler de başkanın, federasyon da başkanın, falanca yerde başkanın (borusu ötüyor)… Başkasının değil sadece başkanın… Böyle olunca zaten Türk futbolu 3 büyüklerin tekelinde (neden olduğu bence önemli bir araştırma konusu) bir de federasyon, toplayın işte, 4 başkan ve adamları…
Yani bizim çocuklar, evde oturup Pro Evolution Soccer oynasalar ve oyunda birer takım seçip, o takımlarına taraftarlık yapsalar çok daha anlaşılır bir durum ortaya çıkacak… En azından bir aitlik hissi yakalanabilir… Ama ne yapıyorlar, gidiyorlar 4 adamın oyuncağı haline dönüşen futbolumuzla ilgili derin tartışmalara girişiyorlar… Sonra da Alex mi, Lincoln mü, Rico Paşa mı…
Renklerin kıymeti harbiyesi ikinci plana daha ne kadar itilebilir, bu saltanat nereye kadar devam eder? Bunun adını sadece kişisel tatmin olarak koymak bir yerde eksik kalabilir… Olaya biraz daha farklı bir pencereden bakmaya çalışalım ve şu soruyu çekinmeden soralım: "Koca şirketlerin patronları durduk yerde kulüplerin başına geçip trilyonlarca lirayı futbola yatırıyorlar… Bunu futbol aşkı olarak görmek ne derece doğru?"
VE YAŞAM…
Damlaya damlaya çöl olur…
Geçtiğimiz hafta Birleşmiş Milletler’in yayımladığı raporda şu ifadelere yer veriliyordu, "Çölleşme zamanımızın en büyük çevresel tehlikesidir ve hükümetler evlerinden ayrılmak zorunda kalan kişilerin toplu göçleriyle ilgili mücadele etmek zorunda." Raporda, 2 milyar insanın potansiyel çölleşme kurbanı olduğunu ve eğer çölleşme kontrol altına alınmazsa gelecek 10 yılda 50 milyon kişinin (bu rakam Güney Afrika veya Güney Kore nüfusuna eşit) çölleşme yüzünden göç edeceği açıklandı. Rapor, kurak bölgelerdeki hükümetlerin aşırı otlatma ve sulamayı azaltma ve çölleşme sorununu düzenlemek için toprak kullanımı politikalarında reform yapmaları gerektiğini söylüyor.
Not: Sevgili Barış (Akarsu) dualarımız seninle…