Geçenlerde oturduk bizim yazlık ahalisiyle, balkonda sohbet muhabbet, seçimler, anılar, derken futbol… Bizim Seço (iktisatçı, 25), özel olarak futbolla ilgilenmez ama Sergen konusunu açtı… “Nedir mesele anlat bakalım”, “kaynak nedir?” gibi sorularla…
Olayı tam olarak bilmeseniz de, “nereden bileyim ben” diyemeyeceğiniz durumlar vardır -işin aslını bilirsiniz yani-, işte öyle bir dakika şudur budur konuşmaya başladık… Sonuçta Sergen bu, 10 yılı aşkın süredir her sezon öncesi bir şekilde gündeme gelmiş bir futbolcu… Bu kez sağdan esen bir rüzgarla, seçim yatırımı olarak… Seço’nun arkadaşı Gökhan’ın (turizmci, 25) ifadesiyle, “seçimge olarak”…
Bilirsiniz sohbet ortamlarında muhalif tipler de vardır … Ne söyleseniz “yok öyle değil” diyerek söze girerler… Velhasıl bizim sohbetin uzamasına yetecek kadar “yok öyle değil” diyen bir eniştemiz (emekli öğretmen, elli küsur) vardı… Futboldan çok, iktidarın futbolla ilişkisini konuşmaya başlayınca seçim öncesi CHP’den başka bir laf ağzından çıkmayan enişte beyin ekmeğine de yağ sürdük ya neyse… “Sen gazeteci adamsın belge göster” “Kemal ağabeyleri almıştır”…
Ve Oktay (çevirmen, 27) “Kayserispor da Gökhan ve Mehmet’i seçim yatırımı olarak satmamış olabilir mi, bir iki yerde bu ifadelere de rastladım”
Evet, Sergen imzayı atıyor, yanında son Maliye Bakanı Kemal Unakıtan… Unakıtan’ın derdi belli, iş bitiren bakan… Malum önümüzde seçimler, iyi bir transfer gönülleri kazanmaya yeter… Bunu sadece ben söylemiyorum, Tanıl Bora derki; “Politika futbola düşkündür; onun popülaritesinden istifade etmek ister. Devlet, yüzeyden ve derinden, futbol ortamında hep hazır ve nazırdır. Ayrıca futbol ortamındaki birçok kimliğin, imgenin, göstergenin –bazen örtülü, bazen aşikâr-politik çağrışımları vardır.”
Gerçekten de öyledir, spor özellikle futbol iktidar için önemli bir araçtır… Öyle uzun boylu üzerinde duracak değilim, Bilal Arık’ın “Top Ekranda” adlı kitabından şu paraf derdimi anlatacaktır; “Spor ve spor politikaları, dünyanın her yerinde iktidarların önem verdiği konuların başında gelmektedir; hemen tüm hükümetlerde spordan sorumlu bakanlar ya da bürokratlar yer almaktadır. Ayrıca hükümet bütçesinden spor kuruluşlarına dağıtılan yardımlar da hükümetlerin popülerlik ve itibar kazanmak için başvurdukları önemli araçlardan biridir.”
Sergen’in Etimesgut Şekerspor ile 2009 yılına değin sözleşmesi vardı… Kulübü'nün patronu Hızır Demir aynı zamanda KC Grubun sahibi... Grup, inşaat sektörünün önde gelen şirketlerinden biri. Devletle işi var. TOKİ’ye çalışıyor… TOKİ Eskişehir’de binlerce konut yapıyor…
Cemal Ersen, KC Grubu ile ilgili Milliyet’teki köşesinde şöyle anlatıyor; “Vergisi, KDV'si, alacağı, vereceği çok. Bu pozisyonda Sergen için bonservis bedeli istenir mi? İş adamlarımız iyi bilir, bu ülkede Maliye Bakanı'nın ağzından çıkan söz emirdir! Hele adı Kemal abi ise. O zaman? Yutkunup emre itaat edeceksin! Gidenlerin üzerine de bir bardak soğuk su içeceksin. Tıpkı Şekerspor ve Gaziantep Belediyespor kulüplerinin yaptığı gibi! Yeni sisteme alışacaksın;Transferi bakanlara, belediye başkanlarına ve milletvekillerine bırakacaksın ki; AKP usulü siyasetin raconuna ters düşmeyesin!”
Önümüzde seçim, bakalım Sergen, Unakıtan’a ve partisine ne kazandıracak? İktidar kim olacak? Eskişehirspor gelecek yıl, şampiyonluğu elde edebilecek mi? Eğer şampiyon olamazsa suçlu Sergen mi, yoksa Unakıtan mı olacak? Sergen gollerini attıktan sonra, kime koşacak?
Benzer sorular bitmeyecektir… Farklı (ve bence gerçekçi) sorular üretmek için Umberto Eco’nun şu laflarını okumak gerekir; “Maliye bakanının yaptıklarını yargılamak yerine antrenörün yaptıklarını tartışır; parlamentoyu eleştirmek yerine sporcuları eleştirir; filan bakanın falan yabancı güçle bazı şüpheli anlaşmalar imzalayıp imzalamadığını sormak -zor ve çapraşık soru- final maçının ya da önemli bir maçın sonucunun şansla mı, sportif beceriyle mi, yoksa diplomatik oyunla mı belirleneceğini sorarsınız?”
Son söz Sergen için… Şimdi Eskişehirspor’da… Bu haber ilginç değil, aslında Sergen ile ilgili hiçbir haber bizi şaşırtmıyor… Sergen farklı bir mekanda, farklı bir zamanda, farklı bir karakterde… Yok aslında, ben seviyorum da böyle rahatlığı… Futbolcuların futbolcusu olmasa böyle olmazdı kuşkusuz, hani makine olmadı hiçbir vakit, oyununu kendince oynadı… Bir yerde karşı durdu, hala popüler ve hala Sergen… Belki bir başka coğrafyada bir başka, nasıl ifade edilir “başka türlü bir” Sergen olurdu, daha bir yalçın… Ama şu son transferi işkillendirdi beni, sanki ona pek yakışmadı, alır başımı giderim tavrı, yerini, “benimi çağırdınız filanca ağabeye” döndü…
VE YAŞAM…
Şu orman yangınları meselesi… Her yıl belli dönemlerde gündeme gelen, izlerken, okurken hatta görürken içimizin acıdığı, yandığı, kül olduğu… Orman yangınlarına ilişkin istatistikler Orman Kanunu'nun kabul edildiği 1937'de başlıyor… O tarihten günümüze 74.294 orman yangını çıktı ve 1.630.046 hektar alan yandı… Sadece 2003 yılında 1978 yangın yaşadık ve 6246 hektar -Büyükada yüzölçümünün 12 katı- ormanlık alanımızı yitirdik…
İlkokul şarkımızdı, “yuvadır kuşlara, örtüdür toprağa, can verir doğaya, ormanlar yurdumda …” bu şarkıyı ömrü hayatında dinlememiş olanları, dinleyip anlamamış olanları, dikkatsizleri, soyguncuları, gözü paradan başka bir şey görmeyenleri, arazi mafyasını, göz yumanları, atıp tutanları, hektar hektar duyarlılığa davet ediyorum!!!