Fenerbahçeliler sorarlar, "Avrupa'da başarı bekliyor musun?"
Doğrusu "beklemeyip de ne yapacağız" demek içimden gelse de yanıtım genellikle, bu sezon belki bir derece daha yukarı çıkılabilir, şeklinde oluyor. Hani UEFA Kupası’nda çeyrek final, yada Şampiyonlar Ligi'ne kalınırsa, gruptan bir üst tura çıkabilir gibi.
Kim ne derse desin, Fenerbahçelilerin, Galatasaray'ın UEFA Kupası'nı aldığı günden itibaren en büyük hayali Avrupa'da başarı.
Hemen şuracığa yazıyorum, UEFA'da final oynansa ve kaybedilse dahi, çok fazla bir anlam ifade etmeyecektir. Çünkü Fenerbahçeli psikolojisidir, yakından bilirim, o kupa iki kez alınmadıkça, ligde üst üste beş kez şampiyon olunmadıkça, özetle Galatasaray’ın başarıları gölgede kalmadıkça ‘başarı’ sağlanmış olmayacaktır.
Ve bence Fenerbahçe’nin büyümesinde de, son yıllarda ülke futboluna damga vurmasında da bu rakibi geçme ruh halinin önemli yer tuttuğu inancındayım. "Hiç geçemese de sürekli büyüse", diyebilirsiniz, o zaman da "ne anladım ben bu işten" diye de sorarlar adama.
Transfer politikasını genellikle olumlu bulmaktayım. Mevcut kadrodan giden oyuncular, belki takımın ruhunu kaybettiği şeklinde yorumlara malzeme oldular ama gelen oyuncuların da, kalanların da ruhsuz olduğu inancında değilim. En azından Zico’nun genel oyun felsefesi içerisinde bireysel bir ruh yerine, takım ruhunun önemli olduğu izlenimi uyandı bende, bilmiyorum katılır mısınız? Tuncay’ın takımı tek başına şampiyon yaptığını yazanlar da oldu, Ümit Özat’ın oyuncuları yemeğe götürdüğü de. (Yahu bu adamlar zaten sürekli birlikte yemek yiyorlar, bunun neresi ilginç!)
Genç yetenek avcılığına soyunmak bir hayli yerinde. Colin, İlhan, Gökhan, Ali, Vederson, Yasin (anlaşılmış sanırım) oldukça önemli transferler. Kısa vadede başarı için de, uzun vadede istikrar için de böyle hamlelerin yapılması gerekiyor. (Daum döneminde de yapılmıştı hatırlarsanız) Roberto Carlos zaten Roberto Carlos. Deivid meselesi, Appiah’ın durumu netleştikten sonra daha dengeli bir şeyler yazılabilir, ancak şu haliyle Fenerbahçe’nin oldukça iddialı bir Avrupa serüvenine çıkacağını söylemek mümkün. Ligin ise en ciddi favorisi kuşkusuz, aynı teknik direktör ve şampiyonluk yaşamaya alışmış oyuncu bolluğuyla. Bu arada Sarı lacivertli ekip genç yetenekleri harcıyor eleştirilerine pek katılmıyorum, ne yani alt yapıdan bir Messi, bir Van Persie geldi de hocalar oynatmadı mı?
BEŞİKTAŞ CEPHESİ
Beşiktaşlıların öncelikli sorusu ise "şampiyon olur muyuz, şansımız nedir?"
Olursunuz elbet, neden olamayasınız. Zaten %33,333. diye giden bir şansla lige başlayacaksınız, ya siz olacaksınız, ya da siz olmazsanız olabilecek iki takım var. Hal böyle olunca üzerine uzun uzadıya laflar etmeye gerek kalmıyor, şampiyonluk meselesinin.
Yapılan transferler tek tek düşünüldüğünde bence yerinde, iki yabancı oyuncu için de çalışmaların sürdüğü belirtiliyor. Rüştü, önemli bir transfer, M. Yozgatlı beğendiğim bir oyuncu, Tello keza öyle, Cisse iyi bir orta saha. En önemlisi de Ertuğrul Sağlam, oldukça başarılı bir antrenör. Ayrıca genç yetenekler var Kartal’ın elinde, muhteşem taraftar desteği. Tek sorun yönetimsel gibi.
Lig şampiyonluğu meselesi, tecrübelerimizin de gösterdiği üzere, sezon içerisinde yakalayacağınız galibiyet serisiyle ilgi. Bunun içinde istikrar, kazanmayı bilmek, konsantre olmak gibi etmenler var tabi.. Ayrıca diğer şampiyonluk adaylarıyla yapılacak dört maç da önemli. Çünkü buradan elde edilecek galibiyetler, üst üste iki maç kazanmışsınız anlamına geliyor. Yani bu dört maçta alınacak sekiz galibiyet gibi bir şey. Ve bir hatırlatma, kazanamıyorsan kaybetmeyeceğin maçlar bunlar.
Beşiktaş’ın en önemli sorunu kuşkusuz istikrar. Artık geleneksel hale dönüşen hoca değiştirme, bol transfer, yönetimde çatlaklar. Tabi bu uzun maratonda bir yerinden takımı da etkiliyor. Takımda futbolumuzun son dönemlerine adını yazdırmış birçok oyuncunun olması önemli avantaj. Ama takıma, futbolun kendi kahramanlarından daha fazla kahraman olduğunu sanan yöneticilerin müdahalesi olduğu sürece huzur denilen hadiseden uzaklaşılıyor. Bu nedenle Beşiktaş’ın hocası, takım ve taraftar desteği şampiyon olması için yeter düzeyde, Beşiktaş kazandığı sürece sorun olacağını düşünmüyorum. Ama kaybetmeye görmesin!!! Hemen birileri CELALLENMEYE işe el atmaya başlayacaktır.
Bu nedenle siyah beyazlıların galibiyet serisine diğer takımlardan çok daha fazla ihtiyacı olacağı kanısındayım..
GALATASARAY CEPHESİ
Galatasaraylıların varsa yoksa transferleri. "Bu sezon nokta transferler yaptık, önümüzde kimse duramaz değil mi?"
Kağıt üzerinde transferlere diyecek laf yok. Gerçekten takımın defans ve orta sahası kendine geldi. Değişim hızla devam ediyor, değişmeyen tek şey ise "bu işi en iyi biz yaparız tavrının" kendisi.
Feldkamp'ın takımın başına gelmesiyle ilgili sıkça sorulan soru, yaşı ve futbola verdiği aranın Alman çalıştırıcının performansını nasıl etkileyeceği oldu. Oysa şu dakikaya kadar gözlemlediğimiz takımın en önemli yıldızından daha bir yıldız durumda kurt hoca.
Gerek antrenmanlardaki tavırları, gerekse transfer konusundaki keskinliği dikkat çekiyor. Necati, Orhan, Cihan ve Hasan Kabze’yi bir kalemde silmesi ise tartışılası bir konu. Özellikle Necati ve Hasan, bugün Galatasaray’ın en iyi forvet hattına sahip olduğunu söylerken saydığımız ikinci ve üçüncü isimlerdi. Bunların takımdan ayrılıyor olması, belki “acımam yok” anlamı taşıyarak motivasyon sağlayabileceği gibi, diğer taraftan da acaba bana da sıra gelir mi, ağzımla kuş tutsam olmuyor psikolojisini de doğurabilir.
Transferlere baktığımız da ise, elbette Lincoln, Linderoth ile orta saha ciddi anlamda güçlendi, ayrıca İsmail ve Servet ile defansın boy ortalaması da bir hayli arttı. Ama forvet için şu ana dek hamle yapılmamış olması önemli bir soru işareti. Ayrıca kaleye de Mondragon’un ardından kim geçerse geçsin bir eksiklik hissedileceği ortada. Çünkü Kolombiyalı eldiven gerçekten çok iyiydi. Almanya ikinci liginden transfer edilen genç yetenekler ise sürekli övülmekte. Umuyorum, bahsedildiği gibi iyi performans gösteririler ve sarı kırmızılı ekip de bu sezon, geçen yıla oranla daha pozitif bir oyun ortaya koyar.
Galatasaray’da bu yapılanmanın, yenilenmenin faturasının kabarık olması ve ekonomik olarak içinde bulunduğu durum değerlendirildiğinde, elde edilecek başarının önemi bir hayli artıyor. Çünkü olası başarısızlıkta, yönetimin karşısına sürekli bir fatura çıkacaktır. Bu ekstra bir stres yaratmanın ötesine geçmeyecektir. Ayrıca gönderilen oyuncuların da neden gittiği, özellikle Necati’nin takımla ilişiğinin kesilmesi, sürekli kapılarını çalacaktır.
Özetle transferler yerinde, hoca cinliğe başladı, değişim önemli ölçüde yapılıyor, başarı gelirse "kazanan daima haklı", gelmezse Galatasaray yönetiminin vay haline.