"Kazanmak zorunda değilim ama dürüst olmak zorundayım. Başarmak zorunda değilim ama sahip olduğum ışıkla yaşamak zorundayım."
-Abraham Lincoln-
Kazanmak için herşeyi göze almalı mıdır? Tek bir zafer uğruna yüzbinlerce sporcunun mücadele ettiği ve para kazandığı bir sporu mahvetmeye değer mi? Ya mücadelenizi izlemek için sabahın erken saatlerinde dağlara tepelere yerleşen, başka ülkelerden gelen ve TV başına oturan milyonlarca insana ihanet etmeye? Peki ya bu uğurda kullandığınız ilaç sizde çok büyük bir kanser tehdidi oluşturuyorsa? Bu kadar düşüncesiz ve hırslı olabilir mi insanlar bir tek zafer uğruna?
Fransa Turu'ndan bahsediyorum kuşkusuz. Tur'a genç ve sürpriz şampiyon Contador'un mu yoksa dopingin mi daha fazla damga vurduğu tartışmaya açık. Zira Tur'un en heyecanlı günlerinde bir bir pozitif çıkan doping testleri Avrupa'yı sallamış durumda. Bisiklet kullanımının hayatın bir parçası olduğu ve bu nedenle bisiklet sporunun da çok sevildiği Almanya, Fransa, İspanya gibi ülkelerde gündemdeki tek konu bu. Yaşananlar ve bisiklet sporunun içine düştüğü durum herkeste büyük bir hayal kırıklığı yaratmış durumda. Özllikle de bu spora ve Tur'a gecelerini gündüzlerini verenler kendilerini fena halde aldatılmış hissediyorlar.
Önce favorilerin en büyüğü Vinokourov'un alyuvar hücreleri enjekte ettirerek kan dopingi yaptığının ortaya çıkmasından sonra Astana takımı yarıştan çekilmek zorunda kaldı. Ancak bunu organizatörlerin ricasıyla mı yaptıkları yoksa sponsorlardan gelen bir baskının sonucu mu olduğu bilinmiyor. Tabii olan Tur'un favorilerinden Kloden'e oldu. Aynı şey İtalyan Moreni'nin yakalanması sonucu turdan çekilen Cofidis firması için de gerçekleşti. Cofidis bu olayda sorumluluğu bulunduğunu kabul etti ve yarıştan çekildi.
Alman Patrik Sinkewitz'in doping kullandığının ortaya çıkması ise Almanya'yı karıştırdı. Jan Ulrich yüzünden başı zaten fazlasıyla ağıran T-Mobile, B testinin de pozitif çıkması halinde önümüzdeki sene Alman Takımı'na desteğini çekeceğini açıkladı. ARD ve ZDF, B testi sonucuna kadar Tur'u canlı yayınlamayı durdurma kararı aldılar.
Ve en kötüsü de sonunda gerçekleşti. Tur'un lideri ve bu yılın en formda ismi Michael Rasmussen protestolar altında koştuğu Pireneler'den sonra takımı tarafından kovuldu. Rasmussen son birkaç ay içinde yaptırması gereken 4 doping testi sırasında bulunamamış ve bu nedenle Danimarka Milli Takımı'ndan çıkarılmıştı. Zaten yarıştığı son etap öncesi Saygın Bisiklet Hareketi'ne üye sporcular etabın başında 13 dakika yola çıkmayarak doping olaylarını protesto etmişlerdi.
Nihayetinde Rabobank lider sporcularını kovarken sebep olarak, Rasmussen'in kendilerine yalan söylemesini gösterdi. Rasmussen kaçırdığı testler sırasında Meksika'da karısıyla beraber olduğunu söylemişken yapılan araştırma onun o tarihlerde İtalya'da antrenmanlarda olduğunu ortaya çıkardı. Rabobank'ın şampiyonluğa en yakın sporcusunu sırf prensipleri yüzünden kovması örnek bir davranıştı. Açıklamaları ise gayet basitti: "Biz geleceği kurtardık."
Tüm bunlardan sonra Tur bir anda 3 yarışçı arasında geçmeye başladı. 2 Discovery Channel bisikletçisi, İspanyol Contador ve Amerikalı -takım kaptanı- Leippheimer ve Predictor Lotto'nun Avustralyalı sporcusu Evans. Turun ilk yarısında bile hala favori gösterilen Valverde, Mayo, Ferreiro, Menchov ve yılın en formda isimlerinden Moreau ise ilk 5'te bile yoktu. Özellikle Moreau'nun Contador'un tam 1 saat 33 dakika gerisinde olması inanılmazdı.
25 yaşındaki İspanyol Alberto Contador önde girdiği sondan bir önceki günkü zamanı karşı etaba çok kötü başlamasına rağmen, gün sonunda sadece 23 saniye farkla önde kaldı. Nihayet son gün Paris'te herhangi bir zorluk yaşamadı ve sürpriz bir şampiyonluğa ulaştı. Contador ile 2. Evans arasında 23, 3. Leippheimer arasında ise sadece 31 saniye vardı ki, aslında kazandıkları bonus saniyeler olmasa 1. ve 3. arasındaki fark sadece 6 saniye olacaktı. Tur hiç bu kadar yakın bitmemişti.
İşin ilginç yanı 3 sporcu da farklı etaplarda birbirlerine üstünlük kurmuştu. Ancak Contador'un Rasmusen'in peşinden ayrılmadığı 14. ve 15. etaplar şampiyonu belirledi. Rasmussen'in adeta kovulduğu bir Tur'da yine de şampiyonu etkilemesi ise tartışılacak konulardan biri.
Öte yandan, Contador'un en büyük şansı kuşkusuz Armstrong döneminde büyük deneyim ve taktik uzmanlığı kazanan Discovery Channel takımı. Takım çok disiplinli ve kontrollü yarışıyor ve arkadaşlarını hiçbir zaman yalnız bırakmıyorlar. Geçtiğimiz yıl Landis'e kazandırdıkları şampiyonluktan sonra (ki bu unvanı geri alınacak) bu yıl da Contador'a aynı başarıyı getirdiler.
İngiltere'de heyecanla başlayan, ortalarında krize giren, en heyecanla beklenen dağ etaplarını lider geçen sporcunun atıldığı Fransa Tur'u, yine de çok kötü bitmedi. Armstrong sonrası Tur'da kolay kolay favori gösterilemeyeceği ve gençlerin büyük gelecek vaadettikleri ortaya çıktı.
Ancak şu bir gerçek ki, artık kimsenin yeni bir doping olayına tahammülü yok. Doping konusuna sizlerin isteği üzerine daha kapsamlı gireceğim.