Böyle bir haftada çoğu insan bir spor yazarından sadece futbol yazmasını, "lig başlıyor" tadında bir yazı çıkarmasını bekleyebilir. Oysa ben Türk solunun yeni liderinin Roberto Carlos mu yoksa Tello mu olacağından bahsetmek için çok erken olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle de geçtiğimiz hafta yarım kalan konuyu tamamına erdirmeyi tercih ediyorum.
Aslında ülkemizde futbol dışındaki sporlara da ilgi, daha doğrusu merak duyulduğunu görmek sevindirici. Çünkü, son yazımda doğru şekilde ifade edemediğim bir cümlede meydana gelen hatanın birçok dikkatli okur tarafından düzeltilmesi çok etkileyiciydi. Üstelik gelen birçok yorum doping konusunda biraz daha fazla bilgi verilmesini rica ediyordu.
Bisiklet ve doping…
Yalanlar eskiden daha uzun yaşarmış. Ancak ömürleri artık kısalmış durumda. Siyasetçilerin veya totaliter rejimlerinin yalanlarını saklama süreleri günümüzün iletişim araçlarından kolay kolay kaçamazken, sporcuların bulduğu her aldatmaca anti-doping testlerindeki gelişmelerin etkisiyle yakalanabiliyor.
Ancak bisiklet kadar temel ve masum bir sporun dopingle bu kadar karalanması, özellikle bu sporun çok sevildiği Avrupa ülkelerinde büyük bir hayal kırıklığı yaratmış durumda. Kısa bir süre önce birçok insanın kahramanı olan spocular şimdi kimsenin yüzüne bakamaz durumda. Skandalların peşpeşe patlamasında ise herkes bir neden bulmaya çalışıyor. Bunlardan bazıları şöyle:
- WADA'nın (Uluslarlarası Antidoping Örgütü) yakaladığı dopinglerden ve itiraflardan yola çıkarak geliştirdiği testlerin artık çoğu ilacı yakalaması ve bu testlerin sıklığı,
- Fransa Turu’nun, özellikle Lance Armstrong efsanesi sonrası, iyice popüler hale gelmesi ve buradaki başarıların halkın ve sponsorların gözünde yüceltilmesi,
- Yakalanan ilaçların çoğunun bir zamanlar yasak olmaması, nitekim eski şampiyonlardan Miguel Indurain ve Bernard Thevenet de bir zamanlar yasak olmayan ancak günümüzde yasak olan ilaçlar kullanmışlardı,
Bunların her biri bir sebep olabilir ancak asıl mesele doping ile yakalanan sporcuların nedenlerinin anlaşılabilmesi.
Doping neden yapılır?
İşe Pascal’ın beklenen değer teorisini basitleştirmekle başlayalım. Hayatımızda hepimiz çeşitli riskler alıyoruz ancak bu konuda olasılık hesaplarını kullandığımızı pek sanmıyorum. Örneğin doping yapmak için niyeti bozmuş bir sporcuyu ele alırsak şöyle bir değerlendirme yapması mantıklı olur:
(Kazanma olasılığı x Kazanım) + (Kaybetme olasılığı x Kaybedilecekler). Bu değer doping kullanılmadığı halde ortaya çıkan değerden büyükse doping yapan sporcunun neden şeytana uyduğunu anlayabiliriz. Üstelik bu değerler kişiye, hedefine ve şartlara göre değişecektir. Kimi için tek bir etabı kazanıp tarihe geçmek büyük bir kazanımken, sarı mayoyu hedefleyen biri için aynı şey küçük bir kazanım olabilir. Tabii bir de buna yakalanma olasılığı ve bu durumda kaybedeceklerini de ekleyebiliriz.
Doping tarihi...
Aslında Fransa Tur’unun ilk dopingi 1967’de Tom Simpson’ın bir tırmanış sırasında ölmesiyle ortaya çıkar. Ertesi yıl tüm dünyada doping testleri uygulanmaya başlanır. Olayın trajik boyutu ve bu testlerin sıkılığı sonucu uzun yıllar herhangi bir olay yaşanmaz. Ya da biz öyle sanırız, çünkü 1996 şampiyonu Bjaren Riis ve 6 kere yeşil mayoyu kazanan Erik Zabel 90’larda EPO dopingi yaptıklarını itiraf ederler.
1998 Tur'u Utanç Tur'u olarak hatırlanır. Festina takımının yöneticilerinden birininin yasak ilaçlarla yakalamasının ardından Fransız polisi takım odalarına ve araçlarına çok sert baskınlar gerçekleştirmeye başlar. Olayların bardağı taşırması sonucu tüm bisikletçiler bir etapta yarışmaz ve oturma eylemi düzenler. Polis baskınları hafifletmeyi kabul edene kadar da başlamazlar.
2004 yılında Dünya Zamana Karşı Yarış Şampiyonu David Millar EPO ile yakalanır. 2006 yılı bir başka utanç yılı olur. Tur’un en büyük 2 favorisi Ivan Basso ve Lars Ulrich de dahil olma üzere birçok sporcu Tur’un hemen öncesi engellenir. Üstelik Tur’u kazanan Landis’in muhteşem bir performans gösterdiği 17. etaptaki testleri de pozitif çıkar. Landis’in unvanının önümüzdeki günlerde geri alınacağı neredeyse kesin gibi.
Lance Armstrong davası…
Fransız gazetelerinin Armstrong’dan hazzetmedikleri ayyuka çıkmış durumda. Önce eski asistanının androstenin kullandığı iddiasına dava açarak cevap veren Armstrong, 2005 yılında L’Equipe’in iddiasıyla karşı karşıya kalır. İddiaya göre Armstrong’un 1999’da saklanan örneklerinde EPO bulunmuştur. Armstrong iddiaları reddeder. Zaten yeterli örnek de yoktur. Aynı yıl Armstrong’da bir çeşit steroid bulunur, ancak bunun reçeteli bir harici kremin içeriğindeki kortizon olduğunu ispatlar. Bu arada Armstrong’un 2004’e kadar US Postal ile çalışan ve çeşitli sporculara doping maddeleri kullandırttığını itiraf eden doktor Ferrari ile bir şekilde ilişkilendirilmesi şüpheleri daha da arttırır. Ancak ortada tek bir gerçek vardır ki, Armstrong kendisine yöneltilen bütün suçlamalardan arınmıştır.
Nedir doping…
Paracellus "ilaç ile zehiri ayıran şey dozdur" demiş. Mesela doktor Ferrari de savunmasında bundan bahsetmiş ve 10 litre portakal suyunun da doping olduğunu söylemiştir. Nitekim çoğu doping maddesini günümüzde hastalıklarımızda biz de kullanıyoruz.
Bütün bu karışıklıkları bir yana bırakıp dopingi en basit haliyle tanımlarsak; "performans veya dayanıklılığı doğal olmayan yoldan arttırmak amacıyla bilinçli olarak uygulanan yöntemler" diyebiliriz. Son yıllarda en sık yakalanan doping türü ise EPO olarak bilinen eritropoietin hormonunun injeksiyonu. Normalde karaciğerde üretilen ve alyuvar hücrelerinin üretilmesinden sorumlu olan bu hormon ya bir donörden elde edilerek ya da son zamanlarda laboratuar ortamında üretilerek temin ediliyor ve vücuda zerkediliyor. Ancak hastalık kapmanın yanı sıra kalp krizini tetikleme riski de oldukça yüksek bu ilacın aşırı ve yanlış kullanımında.
Sonuç…
Biz ne kadar kızarsak kızalım, insanoğlunun kişiliği maalesef bazen çok büyük bazen de çok küçük menfaatler için etik olmayan yöntemler uygulamaya müsait. Nitekim birçoğumuz iş hayatında, aşk hayatında, araba kullanırken kendine avantaj sağlamak ve küçük gereksiz hırslarını tatmin etmek uğruna etik davranmayan insanlarla karşılaşıyoruz, ki çoğu da bunun etiğe aykırı olmadığı yönünde kendini kandıran bahaneler üretebiliyor. Üstelik belki de hepimiz bu tür küçük hilelere açığız.
Bu nedenle de doping yapan sporcuları anlamak çok zor değil. Cezalandırmaları ve caydırıcı önlemleri savunmak başka bir şey, ancak onları utanç abidesi olarak görmeye çalışmak topluma ayna tutmakla elde edebileceğimizden fazlasını vermeyecek bize.