Önce tribünlerden söz edelim. Çarşı, açtığı pankartla kamuoyunun beklentilerine uygun bir cevap verdi, son Demirören operasyonuna... "Çarşı Sinan Engin'e karşı!" Bir diğeri pankartta "Ya 2004'ün hesabını ver ya da huzur" idi.
Sinan Engin'i protesto yüksek sesle yapılmadı. Aslında bu da sağduyulu bir tutumdu. Tribünleri bölebilecek radikal bir davranışa girilmesi, bu aşamada yersiz olabilirdi. Nitekim devre arasında Kapalı'da yaşanan kısa süreli gerginlik, maalesef Sinan Engin travmasının kolay atlatılamayacağını gösterdi.
Ama tribünün tavrı net: Taraftar Sinan Engin'i istemiyor. Beşiktaş tarihinin en beceriksiz yönetimi de umarız anlamış olsun; Beşiktaş taraftarının önüne sunulan her lokmayı sorgusuz sualsiz yutmayacağını...
Bir başka pankarttan daha söz etmeden geçemeyeceğim. Hani şu son zamanlarda çok tartışılan ‘Beşiktaşlılık duruşu'na dair gayet anlamlı bir tarifti: “Ne imparatorlar olsun, ne krallar olsun, Sağlam olsun, kaçıncı olursa olsun”. Budur!
Maça gelirsek...
ZORUNLU DEĞİŞİKLİKLER
Sheriff maçından nispeten farklı bir 11 vardı sahada. Kısmen zorunlu değişiklikler... Kart cezalısı İbrahim Üzülmez'in yerine, sol kanat savunmasına Tello çekilmiş, onun boşalttığı yere de İbrahim Akın ikame edilmişti.
Cisse ve Delgado, kulübede istirahatteydiler. Bobo'nun sakatlığı ve son 15 dakikadaki aşırı yorgunluk olmasa, belki bütün maçı orada geçireceklerdi.
Takımı sahada Ricardinho çekip çeviriyordu, Delgado'nun yokluğunda... Büyük beklentilerle gelen yabancı oyuncular, bizde çok tartışılır, hep mercek altındadır. Ricardinho da bundan azade değildi, doğal olarak... Fakat dün gece de bir kez daha görüldü ki, bu adam hakikaten gerçek bir usta. Yani, koşuyordu koşmuyordu, savunma yapıyordu yapmıyordu falan... Bu tartışmalar elbette olur, olmalıdır. Lakin, en olmadık zamanda en beklenmedik hamleleri yapabilecek ve işin rengini değiştirecek zeka ve teknik derseniz, bu konuda Ricardinho'yu tartışmak abes olur.
AKIN'IN GELECEĞİ
Konya maçının dikkat çeken oyuncularından biri de İbrahim Akın'dı. En son Köln'deki Fener maçında sahada görmüştük ve tek kelimeyle dökülüyordu. Ben kendi adıma, son yıllarda en çok hayalkırıklığına uğratan oyuncuların başına İbrahim Akın'ı yazardım herhalde...
Sahip olduğu yeteneklere karşı, hadi ihanet demeyelim ama bu kadar vurdumduymaz olması insanı çileden çıkartıyor. Ama dün geceki maçta, öncekilerden farklı olarak yeni bir heves ve azmin işaretleri vardı. Oynadığı kanatta ısrarlı takipleriyle savunmaya önemli katkıda bulundu. Umarız bundan sonra aynı enerjik oyunu süreklilik kazanır. Öyle olursa hem o futbol hayatını bir yıl şu takımda bir yıl ötekinde ‘kiralık yıldız' olarak sürdürmek zorunda kalmaz, hem de bizler İbrahim Akın'ı seyretme zevkinden mahrum kalmayız.
Tek tek üzerinde durulması gereken başka oyuncular da var. Başta Serdar Kurtuluş. Sonra Serdar Özkan. Hatta büyük futbol emekçisi olma yolunda hızla ilerleyen Koray Avcı. Hepsini bu ilk maça sıkıştırmayalım. İlerleyen haftalarda nasıl olsa hepsinden bahis açılacak.
Yukarda yorgun dakikalardan söz etmiştik. Evet, son 15 dakikada oyuncuların ayakta dıuracak hali kalmadı. Elbette kolay değil. Ağustos sıcağı ve son 10 günde 4 üst düzey karşılaşma...
Üstelik sezon başı. Konya maçı bu koşullar altında kayıpsız atlatıldı ama üç gün sonra Zürih maçı var. İnsan ister istemez kaygılanıyor. Ertuğrul hocanın kadroyu rasyonel bir dönüşümle kullanması ki, şimdilik gayet iyi gidiyor, bu ağır dönemi atlatmanın anahtarı olacak gibi...