Kurada Anderlecht çıkınca aşağısı sakal, yukarısı bıyık düşüncelere dalmıştım. Belçika temsilcisi belki bir Arsenal, Liverepool değildi ama Avrupa Kupaları'nda oldukça deneyimlilerdi ve bu oyunu bizden çok daha fazla kurallarına uygun oynadıklarını da biliyorduk. Özet ifadeyle şansların eşit olduğu bir rakip, ama bu durumda yani şanslar eşitken Fenerbahçe'nin elenme lüksü yok. Çünkü Fenerbahçeliler ligde elde edilecek 10 şampiyonluğu Avrupa elde edilecek 1 başarıya değişmeye çoktan hazır durumdalar.
Anderlecht karşısında lige kötü başlayan Fenerbahçe yoktu sahada, belki de bu maça konsantre olunmuş olmasıydı İstanbul Büyükşehir Belediyespor karşısında alınan mağlubiyet. Anderlecht Teknik Direktörü Franky Vercauteren'in o maçın kasetini oyuncularına izlettirmeyeceğini söylemiş olması da aslında ne denli yerinde bir karar olduğunu gözler önüne seriyordu.
Ayrıca ilk lig maçından farklı olarak Lugano ve Alex'in takımda olacak olması savunmada ve hücumda çok daha etkili olacağını gösteriyordu, nitekim de öyle oldu. Maçın ilk yarısında tamamen egemenlik sarı lacivertli takımdaydı. Ataklar, turu geçme isteğinin bir göstergesiydi. Anderlecht sahasına hapsolmuştu ve yapabileceği tek şey kontrataktı. Aslında maç süresince beni en çok korkutan da buydu. Ama Fenerbahçe kontrolü bırakmamaya özen gösterdi. Hücumları organize bir şekilde, oldukça az pas hatasıyla oyunu karşı alana yıkarak gerçekleştirmekti Zico'nun derdi ve takımda bunu harfiyen yerine getiriyordu. Roberto Carlos'un, Tümer'in etkili bindirmeleri, uzaktan kaleyi yoklamalar, Aurelio'nun çalışkanlığı futbol deyiyimiyle “gol geliyor” havasına girmişti tribünler.
Bu işi en iyi yapan Son Kral Alex'ti ve tam bir USTA İŞİ golle takımına skor avantajını getirdi. İkinci golün gelmesi ve turun ilk maçta elde edilmesi en büyük beklentiydi. Ancak Fenerbahçe ikinci yarıda hem gol yememe telaşına girince, hem de yorgunluk nedeniyle oyundan düşünce, soğuk terler de akıtmaya başladık. Bu dakikalarda Serdar'ın iki klas kurtarışına da tanık olduk, o da maça oldukça iyi konsantre olmuştu, ilk yarıda pozisyon yememesi ne karşın, maçtan kopmamış olması takdir edilmeli. Nasıl derler büyük takım kalecisi olma yolunda emin adımlarla ilerliyor Serdar. Ayrıca Deivid'i çok beğendiğimi de eklemek istiyorum. Onun performansını kalma isteğiyle açıklamak artık yetersiz kalacak gibi. Bu adam oldukça yetenekli..
Zico oyuncu değişiklilerinde yerinde kararlar verdi. Yorulan Deniz ve Tümer'i kenara aldı ve daha yaratıcı bir orta saha kurmak için Uğur ve Selçuk'u sahaya sürdü. Alex'in de sahada gezindiği dakikalarda oyundan çıkması Ali Bilgin ile orta sahanın ayakta kalmasına çabalaması Brezilyalı teknik adamın da kendisine kattığı değerlerdi aslında. Hatırlarsanız geçtiğimiz sezon Alkmaar maçlarında oyuncu değişiklilerini geç yaptığı için baya bir eleştirilmişti.
Sonuç olarak şanslar eşitken, Fenerbahçe bu eşitliği kendi adına bozdu. İkinci maçta erken bir gol yenmediği takdirde, her şey sanıldığından da kolay olacak gibi. Buraya kadar her şey yolunda diyebiliriz.