Geçtiğimiz hafta içerisinde hemen hemen bütün futbol kamuoyu Trabzonspor-Sivasspor maçındaki olayların kesinlikle tasvip edilemez olduğu ve Trabzonspor'un ağır bir ceza alması gerektiği konusunda birleşti.
Ben de aynı fikirdeyim ancak hem okuduğum sayısız köşe yazısı, hem de yazıma gelen yorumlar gösteriyor ki insanımızın 'Düşene bir tekme de ben vurayım.' hisleri konu Trabzonspor olunca ayyuka çıktı.
Amerika'ya okumaya gittiğimde ilk defa yurtdışında uzun süre yaşayacak olmamın bir tedirginliği vardı. Yaşayanlar bilirler; sosyal hayatınızı kurup insanların içine karışamazsanız tüm zamanını evde internet, pizza ve televizyon ile geçiren kayıp insanlardan biri olursunuz. Telefonunuz çalmaz, evde ölseniz sizi ancak kokudan bulurlar. Her neyse; ben de hem derslere giriyor hem de farklı aktivitelerle hayatımı renklendirmeye çalışıyorken futbol oynamaya başladım. Daha ilk maçımın 10. dakikası falandı. Kendimi ispat etmenin de verdiği gazla üçe bir giderken cezasahası dışından şut çektim, top 5 metre yukarıdan auta gitti. 'Eyvah' dedim, 'Herkes bana bağırıp küfredecek, Amerika'daki futbol yaşantım bitecek.' Derken pas vermediğim iki çocuk da gelip gayet iyi şut çektiğimi bir dahaki sefere golü atacağımı söylediler. Futbol oyun tarzını zerre kadar beğenmediğim Amerika'lılarda bizde hiç olmayan başka birşey vardı. Takım arkadaşlarını destekliyor, onların kötü anlarında düşene tekme atmıyor tam tersi moral verici sözler söylüyorlardı.
Geçen hafta ise tam bir 'Vurun Trabzonspor'a!', hatta 'Vurun Trabzon'a!' kampanyası aldı yürüdü. Bu olaya istemeyerek çanak tutuyor ve televizyonda önce 'Sahamızın kapanmasına razıyız, ama maçın 1-0 tescil edilmesi lazım.' diye yakınıyor ardından da 'Biz Haluk Ulusoy'a gerekli her türlü desteği verdik, oysa hep bizim canımız yanıyor.' diyordu Nuri Albayrak. Yani Türk Futbol gerçekleri gereği Trabzonspor'un oyları ile Ayhan Bermek'e karşı kazandığı federasyonluk seçiminden sonra Trabzonlu ama Galatasaraylı Haluk Ulusoy'un diyet ödeyip Trabzonspor'u kollaması gerekiyordu Nuri Albayrak'a göre. Bu sadece Trabzonspor, Haluk Ulusoy, Nuri Albayrak olayı değildi; Türk Futbolu'nun yıllardır yönetimsel anlamda ahbap-çavuş ilişkisiyle gelmiş olduğu kokuşmuşluğun da bir dışavurumuydu aslında.
Konuyu kapatmak istiyorum ama haftaiçinde bana çokça mail gönderip yazıma ve şahsıma her türlü lafı esirgemeyen Sivasspor taraftarlarına bir sözüm olacak. Pir Sultan Abdal'ın memleketi Sivas'da yakın tarihimizde benim kısa hayatımda tanık olduğum en korkunç olay yaşandı ama bu ülke insanları olarak biz bunu Sivas halkına değil kendini bilmez bir kesime malettik. Sivassporlu oyuncular kendilerine saldırmadan sahada gezinen birtakım taraftarları kovalayıp tekmelerken, Avni Aker tribünlerinde oturan 20.000 kişi sahaya girmeyip bunu izlemiştir. Bunun da o ilk anki öfkeden sıyrılıp sağduyu ile değerlendirilmesi gerekir. Konukseverliği ile ünlü Sivas'daki ikinci maçın çok centilmence bir ortamda geçeceğine de eminim. Bu arada Ayman ve Balili olayını din açısından değerlendirmek bile benim için bir utanç verici. Ama çok bilmiş gazete yazarları ve futbol yorumcularının tamamı bunu ellerinde hiçbir delil olmadan Arap-İsrail çatışmasına bağladı bile. Ne yazık ki Sivasspor kulübü ve yönetimi de Balili olayını her maçta kullanıyor.
OFTAŞ MAÇI
Futbol yazmaya yeni sıra geldi. ZD geçen haftaki futboldan memnun kalmış olacak ki OFTAŞ maçında yine aynı kadro ile sahaya çıktı. Benim için ciddi sürpriz Sivasspor maçında oyundan alınmasını protesto ederek direk soyunma odasına giden Yattara'nın ilk onbir başlamasıydı.
Dağınık bir oyun sergiledi Trabzonspor. İlk yarı bulduğu iki çok net pozisyonda topu kaleciye nişanlamasa maç çok daha erken bitebilirdi. OFTAŞ çok koşan, kendine güvenen ve diri bir takım. İki haftadır oldukça beğendiğim Jabi'nin büyük hatası ile girdiği pozisyonda Kemal Yıldırım ile golü bulsa Trabzonspor için çok zor bir maç olabilirdi.
Fırat Aydınus beğenmek için kendimi zorladığım hakemlerden biri. Genç, yakışıklı, duruşu ve mimikleri gayet candan. Ama dün akşam iyi bir günüde değildi. Özellikle penaltıyı çalana kadarki son on dakika içeirisinde hemen hemen her faul pozisyonunda OFTAŞ lehine düdük çaldı. Gökdeniz, Ayman ve Hüseyin'e gösterdiği sarı kartlarda fazlasıyla bonkör davrandı. Ama ben FA'yı yine de sevmeye devam edeceğim. Türk Futbolu'nun konuşmayı bilen, futbolcuya dövecek gibi bakmayan ve sempatik hakemlere ihtiyacı var.
Maç bittikten sonra Nuri Albayrak dedi ki: 'Eskişehir, Kocaeli, Sakarya da bir zamanlar efsaneydi. Şimdi çok zor durumdalar.' Yani bu durumdan anlamamız gereken Trabzonspor'un bu durumuna taraftarın şükretmesi gerektiğidir. 'Ya biz de Eskişehir gibi olsaydık.' diye düşünüp sevinmemiz gerekiyor.
HAFTANIN YORUMU
'Ben maçta değildim. Ama eğer maçta olsaydım ve hakem Sivasspor Başkanı'nın telkinleri sonucu maça çıkmamış ise, ben maçta olsaydım hakemle konuşur, onu ikna eder, maça çıkartırdım.' (İbrahim Hacıosmanoğlu).