Lige iyi başlamama geleneğini devam ettiren ve ilk hafta ligin yeni ekibi İBB'ye yenilen Fenerbahçe, taraftarlarına "eyvah" dedirtmişti. Neyse ki hafta arasında Anderlecht ile yaptığı maçta daha derli toplu, ne yaptığını bilen bir takım izlendi de, derin bir "ooohh" çekildi.
Böyle bir iyi bir kötü halleri her ne kadar YORUCU olsa da bu bir Fenerbahçe gerçeği. Bilmiyorum insan hangi duygularla takım tutuyor, nasıl bağlanıyor iki renge. Ama Sarı Kanarya'nın bu sürekli peşinden koşturan, nasıl diyeyim, şu yanardöner halleri ona bağlılığı daha da arttırıyor sanki. Takım oturmaya başladı derken, yepyeni bir takım sahada görmek ŞAKA gibi.
Bence bu yorgun sevgiyi iki kelimeyle açıklamak mümkün, Mor ve Ötesi'nin diliyle söyleyeyim, bunun adı SEVDA ÇİÇEĞİ. Maç öncesi sohbetlerle, Şükrü Saraçoğlu'nda, sessiz sedasız, kimsenin bilemediği, göremediği, sonsuz ve dipsiz sevdalarla, koklamaya başladı taraftarlar bu ÇİÇEĞİ; "Bakalım bugün bizi ne bekliyor" heyecanıyla.
Heyecandan bahsedeyim... Malumunuz Galatasaray ve Beşiktaş ilk maçlarında hiç de fena değillerdi. Sonra mı, maçtan önceki son lafım olsun, Avrupa hayali iyi hoş güzel de, dimyata pirince giderken eldeki LİGDEN olmayalım havası esti Moda'dan doğru, şöyle karayel tadında, ılık ılık hakem İsmet Arzuman'ın ilk düdüğü çalmadan az önce.
ZICO RİSKİ GÖZE ALDI
Zico değişiklik yapacak deniliyordu da, tercümanından başka herkesi değiştireceği kimsenin aklına gelmiyordu. Savunmanın göbeğinde iki genç, sağ ve sol bekler desen onlar da genç, orta saha tamamen yeni, forvette 'genç' Semih. Bizim için iyi de bir fırsattı aslında bu değişim, yenileri, forma şansı bulamayanları görmek adına. Ayrıca formanın aslanın ağzında olduğu gibi bir futbol klişesini de kullanma şansı yakalamıştık.
Gaziantepspor gibi ligin dişli ekiplerinden birisinin karşısına, bırakın birlikte ilk kez oynamayı, sarı lacivert çubukluyu ömrü hayatın ilk defa giyen isimleri bir arada görmek hoşumuza da gitti. Onca transfer neden yapılmıştı, merak konusuydu. Kemal, Selçuk, Volkan'ın ne zaman takıma girecekleri de öyle.
Zico hamlesini yaptı, yepyeni bir takım sahaya sürdü, geniş kadronun kıymetine vurgu yaptı. Hem de kaybetse başına gelebilecekleri de göze alarak; kaybederse bir maçı, kazanırsa her şeyi kazacağını düşünerek bu riske girdi. Fena mı oldu?
Hiç de değil. Colin'in sağdan bindirmeleri, Gökhan'ın ters kademeleri, Yasin'in kesiciliği, Kemal ve Selçuk'un presi, Volkan'ın kendine güveni, Ali Bilgin'in oyun zekâsı, Semih'in bitiriciliği, Vederson'un uzun taçları, Gürhan'ın harika şutu. Bunlara tüm Fenerbahçeliler çok sevindiler, elde edilen galibiyetten de daha çok hem de.
Zico tebrik edilmeli. Bu maçtan alınacak kötü sonuç onun başını ağrıtabilirdi ama alınan galibiyet onun bilgi, deneyim ve CESARETİNE kimsenin söz söylemeye hakkı olmadığını bir kez daha gösterdi.
BEYİN JİMNASTİĞİ
Başarı nedir? Bu soruya çok defa, farklı yanıtlar verdiğimi bilirim. Aslında gün itibariyle bu soruyla uğraştığım da yoktu ya, maçtan saatler önce Çetin Altan'ın başarı tarifini okudum ve hoşuma gitti. Artık, verebileceğim tek bir yanıtım olduğunu hissettim. "Başarı" diyor Altan, "kendi uğraş alanında artık yalan söylemeye hiçbir ihtiyacı kalmamış düzeye ulaşmaktır".
İzninizle günün sorusunu sormak istiyorum, "Fenerbahçe'nin gençleri başarılı mıydı?" Valla ne yalan söyleyeyim, başarılıydılar.
GÜNDEM DIŞI
Dünyaca ünlü Amerikalı yazar Stephen King Avustralya'da bir kitap evine girmiş. Girmekle kalmamış, kendi kitaplarını imzalamaya başlamış. Buraya kadar bir sorun yok sanıyorum, ama gelin görün ki, oradaki görevlilerden onu tanımayanlar "ne yapıyorsun be adam" hiddetiyle yazara hesap sormuşlar.
Haberi okurken, "Roberto Carlos bir Fenerium mağazasına girse ve kendi formalarını imzalamaya başlasa acep ne olur?" diye düşünmeden alamadım kendimi. Elbette Carlos'un tanınmamak gibi bir durumu olamaz ama geçen ay Anadolu Ajansı'ndan Şenhan Boleli'nin bir haberi vardı, "Alex: İmzalı formalar 1000 YTL" başlığını taşıyan.
Alex, formaları imzaladıkları zaman normal fiyatının çok üzerinde satıldığını bu nedenle bolca forma imzaladıklarını söylemiş ülkesindeki Sportv televizyonuna. Bir de İzmit'teydi sanırım Carlos imzalı forma 7 bin dolara alıcı bulmuştu. Futbol endüstri diyelim ve daha fazla kurcalamayalım. Bu arada bir bilgidir, King'in imzaladığı kitaplardan elde edilen gelirler, çeşitli vakıflara yardım olarak dağıtılmış.