Dikili'den çıktık yola, 11.00 sıralarında. Dikili Belediyesi'nin düzenlediği Barış, Demokrasi ve Emek Şenliği'ni, ilk gün panellerinin ardından, yarım bırakarak, akşam Sertap Erener konseri de vardı aslında ama... Fenerbahçe sahasında Sivasspor'u ağırlıyor ya, akan sular duruyor tabi haliyle. Mustafa Abi ana kumandada… Tabi onun arabasının hızı da evlere şenlik, "ağır ağır çıkacaksın" kuzeye doğru, şiir tadında (ne yolculuktu öyle)... Saat 15.00'de ancak binebildik Çanakkale'den feribota. Maça yetişmemizin imkansızlaştığı bir anda, "istersen maçı Malkara'da izleyelim" dedi Mustafa Abi, "ben futboldan pek anlamam ama…"
Malkara'da, küçükten sevimli bir cafe, içeride gençler, güzelde bir televizyon, oldukça da temiz bir ortam. Maç başladı, sessizlik, öyle bizim mahallenin "gooooll" haykırışları falan da yok. Farklı renklerin dostça maç seyri…
Mustafa Abi Beşiktaşlı, haliyle Sivasspor'a destek atıyor, sadece o değil, cafenin yarısı öyle… Fenerbahçe hızlı başlıyor maça, sağdan soldan efektif bir oyun. 30. dakikaydı sanırım, hatta tam zaman vereyim, Roberto Carlos'un golünden hemen sonra, takıma bir şeyler oldu. Sol köşe direğinin önünde, bir taç atışı kazandı Fenerbahçe ama herkes yerlere bakıyor. "Birisi kolyesini düşürdü galiba" diye bir ses geliyor arkadan gülerek, "Carlos mu?" diye yaşlıdan bir amca şaşkınlıkla soruyor… Her neyse işte Fenerbahçeli futbolcular sanki o dakikadan sonra başlıyorlar Carlos'un kolyesini aramaya??? Sahada öyle maç bitse de gitsek tadında koşturmaca. Belli ki akıllar Anderlecht maçında…
Sivasspor bastırdıkça bastırıyor, direkleri dövüyorlar, boş kale yerine dışarıya gönderiyorlar. Mustafa Abi, sonra "hani sen futboldan anlamıyordun" dememe neden olacak KEYİF DOLU lafını ediyor, "Zico futboldan anlamıyor!" Neymiş efendim, oyuncu değiştirmiyormuş. Şiddetli bir karşı çıkış, olur mu öyle şey… Tabi fazla dayanamıyorum hocayı savunmaya, Mehmet'in ardından Balili'nin şutu da direkte patlayınca… Hatta esprisi bile yapılıyor maçın sonlarına doğru, keşke 10 oyuncu değiştirme hakkı olsaymış da, geçen haftaki kadroyu sahaya sürseymiş de falanmış da filanmış… "Ulusoy istifa etseymiş de, yabancı sınırı kalksaymış" gibi bir iticilikle…
Maç bitince yeniden yola koyulduk. Yazıya nasıl bir başlık atmalı diye yol boyu düşündüm. Zico'ya yüklenmek istemiyorum ama neden oyuncu değişikliği yapmadığı konusunda bir fikir üretemiyorum, tutucu sanki bu konuda. Alex, Kezman, Tümer, Selçuk belli ki gününde değil, top eziyor, pozisyonları başlamadan öldürüyorlar.
Deivid çalışkan, Deniz kendini aşıyor, Serdar oyunda kaldığı sürede oldukça başarılı… Ama gözler Aurelio, Appiah, akıllar Colin, Semih, Kemal, Ali Bilgin'e takılınca. Bir bildiği vardır üstadın diye lafı uzatmamak en iyisi, hani kazanan haklıdır derler ya, kazandı adam işte, haksız mıyım şimdi?
Soru işaretlerine gelince… Kezman'ın ıslıklanması, Fatih Tekke söylentileri… Paf takımından Tahir 2 gol daha atmış, Semih yedek kulübesinde, Colin tribünde. Gerçekten bir karışıklık var ortada… Yanıt bulsun birileri de toparlansın takım en yakın zamanda…
EĞER İSTERSEK…
Geçen hafta İbrahim Altınsay Radikal'deki köşesinde yazdı, keyifle de okudum; Avrupa liglerinde oynanan maçlar ve bizim ligimiz arasındaki hız farkını... Gerçekten de öyledir, 'elin adamı' bu oyunu bir farklı oynuyor… Nasıl diyeyim bir Premier Lig maçını izledikten sonra Turkcell Süper Lig maçına dönmek, Khaled'den DİDİ'yi dinledikten sonra Emrah'dan "YE KÜRKÜM YE" yi dinlemek gibi bir şey…
Çoğaltabilirim sesleri ve hoşuma gidecek bir iki kelam daha edebilirim… Mesela, Brooklyn Funk Essentials'ı dinleyenler bilirler, "Üsküdar'a giderken", "Konyalım yürü" gibi ezgileri çok değişik, daha hızlı ve eğlenceli bir müzikal dille sunuyorlar…
Söylemeden geçemeyeceğim (çok da karamsar olmamak gerekiyor demek için), Efes Pilsen One Love Festival'de canlı performanslarını izlediğim gruba Hüsnü Şenlendirici'nin katkısı da müthişti… Yani istersek ayak da uydurabiliyoruz, hatta temponun artmasını da sağlıyoruz, ileri gidip âşık da atabiliyoruz… İSTERSEK şenlendirebiliriz diyeceğim odur ki…