Yarısı Ankara-İstanbul hattına oturan Süper Lig'de bu hafta İstanbul tarafı ağır bastı, Ankara'dan mutlu takım çıkmadı. İstanbul 5'te 4 galibiyet üretirken Ankara 4'te 3 yenilgi yaşadı. İki şehri karşı karşıya getiren iki maçta da İstanbul tarafı güldü. İlk iki haftada olduğu gibi bu hafta da tek beraberliğe şahit olduk. Maçlar ev sahiplerinin üstünlüğünde geçerken deplasmandan kayıpsız dönenler Bursaspor ve Beşiktaş oldu.
Liderle başlayalım yine: Üçüncü maçını da gol yemeden kazanan Galatasaray'da oyunun her iki yönünde de ciddi sıkıntılar göze çarpıyor. Çok pozisyon bulan ve gol yemeyen bir takım, ancak çok pozisyon veren, kendi bulduklarını da atamayan bir takım aynı zamanda...
Çok pozisyon vermek, çok pozisyon arayarak oynamanın bir bedeli olabilir. Ama ancak bulunan pozisyonlar gole çevriliyorsa bu bedel kârlı bir alışveriş karşılığında ödenmiş demektir. Galatasaray'ın Ankaragücü karşısındaki sıkıntısı buydu: Ankaragücü girdiği pozisyonlardan iki tanesini gole çevirse bile Galatasaray'ın kazanmasına yetecek bir görüntü vardı ortada, fakat Hakan Şükür'le Ümit Karan'ın takımın başlattığı bütün işleri son noktada yarım bırakması sebebiyle Bursa maçı gibi bıçak sırtında geçti 90 dakika. Lincoln ligde oynadığı iki karşılaşmada da, kendi mesai arkadaşlarından destek almadan kilidi açan golleri attı. Rize maçındaki golde bireysel beceri payı olağanüstüydü; Ankaragücü'ne karşı da rakip savunmayla duvar pası yaparak goldeki şut imkânını buldu.
Gol sıkıntısı dışında Galatasaray iyi görünüyor. Gole bu denli yakın olundukça, forvet oyuncularının da hepsini kaçırmaya gücü yetmeyecektir bir yerden sonra.
İstanbul'a ilk iki maçını kazanarak gelen Ankaragücü 1-0'lık yenilgiyle liderin üç puan gerisine düştü ama, başta Cem Can, onlar da iyi bir görüntü sergiledi. Savunmada yaşadıkları sıkıntıları kısmen direkler, daha ziyade başarılı kaleci Serkan Kırıntılı önledi. Ama büyüklerden birine karşı deplasmandaki hücum girişimleri azımsanamaz. Briegel'in bütün vasfı savunma yaptırmak değil anlaşılan.
GAZİANTEPSPOR-BEŞİKTAŞ
Gaziantepspor deplasmanında son saniye golüyle kazanan Beşiktaş da ligin kayıpsız ikinci takımı: averajla ikini sırada görünmesine rağmen iki deplasman idrak etmiş olarak çaktırmadan belki de bir adım önde...
Aslında karşılıklı tam bir denge içinde geçen maçın konuşulacak tarafı golün zamanlaması ve sahibi olsa gerek. 16 yaşındaki Batuhan ligin ilk haftası Konyaspor'a karşı PAF takımında oynamıştı. Ertuğrul Sağlam'ın onu skor bakımından rahatladığı maçlarda A kadroya ısındırması gibi bir beklenti vardı gerçi. Sezon başlamadan da Batuhan'ın adı sıkça duyulur olmuştu. Ancak belki Ertuğrul hoca da skor bakımından rahatlamayı beklerse genç oyuncunun kaşarlanmaya başlayacağını hissetti ve Kasımpaşa maçından itibaren onu ikinci yarılarda denemeye koyuldu. Böylesi, bir bakıma avantaj da: Rahat bir takım yerine ısrarla gol arayan bir takımda oynaması golle buluşma ihtimalini güçlendiriyor. Hakemin uzattığı sürenin de dışına çıkıldığı bir anda, gayet de beceri gerektiren bir gol atarak kariyerini başlattı genç oyuncu ve maçı kazandırdı.
Onun payına bu kadar. Beşiktaş'ta ilk haftadan beri dikat çeken başka bir genç, Serdar Özkan da konuşulabilir: Futbol izleyicisini tatmin edecek, gol beklentisine cevap verecek bir açık rolünde. Ortaları, şutları çok etkili. Ancak kazara da olsa, takımın ağır işlerini üstlenen Koray meselâ, işin başka bir boyutuna dikkat çekiyor: Serdar bir yandan hücum bölgesinde maçın yıldızı seçilecek hareketlere imza atarken, Koray onu geriye biraz destek olmaya çağırıyor, "öldüm her tarafa koşmaktan" diye yakınıyor. Ama seyirciye Serdar hoş geliyor, onun arkasını toplayanı fark etmiyor bile. Nankör futbol derler, bu da başka bir boyutu işin...
Beşiktaş tek farklı galibiyetlerle kayıpsız, ama üç maçta da son dakikalar sıkıntı içinde geçti: ilkinde kendi kalelerinde, son ikisinde ise gol peşinde... Önümüzdeki hafta Kayserispor'u ağırlacaklar. Sezonun ilk büyük eşleşmesi diyebiliriz. Bu maç kaçmaz denileceklerden...
Kasımpaşa'yı içeride yendikten sonra iki büyüğe mağlup olan Gaziantepspor'un lige iyi başladığı söylenemez. Şimdilik takımda dikkat çeken bir oyuncu ya da organizasyon yok. Epeydir havasını kaybeden Gaziantepspor için bu sezon hiç kolay olmayacak gibi görünüyor. Mesut Bakkal'ın son saniyede gelen golden sonraki başı iki elinin arasında fotoğrafı onlar için sezonun bir özeti haline gelmesin, dileyelim.
KAYSERİSPOR-KASIMPAŞA
Kayserispor puan olarak beklentileri karşılıyor ama onlar da aslında biraz sıkıntılı gidiyorlar. Tecrübesiz Kasımpaşa'yı ağırladıları maçta galibiyeti getiren gol ya da goller o maçta da son saniyelere kaldı.
Kasımpaşa, futbolcularının da ifade ettiği gibi, yeni kurulan tecrübesiz bir takım olmanın getirdiği sıkıntıları savunma yaparak saklamaya çalışan bir görüntü sunuyor. Bunu Kayseri gibi bir deplasmanda 90 dakika başarıyla yapmaları takdire şayan. Ama 90'dan sonra iki gol birden yemelerine ne demeli? Yeni gelen takımlardaki heves ve dirayet, ilk haftalara bakınca Kasımpaşa'da yok. Üç haftada tek golü savunma oyuncuları vasıtasıyla Beşiktaş'a attılar; o da büyüklere karşı oynamanın getirdiği arzunun bir sonucuydu belli ki. Oynadıkları üç maçta da son dakikalarda yedikleri goller var. Son ikisinde puanlar böyle gitti. Neyse ki üçten bire değil, birden sıfıra düşüyorlar; yani kayıp birde kalıyor. Ama bunun ötesinde, hani şanslı olsalar alabilecekleri de azami biri geçmediği için ümit vermiyorlar.
Kayserispor ise üç maçta birerden üç golü bulan Gökhan Ünal'ın ve yine Mehmet Topal'ın müthiş rakamlar reddedilerek takımda kalmalarına rağmen henüz Anadolu genelinin bir gömlek üstünde olduğuna dair bir ışık yakmıyor. Beşiktaş maçında biraz daha havaya girip performanslarını yüksltmelerini bekliyorum; zirveyle bağı koparmamak için de önemli bir fırsat olacak İnönü'deki karşılaşma.
TRABZONSPOR-ÇAYKUR RİZESPOR
Trabzonsporlular dizlerini dövmüyorsa ne âlâ. İşte üç maçın sonunda averajla lider olabilecekken tahammülsüzlük ve sabırsızlıktan dolayı muhtemelen bu hafta Rizespor'a attıkları beş golün üçünü de çöpe atacaklar. İlk maçın 3-0 hükmen Sivas'a verilmesi çok muhtemel.
Trabzonspor'daki bu 5-1'lik patlamayı çok şeye bağlayabiliriz. En medyatik halimiz seyircisizliğin bu takıma iyi geldiğini iddia etmek olacaktır. Bilmem, belki doğrudur. Ama Trabzonspor'un hangi nedenlerle olduğu anlaşılmaz, kötü gidişlerinin ortasında bile böylesi patlayışları vardır hep. Diğer taraftan Rizespor'un hali de tek başına yeterli bir açıklama olabilir. İki deplasmanını seyircisiz oynama fırsatı bulan Rizespor'un başlangıç karnesi çok kötü. Bu ikisiyle birlikte, evindeki maçı da kaybetti. 11 gol yedi, ilk ve tek golünü bu maçta, Ribeiro attı. Teknik direktör kaçtı, Hikmet Karaman da yanaşmadı, yani vaziyet parlak! Geçtiğimiz sezon Erciyesspor bile bu kadar kötü başlamamıştı. Ve oradan gelen Emre Toraman... Talihsiz futbolcu, takımı düşse de kendi performansıyla kapağı Rize'ye atıp ligde kalmayı başardı. Maç sonlarında kaybetmenin getirdiği üzüntü ve özgüveni arasında tuhaf bir ruh haliyle verdiği demeçler üçüncü haftadan bu sezon da ekranlarda işte... Kaderin böylesi!
Trabzonspor bu beş gollü galibiyeti Yattara'sız aldı. Ceyhun, Umut, Gökdeniz golleri atan ve attıran oyuncular. Ceyhun'un biraz son vuruş kısmetiyle attığı iki gol dışındakilerin hazırlanışını özellikle, takdir ediyorum. Bu üçlünün performansındaki olağanüstü dalgalanma olmasa, hani bu denli harika olmaları da şart değil ama, bir vasatı genel olarak tuttursalar zirve yarışında kalıcı olmalarına yeter de artar bile. Ama konu Trabzonspor olunca o standardı beklemek de zor. Haftaya Bursaspor deplasmanındalar.
Ligin iki yeni takımı, İstanbul Belediyesi ve OFTAŞ Olimpiyat Stadı'nda karşı karşıya geldiler. Kazanan 1-0'la İstanbul tarafı oldu.
İlk hafta Fenerbahçe'yi yenerek dikkat çeken İstanbul Belediyesi, Sivas'ta da iyi mücadele etmiş, yediği golü son saniyede çıkarmış ama son saniyeden sonra yediği ikinci bir golle yenilmekten kurtulamamıştı. O da kendisi gibi ligin yenisi OFTAŞ karşısındaki iç saha galibiyeti, hele de iç saha denen yer Olimpiyat Stadı olunca, çok bir şey ifade etmiyor gibi. Ama bu stada alışkın olmanın getirdiği avantajla iç saha galibiyetleri seri haline gelirse Abdullah Avcı'nın takımı sezonun en çok konuşulan takımlarından biri olabilir. Şimdiden beşinciler meselâ. Genç ağırlıklı kadronun tecrübeli harmanlarından İlyas 54'te haftanın en güzel gollerinden birini attı; belki de kırk metre vardı topa vurduğu yer. Çatala gitti...
OFTAŞ, başkan Turgay Kalemci'nin ifadesiyle, yenilgiye alışık bir takım değil. İlk hafta Gençlerbirliği'ni yendiler, daha sonra gol bile atamadılar. Gençlerbirliği'nin hali de ortada, birazdan geleceğiz. Demek yavaş yavaş alışacaklar yenilgiye, ya da biraz tevazu edinecekler. Akranları diyelim, beşincilikte kurumlanırken, OFTAŞ 14. sırada, haftaya da Fenerbahçe'yle oynayacak!
Maçın en tatsız yanı Adriano'nun kolunun kırılmasıydı, acil şifalar.
FENERBAHÇE-SİVASSPOR
Şok Belediye yenilgisinden sonra iki iç saha galibiyetiyle yaralar sarıldı Kadıköy'de. Ancak yine neticeye sıkışıp kalıyor bütün iyi havadis; hatice kötü.
Antep maçındaki çılgın kadro Selçuk dışında (o da Aurellio sakat diye) tamamen değişti yine. Fakat Sivasspor karşısına çıkan bildik bol yıldızlı Fenerbahçe maalesef Antep maçına çıkan yedeklerden daha başarılı olamadı. Kazanılan maça rağmen, üretkenlik de, savunma da daha kötüydü. Tanrı Sivasspor'un ikisi direğe takılan, biri göz kamaştırıcı bir biçimde yandan seyirtip giden üç net pozisyonundan mucizevi bir kurtuluş ihsan etmese, ikinci bir gol atacak pozisyonu da pek yoktu Sarı Lacivertlilerin. Zico başarılı kabul edilen genç kadroyu külliyen kızağa çektiği gibi, oyunun ikinci bölümünde de düşünmedi. Serdar sakatlanınca yaptığı mecburi kaleci değişikliği dışında bir tek 90'da Ali Bilgin'le bir taktik ve zaman kazanma değişikliğine gitti, üçüncü hakkını hiç kullanmadı bile.
Maçın Fenerbahçe adına en güzel tarafı kuşkusuz Roberto Carlos'un Kadıköy'deki ilk maçında son derece şık bir golle sahne alması. Kariyerindeki üç kafa golünden birini canlı izlemek Kadıköy'deki taraftarlara nasip oldu.
Sivasspor Kadıköy'de temkini elden bırakmadan ne kadar hücum girişimi yapabilirse, o kadarını yapmaya çalıştı. Buldukları pozisyonlar hakikaten çok netti ve birini gole çevirebilseler artan özgüvenleriyle Fenerbahçe'yi bu kadar kötü yakalamışken maçı kazanabilirlerdi. Onlar adına şanssız bir yenilgi oldu. Ama ilerisi için ümit veriyorlar.
İlk iki hafta bir beraberlik ve bir yenilgi alan Bursaspor ilk galibiyetini de deplasmanda Gençlerbirliği karşısında aldı.
Bursaspor, önceki hafta Galatasaray karşısında kamuoyunun beğenisini kazanmıştı. İyi futbol oynamış ama rakibin büyüklüğüne kurban gitmişti. Bu haftaki rakibi de, Rizespor'u deplasmanda 2-0 yenerken bile beğenilmeyen Gençlerbirliği'ydi. İki takımda, bir anlamda önceki hafta oynadıkları futbolun karşılığını bu hafta almış oldu. Bursaspor'da üç gol atan Sinan Koloğlu maçın yıldızı. Galatasaray maçında kaybedilen puanların müsebbibi gibi görünen Herve Tum ise bu maçta da penaltı kaçırarak yarattığı hayal kırıklığını katmerledi.
Gençlerbirliği ancak kaçan penaltıdan sonra biraz hareketlenebildi. Maç 2-0'ken kaçan penaltıdan sonra Tuna skoru 2-1'e getirip Bursaspor'u son bölümde sıkıntıya soktu ama, Sinan üçüncü golünü atarak Tum'u da kurtarmış oldu. İki iç saha maçını da kaybeden Gençlerbirliği'nin oynadığı oyunu gören İlhan Cavcav karşılaşma bitmeden staddan ayrıldığına göre muhtemelen teknik direktör Fuat Çapa'yla ilgili bir şeyler olacak. Yani lige kötü giren takımlardan biri de Gençlerbirliği. Toparlamaları zaman alabilir.
Denizlispor yaşadığı puan kayıplarına rağmen Güvenç Kurtar gidişattan memnuniyetini dile getiriyordu. Ankaragücü maçında yenikken girdikleri gol pozisyonları da iyi olduklarına dair kanıt gösterildi. Bu hafta Vestel Manisaspor karşısında 2-1 geriye düştükleri maçı 3-2 kazanarak bu "öznel" iyi gidişatı nihayet "üç puan"a tahvil ettiler. İki emektar, Roman Kratochvil ve Yusuf'un maçı 2-1'den 3-2'ye getiren golleri atarak son demlerinde arz-ı endam etmeleri hoş. Takımı da gençlerden çok onlar taşıyacak gibi görünüyor.
Vestel Manisaspor'un vaziyeti de belirsiz. İki deplasmandan puansız dönüyorlar. Evdeki tek maçta ise bir galibiyet var hiç olmazsa. Haftaya evdeki ikinci sınava çıkacaklar ama rakip güçlü Galatasaray!
Doğrusu, ikisi de beklentilerin yüksek olduğu takımlar: Ankaraspor da, Konyaspor da istikrara inanan ve belli bir vasatın altına düşmeyen bir çizgide ilerliyorlar. Ama bu sezon ikisi için de çok hoş başlamadı. Galibiyetsiz buluştukları üçüncü haftada berabere kalarak –bu da haftanın tek beraberliği- vaziyeti sürdürdüler. Ankaraspor'un sahasındaki maçta ilk golü atan Murat Tosun'la ev sahibi oldu, Konyaspor 38'de Veysel'le skoru 1-1'e getirdi, karşılaşma da böyle sona erdi.
Konyaspor Nurullah Hoca'nın bütün tedbirlerine rağmen üçüncü maçtır ilk golü yiyor, sonra da pek matah görünmeyen hücum elemanlarıyla telafi peşine düşüyor. Aslında bunu bir tek Beşiktaş maçında becerememiş olduklarına göre durum çok da kötü değil. Kayserispor ve Ankaraspor'a karşı beraberlik golünü bulabildiler. Ve ligdeki toplam üç beraberliğin ikisini üreten takım olarak da bir şiar kazandılar. Onları bir de önde giderken görmek lazım, nasip olursa... Haftaya, iç sahada Denizlispor'a karşı, bekliyorum doğrusu.
Ankaraspor ise iki şanssız mağlubiyetle girdi lige. Üst üste gelen gollerin altından kalkamadılar. Öne geçmeyi başardıkları Konyaspor maçında ise bariz bir biçimde kaleci kurbanı oldular. Beşiktaş'a giden Hakan'ın yerini eski Beşiktaşlı Ramazan pek dolduramamış görünüyor şimdilik. Haftaya Kasımpaşa deplasmanı ciddi bir sınav olacak. Ligin dibine çöken, ama elan Rizespor kadar da ilerisi için umutsuz olmayan iki takımın maçı herhalde ilginç olacak. Kaybedene operasyon görünen stres topu bir maç bekleyebiliriz.