Madem tribüne gidemiyoruz, tribün bize gelsin tezahüratlarıyla, tüm dostları çağırdık fakirhanemize… Nasıl diyeyim, bir Hıncal Uluç ortamı yarattık, topladık eşi dostu… Maçtan önce hesap kitap işleri, bilirsiniz böylesi ikili maçların keyifli uğraşı… İlk maçın 1-0 olması önemli bir avantaj DEĞİLDİ evdeki genel kanı!!!
Oysa, Fenerbahçe'nin atacağı bir gol her şeyi değiştirecek, Anderlecht tarifsiz kederler içinde maçın bitmesini bekleyecekti… Anderlecht'in ise iki gol atması dahi onları tur havasına sokamayacaktı… Çünkü yenilecek bir golün adresi UEFA olacaktı… Böyle olunca da hesap oldu bizim için kebap…
Fenerbahçe her ne kadar oynadığı son 5 resmi maçın 4'ünü kazanmış olsa da, Appiah gibi bir değer takıma katılmamış olsa da, golcüleri havaya girmemiş olsa da, yeniler henüz hırs küplerini sahaya yatırmamış olsalar da bir karamsarlıktır, şampiyonluk yaban ellere gitmiştir, şampiyonlar ligi hayal olmuştur esintileri gelmeye başladı…
Zico'ya bir türlü güvenemeyen insanların, "İşte Brezilyalı teknik adamın görevine son verilecek maç" diye bas bas bağırdıkları, "Fenerbahçe elense de Zico gitse" heveslerinin kursaklarında kalması temennisiyle televizyonun karşısına geçtim…
Derken Fenerbahçe henüz maçın başında, gol atamama sorunu nedeniyle, ruhsal çöküntü yaşadığı yazılıp çizilen golcüsü Kezman'ın karambolde attığı golle öne geçti … Bu dakikadan sonra Anderlecht için sarı lacivertlilerin koruduğu kaleye saldırmaktan başka yapabileceği pek de bir şey kalmamıştı…
Fenerbahçe, oyunu kontrol altına almak istese de, bunu bir türlü başaramıyor, özellikle Aurelio ve Önder ile bolca top kaybediyordu… Evdeki muhalif misafirler, Belçika temsilcisinin her atağında "gooool" diye ayağa kalkıyor, sonra aynı şiddetle yerlerine oturuyor, bize de KIS KIS gülmekten başka bir çare kalmıyordu…
Alex'in neden olduğunu anlayamadığım verilmeyen golü, ardından boş kale yerine kaleciye teslim ettiği top, Deivid'in Rıdvan Dilmen'in deyimiyle "kafayla şut attığı" pozisyonun adresinin direk olması… Hop otur, hop kalk bir ilk yarının 1-0 olsun bizim olsun sessizliğinde bitmesi en büyük dileğimiz oluyordu…
İkinci yarıya en azından daha derli toplu başladı Fenerbahçe… Önce Colin'in oyuna girmesiyle oyunu daha fazla rakip alana yıktı … Ardından da Alex'in golüyle işi bitirdi… Bu gol, 5.4 milyon euro'nun habercisiydi…Devler Ligi'nden alınacak her galibiyetten elde edilecek için 600 bin euro'da cabası…
Metin Kemal Kahraman'ın çok beğendiğim bir şarkısından esinlenerek, elde edilen zaferin adını koymak istiyorum izninizle: Deniz koydum adını… Gerçekten orta saha oyuncumuz oynadığı futbolla, ne denli önemli bir yetenek olduğunu bir kez daha gösterdi. Ona yapılan eleştirilere, üstüne üstüne gelen şansızlıklara rağmen o çıktı ve kederini FUTBOLA gömdü… "Acıların sularında ateşler yaktım" diyor ya şarkının devamında Deniz Barış şarkılar söyledi oynadığı futbolla… Ateşler yaktı, yeşil sahanın ortasında…
ANTU'DAN ÖRNEK DAVRANIŞ
Fenerbahçeli taraftarların buluşma adreslerinden biri ANTU… Geçenlerde site 'renkdaşlarına' çağrı yapıyor, sahaya yabancı madde atma, küfür etme, provokasyona gelme… Hoşuma gitti… Bir de sitenin girişine animasyon falan yapmışlar…
Futbolda şiddetin önüne geçilmesi, sadece yasaklamalarla, yasa ve kurallarla mümkün değil… Bunun için tribünde yer alan taraftarların da neden orada olduklarını bilmeleri, hissetmeleri özelde futbolun, genelde sporun barış ve kardeşlik tohumlarını da içinde barındırdığını göstermeleri gerekiyor… Bu nedenle, bu çağrıyı yapan ANTU'ya teşekkür ederim… Dilerim, bu çağrı ses bulur ve diğer renklere de ulaşır…