Geçen seneki Dünya Şampiyonası’ndan sonra, bu yılki Avrupa Şampiyonası’nda en büyük iki favorinin İspanya ve Yunanistan olduğunda hemen herkes birleşiyor.
Geçen yıl Japonya’da Dünya Şampiyonu olan İspanya, daha önce hiç Avrupa Şampiyonu olmadan bu unvana ulaşmaya başarmıştı. Şimdi evsahipliği avanatajıyla, eksik kalan kupasını da tamamlamak istiyor.
Yunanistan ise 2005’te Sırbistan’da yapılan son şampiyonanın altın madalyasını boynuna takmıştı. Ekolleri güçlü, kadroları zengin ve tecrübeli bu iki ülkeyi bir kenara bırakırsak, Avrupa Şampiyonası’nda 3. sıra için aday olan en az 8 ülke olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Türkiye de bu 8 takımın içinde yer alıyor. NBA’de artık yıldız seviyesinde kabul gören Mehmet Okur, kalıcı bir kontrata imza atan Hidayet Türkoğlu’nun da katılımıyla kağıt üzerinde Türk Milli Takımı aslında, çekişeceği Litvanya, Fransa, Sırbistan ya da Hırvatistan’dan aşağı kalır bir takım değil.
Ancak basketbolseverlerin kafasında hep aynı soru var. Türkiye daha önce 2003 ve 2005 şampiyonalarında oduğu gibi kapasitesini sahaya yansıtamayan, takım olamayan ve tüm bunların sonucunda çeyrek finalin dışında kalan bir basketbol ülkesi mi olacak, yoksa 2006 Dünya Şampiyonası’na katılan genç ve kısıtı kadrosuna rağmen verdiği olağanüstü mücadeleyle alkış toplayan, turnuvanın sonunda da 6. sıraya yerleşip belki de en büyük sürprizi yapan takım mı olacak?
Geçtiğimiz yaz Japonya’da Mehmet, Hidayet, Mirsad ve Kerem Tunçeri gibi uzun yıllardır milli takım içinde görmeye alışkın olduğumuz oyuncuların yokluğunda, geride kalanlar adeta bir onur mücadelesi vermiş, her maçta vücutlarına ekstra adrenalin şırınga ederek, beklentilerin çok üzerine çıkmştı. Yaklaşık iki hafta boyunca tüm ülkeyi heyecanlandıran bu olağandışı performans, ekstra bir motivasyonun ürünüydü elbette. Bu sene böylesi ekstra bir motivasyon bulunabilecek mi? ‘12 Dev Adam’ bir sloganın etrafında toplanıp tek bilek olup, gelecek yılın olimpiyat vizesini almayı başarabilecek mi?
Bu soruların cevaplarını 3 Eylül Pazartesi akşamı Mallorca’da başlayacak grup maçlarıyla birlikte alabileceğiz. Ancak, 3.’lükten 10.’luğa kadar sıralanacak takımlar arasındaki farklar o kadar küçük ki, tek bir top için cansiperane biçimde parkeye atlamanın ya da bir kaç santim daha yukarı sıçramanın kazandırabileceği çok şeyler var. Bunu yaparak maçı 40 dakika boyunca yaşayan ve özveriyle oynayan takımlar yukarı gidecek, 5 dakikacık olsun ‘adam sen de’ demeye kalkanlar ise muhtemelen kendini çeyrek finalin dışında bulacak. Dilerim ikinci türden takımlar arasında olmayız. Eğer Türkiye yarı final oynarsa çok iyi bir derece yapmış olur. Beşincilik ile sekizincilik arası bir derece ise normal sonuç... Çeyrek finalin dışı ise çok kötü bir sonuç olur.
Turnuvanın yıldız adayları tahminime gelince... İspanya’dan Calderon ile Gasol, Yunanistan’dan Diamantidis ve Papaloukas MVP için en büyük favorilerim.