Eurobasket 2007 başlamadan önce sormuştum: Türkiye 2003 ve 2005 şampiyonalarında olduğu gibi, kapasitesini sahaya yansıtamayan, takım olamayan ve bunların sonucunda çeyrek finale bile kalamayan bir basketbol ülkesi mi olacak, yoksa 2006 Dünya Şampiyonası'nda genç ve kısıtlı kadrosuna rağmen verdiği olağanüstü mücadeleyle alkış toplayan, turnuvanın sonunda 6. sıraya yerleşip, en büyük sürprizi yapan takım mı olacak?
Mallorca'daki ilk tur maçlarına bakılırsa, şu ana kadar 2003 ve 2005'teki "hayalkırıklığı takımı"na daha yakın görünüyoruz. Yetenekli ve tecrübeli oyuncularımız var, takımın toplam kalitesi tartışılmaz ama organizasyonel açıdan berbat durumdayız. Bu da moralimizi ve mücadele gücümüzü aşağı çekiyor. (Serbest atış isabetimiz bile yüzde 50'lerde, baksanıza!)
Bu tablo tersyüz edilir ve ikinci turda bizi çeyrek finale taşıyacak galibiyetler alınabilir mi? Zor ama imkansız değil.
Geçen yaz Japonya'da Milli Takım'da kimin ne yapacağı, hangi periyodlarda kaç dakika sahada kalacağı ve ne kadar top kullanacağı belliydi. İbrahim liderimizdi, Serkan da ikinci keman… Rakip savunmalar bu iki yıldıza yoğunlaştığında diğerleri sahne alıp üzerlerine düşenleri yapıyordu. Roller net bir biçimde belirlenmişti kısacası… Bu arada en önemli detay, takım halinde savunma yapmamız ve olağanüstü yardımlaşmamızdı. Atamasak bile yememeyi alışkanlık haline getirmiştik.
Bu turnuvada Tanjeviç'in kafası çok karışık. Şu ana kadar kimin, ne rol oynadığını anlayamadık. Semih Erden bir gün ilk beş başlıyor ve rakibin en önemli kozu Nowitzki'yi tutmakla görevlendirliyor, ertesi gün bir dakika olsun oynatılmıyor. Oyuna iyi başlamış ve skor avantajı yakalamış olsak bile daha 6.-7. dakikada oyuncu değişiklikleri başlıyor. Bu değişiklikler o kadar başdöndürücü bir hızda yapılıyor ki, aynı beşle 2-3 dakikadan fazla sahada kalamıyoruz. Haliyle hatalar başlıyor, takım bir türlü ritm tutturamıyor ve eline gelenin "salladığı" o acayip basketbol yeniden hortluyor.
Ellimizde NBA'de saygın yer edinmiş, rakiplerin çekindiği iki yıldız oyuncu var: Memo ve Hido. Bu çocukları geçen yılki karar ve tutumlarından ötürü eleştirebilirsiniz ama bu yaz kendilerini affettirmek için gayret gösterdiklerini kimse inkar edemez. Geldiler, ilk günden beri özveriyle çalıştılar, takımın havasını bozacak bir şey yapmadılar. Ama sahada onlara yardımcı olacak, işlerini kolaylaştıracak hiçbir taktik varyasyon yok. Utah'da özel oyunla üçlük buldurulan Mehmet, burada sevdiği noktada top almak ve rahat bir şut kullanmak için ta üçüncü maça kadar beklemek zorunda kaldı. Bir yıldız oyuncu, kendisine değer verilmediğini, hatta değerinin düştüğünü görüyorsa ailesini bırakıp Milli Takım'a neden gelsin?
Türkiye'nin çeyrek final şansını koruması için ikinci turda Madrid'de oynayacağı Slovenya, İtalya, Fransa maçlarından en az ikisini kazanması gerekiyor. İlk turdaki gibi temposuz ve dağınık oynarsak bu rakipler önünde şansımız olmaz. Kazanabilmemiz için;
- Savunmayı agresifleştirmemiz,
- Daha fazla yardımlaşmamız,
- Rakipleri top kayıplarına zorlayarak bu toplardan hızlı hücum sayıları bulmamız,
- Hücumda Hidayet'i birinci opsiyon olarak kullanarak en az 30 dakika sahada tutmamız,
- Serkan'ın geçen yılki "ikinci keman" rolünü İbo'ya vermemiz,
- Mehmet'in boyalı bölgedeki sert mücadelede yıprandığını düşünerek dakikalarını biraz azaltmamız,
- Buna karşın Mehmet'in sahada olduğu dakikalarda ona özel üçlük pozisyonları hazırlamamız (Bunun için aynı zaman diliminde Ermal'in alçak postta oynaması şart),
- İbo'yu dinlendirirken, hücumda ikinci opsiyon olarak Memo'ya dönmemiz,
- Zaman zaman Kaya, Kerem, Ersan'lı daha iyi ribaund yapan ve sıkıştırmalı alan savunmasına yatkın bir beşle sahada yer alıp tempoyu değiştirmeye çalışmamız gerekiyor.
Böylece bizden çok da fazla üstünlüğü olmayan Slovenya'yı 70'lerde tutup, 80 sayı üretmemiz ve belki yeniden doğmamız mümkün olabilir. Sonrası Allah kerim!