"Bu maç bizim için artık geride kaldı, şimdi gelecek rakibimize konsantre olduk. Artık önümüzdeki maçlara bakacağız."
Hangi spor olursa olsun, mikrofonu gören oyuncu hata yapmaktan korktuğu için mi, yoksa bir şey söylemeye mecali olmadığından mı bilinmez, maç sonrası yukarıda gördüğünüz cümleleri sarf eder. Ekranları başındaki spor takipçileri bu klişeleri sıkıcı bulur, mikrofon uzatılan kişilerden daha dolu yorumlar ve mümkünse maçla ilgili kısa bir analiz bekler.
Eurobasket'te ilk tur tamamlandı. Alınan puanlar ikinci tura taşınacağı için son gü formalite maçı yoktu, dolayısıyla tüm basketbolcuların üzerindeki baskı yüksekti. Stresli geçen maçlar sonrasında birçok sürpriz sonuç çıktı ortaya. Örneğin Rusya son şampiyon Yunanistan'ı yendi, Hırvatistan 2005'te hakem kararlarıyla yenildiği İspanya'dan rövanşı son saniyede aldı, Portekiz Letonya'yı devirerek gruptan çıktı ve Slovenya son saniyede Fransa'yı yenerek grup lideri oldu.
Şüphesiz ki bu maçlardan sonra klişeye başvuran birçok oyuncu oldu. Ancak iki açıklama vardı ki, dikkatli takipçilerin gözünden kaçmadı. Birincisi İsrail'e elenerek evine erken dönen Sırbistan'ın pivotu Darko Miliçiç'ten geldi. Daha önce duymadığımız ve bundan sonra da duymamayı umduğumuz bir açıklamaydı bu. Darko soyunma odasına giderken kendine uzatılan mikrofonlara öfke kustu. Hakemlere ve ailelerine çok ağır küfürler ederek mağlubiyetin faturasını onlara çıkardı. Darko'nun yaklaşık bir dakika süren demeci o kadar çirkin ki, sinirle bir anda ağızdan çıkan şeyler olduğuna inanmak imkansız. Miliçiç'in yaptığı şımarıklığı da aşan ve affedilemez bir şey.
Dünkü maçların sonunda klişelerin ötesinde başka bir açıklama da Kaya Peker'den geldi. Kaya ikinci tura çıkmamızı sağlayan Çek Cumhuriyeti galibiyetinden sonra canlı yayında şunları söyledi:
"Geçen iki güne göre daha düzgün bir oyun ortaya koyduk. Artık bugün oynadığımız oyuna bakıp neleri iyi yaptığımızı görmemiz lazım. Sonunu yine çok iyi oynamadık, maçın başı iyiydi bence. Artık takım olarak oyuncuların da, staff'ın da (kim iyi oynuyorsa) nasıl oynadığımızı bilmemiz lazım. Artık oyuncu aramadan maçta belli oyuncularla oynayıp karşılaşacağımız zorlu rakipleri yenmemiz lazım."
İşte beklenmedik bir yorum. Kaya açıkça teknik kadronun ve takım arkadaşlarının eksiklerini söyleyip, üzerinde nasıl bir baskı olduğunu anlattı. Ne Darko gibi terbiyesizlik yaptı, ne de kötü bir niyeti vardı. Diğer maçlarda daha iyi sonuç alabilmek için kendince yapılması gerekeni söyledi –ki bence söylediklerinde sonuna kadar haklıydı.
Bu açıklama dikkat çeken farklı bir nokta varsa; o da milli ruhumuzda çok büyük yer tutan "birilerine karşı olma" ve "birilerine rağmen başarılı olma" durumudur. Japonya'daki takımı, o sıralarda konuşulanları hatırlayın. Sözde Memo ve Hido'ya rağmen başarılı olmuş, iki yıldızımızı bir kalemde silmiştik değil mi? Bu sene Memo ve Hido gelip milli takımdaki diğerleri kadar çalışmaya başlayınca başarılı olmak için bir sebep(!) bulamadık. Tam kadro olduğumuz için beklentiler de bir hayli fazlaydı. Olmadı, kaldıramadık bu beklentileri. İlk iki maçta sistemsizliğin yanında sahada sanki bir isteksizlik göze çarpıyordu.
Çek Cumhuriyeti maçında ufak bir kıpırdanma oldu oyuncularda. Sahada yere atlamalar, düşen takım arkadaşlarını kaldırmalar başladı. Kaya'nın açıklamasıyla da anlıyoruz ki başarılı olmak için artık yeni bir sebep var: Tanjeviç'e rağmen oynayıp, ona rağmen kazanabiliriz. İnşallah oyuncular buldukları bu ufak bahaneyi birbirleriyle kenetlenmek adına bir motivasyon kaynağı olarak kullanır ve kazanmak için özverilerini en üst seviyeye çıkarırlar, tıpkı Japonya'daki gibi. Sanırım bu jenerasyonla başarılı olmak için tek formülümüz bu.