En basitinden başlayalım; futbol millî takımı, Malta’yı yenebilir miydi, evet; ama aynı ölçüde, öbür ihtimâl de geçerli. Yenilebilirdi de. Eğer yenilmediyse, bunu Malta’lı futbolcuların ‘beceriksizliğine’ borçluyuz. Basketbolda Slovenya’yı yenebilir miydik? Evet, kesinlikle. Mümkündü bu. Ama sahada ya da parkede, ihtimâllerin gerçek kılınabilmesi, doksan ya da kırk dakikaya sıkışan performanslarla olmuyor. Biraz daha geniş düşünebilmek, “gibi yapmak” yerine gerçekten yapmak gerekiyor.
Millî takım Romanya’yla oynadığı karşılaşmada Fatih Terim, hem sakatlıklardan hem de form grafiği neredeyse dibe vuran futbolcuların fazlalığı nedeniyle ‘yeni’ bir onbir denedi ve görüldü ki olmuyor. Hazırlık maçı ne içindir, adı üzerinde, bir şeyin hazırlığını yapmak için. Romanya karşısında neyin hazırlığını yaptıysak, olmadığını gördük, olmayacağını da tahmin ettik. Gelgelelim, Malta karşısında, aynı diziliş ve oyun planının olmayacak duaya amin dercesine sahaya sürülmesi, hangi amaca hizmet etmiştir? Tamam bireysel vaziyetler üzerine konuşmayalım ama Emre ve Arda’nın mesela, sahadaki varlıklarını nasıl anlamlı hâle getireceğiz? Bu futbolcuların bir önceki maçtan bugüne devrettikleri imkânlar çok mu ümidvârdı ki kendilerinden vazgeçemedik?
Basketbol millî takımı,Japonya’daki Dünya Şampiyonası’ndan sonra kadroda NBA oyuncularını istihdam etme kararıyla yeniden kuruldu. ‘Yeniden’ lafın gelişi, daha önce mesela Indiana’da boyumuzun ölçüsünü almıştık aslında. Bu yeniden kurulan kadro epeydir Avrupa Şampiyonası’na ‘hazırlanıyor.’ Hatta İzmir’deki Efes Cup’ta bu hazırlığı ciddi bir biçimde test ettik. Gördük ki olmuyor, olamıyor. Ne teknik ekip ne oyuncular düzeyinde, kâğıt üstündeki kadro zenginliğini avantaj hâline getiremedik. Bu nedenle Slovenya’nın gününde olmamasına ve kötü basketboluna rağmen önüne geçemedik. O zaman soralım, o kadar tantananın, hazırlığın amacı neydi?
Terim ve Tanjevic
Eğer bir takım, olabileceğinden ya da gerçekte olduğundan daha kötü performans veriyorsa, sorumluluk teknik ekibe aittir. Futbolda millî takım futbolcuları tek tek kendi düzeylerinin altında ve takımlarının oynadığı futbolun gerisinde bir görünüme sahipseler, bu teknik direktörlerinin kendilerini sahada kullanma ve yönlendirme becerisine sahip olmamasıyla ilgilidir. Çünkü, gündelik nedenler, dezavantajlar belki bireyleri yeteneklerini sergilemekten alıkoyabilir ama bütün takım için bu geçerli olamaz. Terim, millî takımın oyununu ve oyun düzeyini bırakın ilerletmeyi, yerinde tutmayı bile başaramamıştır. Ersun Yanal’dan devralınan miras, kaotik bir düzenle silinip gitmiştir.
Tanjevic, bu kadroya rıza göstermiş, ama turnuva boyunca (daha da önemlisi, ‘hazırlık’ süresince) bu kadroyu bir arada tutacak, oyun oynayabilecek bir koçluk dirayeti sergileyememiştir. Şu Slovenya maçında, millî takımın peşpeşe yediği üçlüklerden önce, en amatör koç bile, başına neyin geleceğini tahmin edebilir, molasını alır ve mevcudu muhafazayı etmeyi denerdi. Bunu yapmayıp, felaketi davet etmek, ancak yetersizlikle açıklanabilir.
Açık söylemek gerekirse, Tanjevic, başından beri bu rotasyonu uygulamış, bunun bir netice vermeyeceğini gördüğü hâlde, tercihini sürdürmüştür. Sorumluluk ona aittir. NBA oyuncularının performansına gelince: Mehmet de Hidayet de asla ‘skorer’ oyuncular olmamışlardır. Kendi takımlarında bir sistemin parçası olarak işlevseldirler. Herkes, Nowitzki’yi örnek gösteriyor; unutmayalım, NBA MVP’sinden bahsediyoruz ve bir tane Nowitzki var.
Terim, görevi Yanal’dan devraldığından beri, kendi tercihlerine, yıldızlarına, inanıyor, sisteme değil. Doğru dürüst bir doksan dakika oynamamış Emre’yi bu kadar kritik bir görevle sahaya sürmesinin başka türlü bir açıklaması olamaz. Ve millî takımın esas sorunlu bölgesi savunma olmasına rağmen, bu savunmayı tahkim etmek yerine, daha yumuşak ve ofansif kadrolarla oynamayı seçmesi anlaşılır gibi değildir. Malta’ya insan gol atamaz, bunun açıklanabilir nedenleri olur ama Malta’dan iki gol yemenin, kötü takım savunmasından başka bir açıklaması yoktur. Burada bir zaafiyet olduğunu söyleyebiliriz.
Futbol millî takımının yaşadığı başarısızlıklar, Federasyon’dan başlayıp teknik kadroya kadar uzanan kötü tercihlerin ve ilkesiz politikaların doğal bir sonucudur. Daha iyisi olabilemez. Aynı şey basketbol için daha da geçerlidir. Ve iki federasyon başkanı da, yanlarına teknik direktörlerini alarak istifa etmeli, yeni bir oluşumun yolunu açmalıdırlar. Yapabilecekleri en son hizmet bu olabilir.