Şu günlerde basketbol milli takımımızın Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda başarısız olarak elenmesi hakkında gerek görsel gerek yazılı basında birçok yorumlar yapılıyor. Kimi yorumcular oyuncuları eleştirirken, daha büyük bir kısım teknik ve idari kadronun yetersizlikleri ve hataları üzerinde duruyor.
Benim bu yazıda üzerinde durmak istediğim konu ise bu tip teknik konulara girmek değil. Asıl değinmek istediğim, daha makro bir bakış açısıyla bu denli kuvvetli bir milli takımın turnuvanın henüz başlarında elenmesinin ne derece üzüntü verici olduğunun altını çizmek. Başka bir deyişle, gerçekten de bu başarısız sonuçları hiç hak etmediğimizi vurgulamak.
Mevcut basketbol milli takımımız, belki de tarihimizin en güçlü kadrolarından birine sahip. Kadromuzu kısaca gözden geçirirsek önemli NBA oyuncularına sahibiz. Mehmet ve Hidayet, her ne kadar belirli açılardan eleştirsek de NBA’de belli kariyere sahip oyuncular. Özellikle Mehmet NBA şampiyonluğu yaşamış, NBA All-Star kadrosunda yer almış, kendine özgü yetenekleri olan, hem içeriden hem dışarıdan oynama avantajına sahip bir oyuncu.
Keza Hidayet’in kariyeri de parlak. Mehmet kadar istikrarlı olmayabilir; ancak uzun boyuna rağmen üstün fundamentali sayesinde rahatlıkla 1 numara oynayabilen, gerektiğinde kendini bir 4 ya da 5 numara olarak kullanabilen bir oyuncu.
Bu iki oyuncunun yanı sıra, kendini Avrupa’nın ve ülkemizin önemli takımlarında kanıtlamış oyuncularımız var. İbrahim yılların tecrübesi ile oynuyor. Bence ilerlemiş yaşına rağmen kendinden beklenen performansı vermeye çalışıyor.
Henüz 20 yaşındaki Ersan’ın yetenekleri tartışılmaz. Şu anda olması gereken seviyede mi diye sorarsak tabii ki değil. Ama, doğru şekilde işlendiğinde ve motive edildiğinde Türk basketbolunun en önemli oyuncularından biri olabilir.
Kaya ve Ermal, Avrupa’daki önemli uzunlardan. İkisinin de en büyük problemleri istikrar belki; ancak her ikisi de önemli işler yapıyorlar. Diğer bir uzun Kerem, tam bir görev adamı. Ondan beklenen işi harfiyen yerine getiriyor.
Kısalardan Engin ve Ender belki çok eleştiriliyorlar ancak bu ne yazık ki oyun kurucuların kaderi. Herkesin onlardan beklentileri çok yüksek. Engin, Avrupa’daki kariyeri ile bizim tarz basketbolumuza daha çok alışacak. Malum, NCAA kolej ligi farklı bir ortamda oynanıyor. Ender ise artık tecrübeli oyuncu statüsünde. Geçen sene Avrupa’da birçok takımda dolaşarak tecrübe kazandı. Bu yıl onun için daha verimli geçecek diye düşünüyorum.
Peki bireysel bazda çizdiğimiz bu pembe tablo neticesinde ortaya çıkan sonuç, nasıl bu kadar beklentilerin altında olabiliyor? İşte temel soru da burada zaten. Turnuvaya katılan takımların oyuncularını alt alta yazın. Hatta Avrupa’nın en güçlü 4 takımına, yani yarı finale kalan İspanya, Rusya, Litvanya ve Yunanistan’ın oyuncularından en beğendiklerinizi oynadıkları pozisyonlar itibariyle gruplayarak alt alta yazın. Sonra bunların karşısına bizim milli takım oyuncularımız yerleştirin. Kalite açısından uçurumlar görüyor musunuz? Ben görmüyorum.
O zaman başarısızlığın temel nedeni nerede? Bireysel olarak eş düzeyde olan oyuncuların oluşturduğu bu takımlar Avrupa basketbolunun zirvesindeyken, bizim bu durumda olmamızın nedeni nedir? Bu sorunun cevabını yalnızca teknik ya da idari kadrodur diye kestirip atmak ne kadar geçerli? Oyuncuların hiç mi suçu yok? Tamam, yeteneklerine kimsenin diyeceği yok ama sahaya çıkıp bunu yansıtmadıktan sonra yetenekler neye yarar?
Tüm basketbol ailesinin bu sorular üzerinde yoğunlaşması gerekiyor. Zaman akıp gidiyor, aldığımız başarısızlıklar tarih sayfalarına işleniyor. Bunların hiçbirinin telafisi yok. Yapılan onca yatırım, harcanan maddi ve manevi emekler çöpe gidiyor. Her bakımdan radikal kararlarla bir yeniden yapılanma gerekebilir. Bu yapılanmanın içinin doldurulması ve modalitelerinin ortaya çıkarılması, tüm basketbol ailesinin katılımıyla olmalı diye düşünüyorum.