Maçtan önce "bir şarkısın sen…" diye bangır bangır romantizm akarken Şükrü Saraçoğlu’nun tribünlerinde, âşıklar sarmaş dolaş maçın havasına çoktan girmişlerdi bile. "Kalpleri fetheden renkler…" tezahüratları da, "en büyük aşkım Fenerbahçe" diyenlere geliyordu.
Takım sahaya çıkınca stadı inleten bildik nakaratlar, "söyle senden başka kimim var benim…" önümdeki çifti kıskançlık sendromuyla baş başa bırakıyordu. "Beni mi, yoksa Fenerbahçe’yi mi daha çok seviyorsun" bakışı attı yenge, neyse ki ağabeyimiz şanslı günündeydi, İstiklal Marşı anons edildi "Korkma..."
Böyle iki arada bir derede, "sen neymişsin Fenerbahçe" dumuruna uğramışlığın etkisiyle maça konsantre olmaya çalışırken biz, Çaykur Rizespor çoktan atı alıp Üsküdar’a doğru yola çıkmıştı bile. Gol Leandro’nun ayağından geliyordu. Zico’nun yeni sistemi ilk açığını soldan vermişti. Üçlü defans henüz 15. dakikada yeşil sahanın ortasında koca bir soru işareti olarak duruyordu.
Ardından takımı hareketlendirmek için hoplamalar, zıplamalar başladı. “Aşığım sana, doyamıyorum…” diye kendinden geçenlerin sayısı artıyordu. Fenerbahçe beraberlik için akınlar geliştiriyor, arka alana atılan toplar yürek hoplatıyordu. Kezman bir korner atışında topu kale yerine dışarı nişanlayınca homurtular yükselmeye de başlamıştı hani.
İki forvete ne gerek var, tek forvet neyinize yetmiyor diyenlere, Deivid-Kezman ortak yapımı golle yanıt veriyordu Fenerbahçe. Son vuruşun Sırp forvetten gelmiş olması Kezman severlere ayrıca bir “ohhh” çektiriyordu. Golün ardından bu ikiliye katılan Alex’in topuk pasına Kezman’ın şutunda kaleci Gonzales’in harika kurtarışı olmasa ev sahibi ekip ilk yarıyı önde de kapatabilirdi.
İkinci yarıda daha bir istekliydi sarı-lacivertli ekip. Tribünler her ne kadar tempodan memnun olmasa da, takımın gol bulacağından oldukça emindi. Kezman karşı karşıya kalıyor, Gonzales… Roberto Carlos gelişine vuruyor Gonzales... Aurelio gole çok yakın, yine Gonzales... Tribünden sesler yükseliyor, “yeter artık Gonzales!!!”
Zico son bölümde takımı ateşlemek için Colin Kazım ve Gürhan’ı oyuna alıyor. “Genç yetenekler bakalım takıma nasıl bir hava getirecek” derken, Colin Gonzales’in hatasını az farkla değerlendiremiyor. Tabi dakika 75 olunca, hararet artıyor, rakip takım oyunu ağırdan almaya başlıyor. Gürhan soldan yükleniyor, penaltı olmayan pozisyona ufaktan itiraz ediliyor.
Islıklar, itirazlar, “saldırın” haykırışları, sigara dumanı, maç gidiyor sancısı… Deivid çıkıyor, Semih kurtarıcı kabilinden oyuna giriyor, dakika 85’i gösteriyor. Oyunu geciktiren Gonzales sarı kartını görüyor. Maç 3 dakika uzuyor. Olmuyor, tempoyu arttıramayan Fenerbahçe golü de bulamıyor. Saffet Susiç takımının başında çıktığı ikinci maçta 4. puanına ulaşırken, Zico ve ekibi 5. maçında 7. puanını kaybediyor.
Önümde oturan sevgililere gelince… Ağabeyimiz maç bitmeden çok önce Fenerbahçe’yi terk etti, yengeyi koluna takıp stattan ayrıldı. Özetle, Yılmaz Odabaşı’nın “Aşk tek kişiliktir” şiirinin yarım kaldığı, Ataol Behramoğlu’nun “Aşk iki kişiliktir” şiirinin hayat bulduğu bir ilişkiye, pardon maça tanıklık ettik. Ne diyelim, belki aşk her şeyi affeder(?)