Geçtiğimiz günlerde Yeni Aktüel dergisindeki bir haberde artık erkeklerin en büyük problemlerinin çözüldüğünden ve tarihin en büyük sorusu olan "kadınlar ne ister?" sorusunun cevabını bulmanın kolay olduğundan bahsediyordu. Arkasından da biyolojik açıklamalar getiriyordu cevap olarak.
Erkeklere bu büyük hizmeti veren araştırmacının Beşiktaşlılara da hayrının dokunmasını isterdim. Zira artık Beşiktaşlı oyuncuların (kabul ediyorum diğer takımların da pek farkı yok aslında) hangi maçta nasıl performans göstereceklerini anlamak çok zorlaştı. Üstelik bu sadece Türk futbolcular için de geçerli değil. Oysa belirli seviyelerin üzerinde ücretler alan oyuncuların bu kadar değişken performans göstermesi insana doğru gelmiyor.
Galatasaray’ın başında çok tecrübeli bir teknik adam varken, Beşiktaş'ın başındaki teknik adam henüz yolun başındaydı. Aslında biliyorsunuz teknik adamların kararlarını acımasızca eleştirmeyi tercih etmem. İçinde bulundukları şartları ve alternatiflerini iyice düşünmeli, söylediklerini iyice dinlemelidir bu yorumlar yapılmadan önce. Yani benim tecrübe farkından anlatmak istediğim bu değil:
Hakan ve Lincoln'ün kadro dışı bırakılmasının sebepleri kimine göre haklı kimine göre haksız olabilir. Karşılaşma bu karardan dolayı veya bu karardan bağımsız olarak 3 ihtimalle de sonuçlanabilirdi. Ancak bana göre kesin olan tek bir şey vardı ki; o da bu karar Galatasaray için çok hayırlı oldu. Çünkü artık bütün Galatasaraylı futbolcular biliyor ki, kadrolarında en çok borusu öter görünenlere bile ayrım yapılmıyor. Feldkamp belki bu ufak disiplinsizliklerden yararlandı, belki de sadece kuralları uyguladı, ancak verilen mesaj bütün takımın motivasyonuna ve teknik direktörlerine duyulan saygıya olumlu bir katkıda bulunmuş olmalı.
Hani yukarıda yazdım ya en büyük fark bu diye. Öte yanda ise Ertuğrul Sağlam, sezona formda başlayan, ancak özellikle yeni sözleşme imzalamasından sonra takıma hiçbir katkıda bulunmayan Bobo için aynı kararı veremedi. Bobo'nun Galatasaray'ın penaltıyla sonuçlanan atağından saniyeler önce rakip kalenin önünde topa ıska geçmesini irdelemiyorum bile. Bazen büyük hatalar yapan, istikrarsız oynayan ama takımdan hiç kesilmeyen başka oyuncular da var: mesela İbrahim Toraman ve İbrahim Üzülmez. Kimse bana bu oyuncuların alternatiflerinin daha kötü olduğunu söylemesin. Hem unutmayalım ki, Batuhan ve Mehmet Sedef, PAF maçında 4 gol birden atarak seslerini dıuyurmaya çalıştılar.
Dediğim gibi teknik yorumlara girmek bana anlamlı gelmiyor. Çünkü galibiyet ibresi kimin üstün oynadığından bağımsız olarak iki tarafa da dönebilirdi. Eksik olan oyunculardan, basit bireysel hatalara, oyuncuların fiziksel özelliklerinden, takımın genel oyun anlayışına kadar oyunun sonucunu taktikten daha fazla değiştirecek çok fazla faktör vardı.
Örneğin bireysel hatalara değinelim. Mesela, ilk golde Hakan Arıkan sezon başından beri yaptığı yan top paniklerinden birini yaptı. Ancak daha da beteri top rakibin önüne düşerken üstüne atlayıp açıyı kapatacağına geriye doğru kaçıp arkadaşıyla çarpıştı. Hakan bu yan toplara çalışmaz mı çalıştırılmaz mı, yoksa ona öyle kavisli yan top atacak oyuncu mu yok takımda bilmiyorum.
Mesela, oyun anlayışına değinelim. Atılan golün, rakibin açıkta yakalandığı bir anda, top kapıldıktan saniyeler sonra gelmesi Beşiktaş'a birşeyler anlatmış olmalı. Artık futbolda en kolay goller oyunu rakip yarı alana yıkılarak değil, rakip yerleşemeden hızlı hücumlarla bulunuyor. İleride çılgınlar gibi pres yapan ama kaleye gitmeyi unutan forvetlerle değil, sürekli yer değiştiren ve kendini kaybettiren forvetlerle bulunuyor.
Mesela fiziksel özelliklere değinelim. Galatasaray'da Arda gibi top saklayabilen bir oyuncunun kondisyonsuz olsa bile ne kadar önemli olduğunu anladık sanırım. Kanatlı ve dörtlü yeni orta sahaların orta göbeğindeki oyuncuların hem ön savunmayı iyi yapan hem de forvetlerden seken topları şuta veya dalışa çevirebilecek oyuncular olması gerektiğinden daha önce bahsetmiştim. Aslında Galatasaray'da bu özelliklere doğrudan uyan bir oyuncu olmasa da, Linderoth ve Arda bu iki ucu iyi temsil ettiğinden toplamda birşeyler verebiliyorlar. Buna karşılık Beşiktaş'ta Serdar Kurtuluş ve Koray oyunun hücum yönünde hiç yoklar. Cisse biraz daha iyi bu konuda. Oysa Serdar Kurtuluş geçtiğimiz sezon sonunda hücum özelliklerini geliştirirken, Koray sürpriz çıkışlarıyla rakibin savunmasını düşürüyordu. Cumartesi gecesi, Serdar uzun süredir o pozisyonda oynamadığı için, Koray ise çok formsuz olduğu için hücuma hiç katkı vermediler.
Her ne kadar yazmaktan sıkıldıysam da, bir kere daha değineyim. Beşiktaş'ın yaptığı ve yapamadığı transferler takıma bu sezon çok zarar veriyor/verecek. Sezonun başında iki Serdar dışında bir ışık göremediğimi, takımın en zayıf noktası olan savunmanın göbeğine 3 yıldır bir transfer yapılamamasının komedi olduğunu yazdığımda birçok okuyucudan büyük tepki görmüştüm. Bu görüşümün hala arkasındayım. Ödenen paralarla karşılık verilen performanslar da çok zayıf üstelik. Higuain, Diatta, Cisse ve Rüştü diğer oyunculardan çok fazlaları olmadığı halde büyük paralara transfer edildiler. Takımın sorunlarının başlama noktası da belki burada. Oysa Cruyff’un dediği gibi "en çok parayı alan en iyi olmalıdır." Gerektiğinde sorumluluk almalı, diğerlerine öncülük etmelidir.