Evinde hiç puan kaybetmeyen Kayserispor'la ligde hiç yenilmeyen Galatasaray ligin zorluk derecesi yüksek maçlarından birine çıktılar; ikisinden biri unvanını kaybedecekti, 1-1'lik beraberlik Galatasaray'ınkini korudu. Kayserispor artık, "evinde namağlup" olmakla övünecek.
Galatasaray Kayserispor'un dirençli ve akıllı futbolu karşısında biraz gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldı. Meselâ Lincoln'ün baskı altında türdeşleri gibi kaybolmaya meyilli bir futbolcu olduğu... Bir gol yedirdi, bir gol attırdı; ama top kayıplarıyla, ayakta kalamamasıyla dikkat çekti. Ya da meselâ Hakan Şükür... Nereden baksak, göremiyoruz sıkı bir takım karşısında. Ama yine de ayakta kalabiliyor Galatasaray. Kayserispor takım olarak daha iyi bir görüntü sergilerken, İstanbul'un Sarı Kırmızılıları yine oldukça agresif bir kadroya rağmen savunmada çok açık vermeyerek, hücumda da yıldız oyuncu gücüyle dengeyi sağlayabildi.
Gökhan Ünal'la Mehmet Topuz'u ayrıca tebrik etmek lazım. İkisi de medyanın alıp büyüklere transfer ettiği oyuncular. Yani çoğu futbolcu için geçerli "futbolu zirvede bırakma" noktasındalar ama bırakmıyorlar. Kayserispor'u taşımaya devam ediyorlar. Demek ki, büyüklere geçtikleri zaman da derhal yok oluş sürecine girmeyecek dirayete sahip ikisi de.
Bu hafta Galatasaray'ın puan kaybından dramatik bir biçimde yararlanamayan Sivasspor'du. Ankaragücü karşısında 2-0 öne geçtikleri halde bir puanla yetinince liderliği kaçırdılar. Üstelik öyle ilk haftadan elde edilip birkaç hafta sürdürülen bir liderlik değil, sekiz haftanın sonunda, kendi ortalama performansının çok üstüne çıkan bir Galatasaray'ın elinden alınan sükseli bir liderliği kaçırdılar. Ama tren kaçmadı tabii.
Sivasspor iki haftadır ligin aksiyon yükünü de çekiyor. Geçen hafta Bursaspor karşısında 2-0'dan gelip 3-2 kazanmışlardı; Ankaragücü'ne karşı ise tersine döndü hikâye: Muhammet Ali ve Mehmet Yıldız'ın golleriyle 26'da 2-0'ı buldu Sivasspor. Bundan sonra hep kendi kontratakları, hem Ankaragücü'nün baskısı derken çok pozisyonlu, gerilimli bir çarpışma sahnelendi. Ankaragücü Kirita'yla devre başında farkı bire indirdikten sonra galibiyeti kaçıracak kadar pozisyon üretti. Sivas açısından trajik beraberlik golü 81'de Jaba'dan...
BEŞİKTAŞ - GENÇLERBİRLİĞİ
Bu iki beraberlikten faydalanan da Beşiktaş. Gençlerbirliği'ni İnönü'de yine bir 1-0'la geçerken, alışmadığımız kadar çok pozisyona girdiler. Karşılığında verdiler de.
Porto maçına iyimser bakanları haklı çıkaracak bir üretkenlik ve galibiyet sadece haftayı mı kurtarıyor, yoksa Beşiktaş'ın yükselişinin ilk adımları mı, bunu ileride göreceğiz. Ama Delgado ve Burak Beşiktaş'ı biraz yumuşatmış diyebiliriz rahatlıkla. Bol pozisyonun katalizörleri onlardı sanki. Delgado yumuşak bilekleriyle sürekli forveti besledi, Nobre'yle Burak bozuk para gibi harcadı. Gerçi Nobre'nin topukla attığı gol kendi türünün iyileri arasında gösterilmeli, havadaki topu topukla üst filelere takmak herkesin harcı değil. Burak'ın yegâne marifeti ise bol pozisyona girmek, ama kaçırdıklarını şanssızlıkla anlatamayız. Hele boş kaleye atamadığı, akıl almaz bir zamanlama hatası, hatta bilgisizliği! Boş kaleye yuvarlaması gereken top, vurmak için uzattığı ayağının arkasından geçti.
Yukarı çıkacak mı, çıkmayacak mı, bir öyle, bir böyle yapan Trabzonspor bu hafta da Kasımpaşa deplasmanında golsüz beraberlikle yetindi. Artık en azından şunu söyleyebiliriz: Trabzonspor sözcüleri kazanılan her maçtan sonra camianın büyüklüğünü hatırlatarak gözlerinin şampiyonlukta olduğunu belirtiyorlar. Fakat iki galibiyeti de üst üste getiremiyorlar, minimal bir sıkıntı peydâ olduğunda –tatsız bir deplasman diyelim-, aşamıyorlar. İşte Gökdeniz'in "skortif" katkı yapamadığı bir maç, 0-0'a kitlenip kalıyor.
Teknik direktörsüz Kasımpaşa, aslında Olimpiyat'ta kolay gol yemeyen bir takım; Galatasaray'la Beşiktaş'ı da hayli zorladılar, ama büyüklerden ilk puanı almak Trabzonspor maçına nasip oldu. Ziya Doğan ise hâlâ takımını ofansif, daha ofansif ve ilerleyen dakikalarda çok daha ofansif risklerle (Ceyhun'un yerine Ömer Rıza, Serkan'ın yerine Çağdaş gibi...) oynattığını iddia ediyor. Bir yerden sonra forvetin sıkışıp kalacak kadar kalabalıklaşması gibi dertlerden bahsediyor. Ama bu olağanüstü hücumcu anlayış Trabzonspor'a sekiz maçta on gol getirdi hepsi hepsi.
Haftaya –yine aradan sonra- Beşiktaş derbisini oynayacaklar. İç sahada, dört puanlık farkı bire indirme fırsatı ve bir önemli maçı kazanarak rüşt ispat etme imkânı.
MANİSA - FENERBAHÇE
Deplasmanda kazanamayan Fenerbahçe dördüncü denemeyi Manisa'da yaptı, erken golle öne geçtiği halde yine kazanamadı.
Manisaspor kendi sahasında yenilmeyen bir takım gerçi ama, ikinci hafta yendikleri Ankaraspor'dan sonra galibiyet de alamıyorlar: Üst üste Galatasaray, Trabzonspor ve Fenerbahçe'yle berabere kaldılar. Dolayısıyla burada Fenerbahçe'yi yine vahim bir netice almakla suçlamak çok yerinde değil. Ama mesele, biraz Trabzonspor gibi, yukarıya doğru hamle etmek için kâğıt üstünde zor görünen bir maçı biraz sıkıp almayı başarmak. Bunu yapamıyor Fenerbahçe.
Kezman meselesi de devam ediyor diğer taraftan. Yalnız mı bırakılıyor, yoksa yalnız mı kalıyor? Ya da takım mı on kişi oynamayı tercih ediyor, Kezman mı takımını on kişi oynatıyor? Bu tartışma uzayadursun, Manisa'da üçüncü unsur, hakem Kezman'ı oyundan atarak kendince bir yorum getirdi hadiseye. Onun çıkışından sonra da Fenerbahçe'de bir şey değişmedi, eksiklik falan göze çarpmadı. Nitekim deplasmanda eksik olduğu halde maçın 6 dakika uzamasına (4 buçuk dakika kadar uzamış oldu) sevinen ve gol arayan taraf Fenerbahçe'ydi
Bir başka unvan maçı da Konya'da oynandı: Ligde galibiyeti olmayan Konyaspor deplasmanda puanı olmayan Belediyespor'u ağırladı. Bedbaht gidişatını durduran evsahibi Konyaspor oldu.
Belediyespor kendi vasatını yine iyi kötü ortaya koydu. Yenik durumdan, 54'te üstünlüğe bile ulaştı. Ama hemen üç dakika sonra Washington ikinci golünü atarak yeniden dengeyi sağladı. Belediyespor'un deplasman acısı, hep son dakikalara denk gelen bir golle depreşir, bu kez de, üçe bir yakaladıkları bir kontratakta yanlış pas tercihi, bir de yere düşerek top kaybetme talihsizliği üst üste binince 87'de Murat Hacıoğlu ofsayt kokan bir pozisyonda ağları gördü. Konyaspor'un beraberlik golünde Washington'un fazla yukarı kalkan ayağı, son goldeki ofsayt bayrağını hakemin reddetmesi ve Sertan'ın çok ucuz görünen iki sarı kartla atılması Belediyespor'u oldukça sinirlendirmiş. Haklılar veya değiller, bilemem. Ama hepsinden çok, bunca tepkinin oluştuğu bir maçın altından bir çeşit Mutlu Çelik gibi Çetin Sarıgül isminin çıkması düşündürüyor...
Kupayla birlikte üç galibiyeti üst üste denk getiren Gaziantepspor için Rizespor maçı güzel bir eşik atlama fırsatıydı; tabii ki kazanamadılar. Bu özlenen istikrarı gösteren bir takım çıksa, zaten şu üçbüyükler hegemonyası bunca rahat götüremeyecek işi.
Rize'de zemin, gün geçtikçe daha da acayipleşiyor: turunculu, kahverengili, yeşilli garip bir bulamaç üstünde, futbolcular mümkün olduğunca topu yere değdirmeden oynamaya çalıştılar. Yine de zeminin yarattığı imkânsızlık Mesut Bakkal'ın "golü atanın kazanacağı maç" ifadesine haklılık vermiyor. Golü Rize attı ama Gaziantepspor beraberliği buldu. Rize kazanmak için bir daha atmayı başardı. Ve yine Mesut Bakkal'ın "kötü, bize yakışmayan goller yedik, zeminin de azizliği var" sözleri de bana çok anlamlı gelmedi: Rizespor iki golü de, bir kere kötü değil, haftanın en güzel golleri olmaya aday; ikincisinde bir kaleci hatası söz konusu ama son derece kaliteli bir aşırtma vuruş, öncesindeki âkil pasla birleşiyor. İlki ise hayli uzun mesafeden tam uzak köşeye gittiği için kalecinin uzanamayacağı nefis bir kafa golü. Zeminle ne alâkaksı var şimdi bunun!
BURSASPOR - OFTAŞ
Bursaspor bu hafta da Oftaş'la kendi sahasında 1-1 berabere kaldı. Bursaspor adına başarısız bir netice, iç sahada yoklar: Dört maçta bir yenilgi, üç 1-1! Gerçi Fenerbahçe ve Trabzsonspor’a karşı alınan beraberlikler ve Galatasaray karşısındaki şanssız 1-0’lık yenilgi çok kötü bir bilanço değil. Ama Bursaspor da kendi sahasında beraberliğe sevinecek bir takım değil. Artık Bursaspor'un Oftaş'ı yenerek taraftarını memnun etmesi gerkiyordu. Bülent Korkmaz maç öncesi taraftarı alarma geçirerek bu maça verdiği önemi belli de etti hafta içinde. Bu hamlesinden sonuç da aldı, taraftar üstüne düşeni fazlasıyla yaptı, maç sonunda konuşan Oftaşlı gençler ve teknik direktör taraftardan etkilendiklerini ifade ettiler, ama Korkmaz kendi üstüne düşeni yapamadı yine. Dolayısıyla bir kez daha hakem peşine düştü, tehditkâr üslûbuyla Süperlig'in eğitim yeri olmadığını bildirdi ve yine "dikkat edecekler, yoksa..." deyip kaldı. Sonrasını henüz bildirmedi, ama o "yoksa" hep orada.
Puan kaybını açıklamak zor diğer taraftan; ama Süperlig'de ilk maçına çıkan genç hakemin payı oldukça az. Direklerin topu içeri kabul etmemesi belki... Ya da Sinan Kaloğlu'ndan pas almanın olanaksızlığı olabilir. Osman Özdemir dahi, kırmızı kart görüp on kişi kaldıktan sonra, tam da 84'te öne geçmelerine rağmen, "şanslı bir beraberlik" aldıklarını ifade ediyorsa, sorunun golü yapmakta olduğu anlaşılıyor. Burada da, bazı talihsizlikler kadar yanlış tercihlerin rolü olduğu kesin. Bülent Hoca'nın biraz bunlara eğilmesi lazım sanki.
Ankaraspor sekizinci haftanın sonunda ligde galibiyetsiz kalan tek takım. Bu hafta da, ileride muhakkak çok değer kazanacak bir Denizlispor çekişmesi için avantaj sağlayamadılar. Golsüz biten maçın sonuda nihayet bir galibiyetin yekûnu olan üç puanı bir araya getirdikleriyle kaldılar. Buna memnun olmak mümkün değil tabii.
Çünkü Ankaraspor sezon başından beri galiba en iyi futbolunu oynadı. Denizlispor'u ciddi bir biçimde durdurdular, çok da pozisyon buldular. Necati gibi bir oyuncunun bu kritik maçta skora etki etmesi beklenirdi herhalde. Şanssızdı. Aykut Hoca maç sonundaki demecinde "takımda disiplini sağlayamadığımı hissedersem giderim, şimdilik böyle bir şey hissetmedim" diyor, doğru bir yaklaşım. Sekiz haftanın bilançosu kötü de olsa, takımın kalitesiyle orantılı bir yükseliş var sanki. Ama vakit daralıyor: Galatasaray deplasmanı var sırada.
İki haftadır deplasman galibiyeti izleyemiyoruz ligde. Bu hafta altı beraberliğe, üç iç saha galibiyeti eşlik etti: Yani herkesin puan kaybettiği haftayı Beşiktaş, Rizespor ve Konyaspor oldukça kârlı geçirdi diyebiliriz.