Yakın gelecekten Bayern Münih'i hatırlarım, 3 sezon Bundesliga'da şampiyon olup Şampiyonlar Ligi kupasını kazanmışlardı; Galatasaray'ın UEFA kupasını kazandığı dönem var, onların da ligde 4 sezon üst üste bileği bükülmemişti; Portekiz'den Porto, şu meşhur Jose Mourinholu dönem; bir de Barcelona iki sezon önce duble yapmıştı, Ronaldinho efsanesi... Sonrası, Fenerbahçe üzerinden yürüyen "güzel ve çirkin" tartışmalarına da yön verebilecek düzeyde. Adeta, "Neden takım ligde başarılı olamıyor?" sorusuna yanıt niteliğinde.
Avrupa Kupaları'nın havası tabii daha farklı. Sadece bizim açımızdan değil, Avrupa'nın önemli ülkelerinin, 'değerli' takımları içinde durum böyle. Hani şimdilerde sıkça tartışılıyor ya, "neden Fenerbahçe ligde farklı, Şampiyonlar Ligi'nde farklı oynuyor" diye... Biraz da Avrupa'da başarıyı yakalamanın 'raconu' böyle galiba, hem Avrupa'nın en büyüğü olacaksın, hem de ligde şampiyonluğa uzanacaksın devri kapandı gibi.
Geçtiğimiz yıldan başlayalım... Milan 'Devler Ligi'nde kupaya uzanırken Serie A'da kaçıncı sıradaydı, hatırlayan var mı? Şampiyon İnter'in tam 36 puan gerisinde dördüncüydü. Hadi Inter müthiş bir sezon geçirdi, Milan 8 puan geriden başladı, diyelim... Buna rağmen ikinci sırada yer alan Roma'nın Milan'dan 16 puan fazla toplamış olmasına ne demeli?
2004-2005 sezonunda kupaya uzanan Liverpool'un, o sezon Premier Lig'i Manchester United'ın tam 21 puan gerisinde 3. sırada bitirmiş olması sizce de ilginç değil mi?
Zidane'ın tarihinde kaldırmadığı kupanın kalmadığı 2001-2002 sezonu Real Madrid Şampiyonlar Ligi şampiyonu olurken La Liga'da şampiyonluğa Valencia'nın ulaşması da, (rövanşı diyelim) Valencia'nın 2003-2004 sezonunda UEFA Kupası'nı alırken bu kez Real Madrid'in La Liga şampiyon olması da aynı derecede ilginç örnekler. La Liga'da 60 küsur yıldır şampiyonluk yüzü görmeyen Sevilla'nın UEFA başarıları ise roman olur, sonunda UEFA'ya katılan tüm takımların taraftarlarının ağladığı...
İtalya, İspanya, İngiltere gibi futbolun el üstünde tutulduğu ülkelerde son dönemde yaşanan "seç bakalım" karabasanıyla "nihayet" bu sezon biz de karşılaştık. Ve sanıyorum en ilginç yorumlar da bizden geldi, "konsantrasyon eksikliği..."
Oysa prestijli takımlar nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini çok önceden kararlaştırır. Benitez'in Liverpool, Fatih Terim'in Milan, Mourinho'nun Chelsea, efendim Capello'nun Real Madrid maceralarının başlamasına neden olan şey bu isimlerin Avrupa Kupalarında elde ettikleri başarılardır. Gittikleri takımlar da Avrupa arenasının en prestijli takımlarıdır. Ve hedefleri en büyük kupadır.
Bu tip takımlarda 'başarı' kavramı farklı bir hedef için kullanılır. Neticede, Capello takımı şampiyon yapmasına rağmen Real Madrid'den kovuluyor, Mourinho ligdeki başarısını Avrupa Kupaları'na taşıyamadığı için Abramovic ile papaz oluyor, yol veriliyor ve sanıyorum bu nedenle Daum 3 sezonda elde ettiği iki şampiyonluğa rağmen (ki 3.'sünün nasıl kaçtığının sanıyorum hatırlatmaya gerek yok) takımın başında kalamıyor.
Son cümle aslında Fenerbahçe'nin de nasıl bir yola girdiğini özetliyor. Sarı-lacivertli takımın yöneticileri de, iki sezondur prestijli tüm takımların yaptığı hamleleri yapmaya başladı, seçimini yaptı. Hedef Avrupa, dolayısıyla sadece lig şampiyonluğu onlar için asla başarı değil. Ligdeki durumda konsantrasyon eksikliğinden değil, sanıyorum biraz fazlalığından kaynaklı. Zico da, oyuncular da sürekli yeni bir şeyler deneyip dev arenada uygulama telaşında. Bu ne kadar böyle devam eder? Sanıyorum artık ligde de, Fenerbahçe ağırlığını hissettirmeye başlar. Çünkü ilk ikiye giremezse gelecek yıl Şampiyonlar Ligi'ne katılamaz!