EURO 2008
FUTBOL
DÜNYA'DAN FUTBOL
BASKETBOL
NBA
VOLEYBOL
FORMULA 1
MOTOR SPORLARI
TENİS
OLİMPİYAT
DİĞER
RÖPORTAJLAR
YAZARLAR
Ercan Taner
Güntekin Onay
Cem Dizdar
Can Belge
Kıvanç Koçak
Cevahir Evren
Nurullah Bakır
Nevzat Aydın
Kaan Tunçbilek
Ömer Gözü
Mert Özlü
Adnan Bostancıoğlu
İlker Acun
Dorukhan Acar
Veysel Balkaya
Mehmet Sevinç
Fırat Bayar
CANLI SONUÇLAR
İSTATİSTİKLER
VİDEO
YAYIN AKIŞI
HAFTANIN YAYINLARI
LİNKLER
Ana sayfam yap
NTVMSNBC
NTV
CNBC-e
NBA TV
e2
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
N. Geographic
İletişim

Kırılganlık

Kendinize ve hedeflerinize güvenmeniz için önce gerçekleri görmeli ve sonra hayallerinizi kurmalısınız. Oysa biz oynadığımız futbolun kısır olduğu gerçeğini hep gözardı ediyoruz.


NTVSPOR
Güncelleme: 19:18 TSİ 26 Şubat 2008 Salı

Terörün amacı uygulandığı toplumun akıl sağlığını kaybetmesini sağlamaktır. Terörün, "aklı alt etmenin en kolay yolu" olduğunu söyler Hitler. Bunu bilmek insanın içini acıtıyor. Çünkü son terör olaylarından sonra, yaşadığımız acıya bir de insanlarımızın sağduyusunu, mantığını kaybettiğini görmek eklendi. Üstelik medyadaki söylemlerden öte, şiddet ve ırkçılık, o masum bayram mesajlarımıza kadar girdi.

 

Ermeni meselesi, her zaman aşırı tepki verdiğimiz konulardan biri. Ne yaparsak yapalım karşımıza bir şekilde çıktığı halde, bunu alt etmeyi öğrenmektense, dünyanın herhangi bir senatosuna geldiği anda karabasanlar yaşıyoruz, tehditler savuruyoruz. Dünyaya bu konuda ne kadar kırılgan olduğumuzu ilan ediveriyoruz hemen. Bizden çıkar elde etmeyi uman herhangi bir yabancı parlamenter, istediğini elde etmek için senatosuna kolayca bir Ermeni tasarısı sunabilecek herhalde artık.

 

Nereye mi gelmek istiyorum? Çünkü her ne kadar kendimize aşırı güvenimiz olduğunu cümle aleme ilan etsek de -biraz da bunun bir sonucu olarak- kırılganlığımız çok fazla. Bunu görmediğimiz veya göstermek istemediğimiz içindir ki, her tehditle karşılaştığımızda panikliyoruz. Sağduyumuzu güçlendirmektense kaybediyor, tepkilerimizin olayları daha çözülmez hale getirmesine izin veriyoruz. 

 

Tabii ki buradan da milli takımımıza geleceğim. Çünkü benzer duyguları her milli maçtan önce ve sonra yaşamak bizleri aşırı yıpratmaya başladı.

 

Kendinize ve hedeflerinize güvenmeniz için önce gerçekleri görmeli ve sonra hayallerinizi kurmalısınız. Oysa biz oynadığımız futbolun kısır olduğu gerçeğini hep gözardı ediyoruz. Rakiplerimizden çok daha üstün olduğumuzu iddia ediyoruz, ama oyunun daha ilk dakikalarından itibaren oyunun ne kadar zor geçeceğini anlıyoruz. Oyunun başlarında sabırsızca gol bulma çabamız, rakibin bizi seyretmekle yetinmeyeceği gerçeğini gördükten sonra telaşa dönüşüyor. Bazen de bunun bir sonucu olarak rakibe ve eleştirilere karşı saldırganlaşıyoruz. Diğer sonucu olarak da oyundan düşebiliyoruz. Kısacası kırılganlığımız ortaya çıkıyor. Ne var ki, direncinizi kaybetmemeniz ve oyunun sonuna kadar motivasyonunuzu bozmamanız günümüzün üst seviye karşılaşmaların ön koşulu haline geldi. Bunu daha geçenlerde Beşiktaş - Porto karşılaşmasında da yaşadık.

 

Gelelim açmazlarımıza. Farkındaysanız kaybettiğimiz maçlardan sonra yazı yazmıyorum. Daha çok kazandığımız karşılaşmalar sonrası şeytanın avukatlığına soyunuyorum. Gruptaki ilk 3 kolay maçı kazanırken oyun sistemimizin birşey vaadetmediğini göremedik. Ancak düzeleceğini umut ettik. Oysa o günlerde, Fatih Terim'in kadro tercihinin gelecek vaadetmediğinden bahsetmiş, biraz daha cesaret istemiştim. Bilançonun yüzakı Yunanistan karşılaşmasında ise, iyi oynamamıza rağmen rakip kalecinin hatalarının bize ne kadar faydasını dokunduğunu görmek istemedik. Sonrası malum. Sonuçta, milli takımımız maalesef Fatih Terim döneminde, Almanya ile oynanan ve alternatif bir kadro ve sistemle çıktığı karşılaşma hariç göz zevkimizi hiç okşayamadı.

 

Karmaşık futbol mu, basit futbol mu?

Teknik direktörler inandıklarından kolay vazgeçmezler. Mesela Fatih Terim, Galatasaray'da ve Milli takımda 90'lı yıllarda kazandığı başarıları dayandırdığı oyun sisteminden kolay kolay taviz vermiyor. Rakibe rakip yarı alanda baskı uygulamakla sonuca gideceğine inanıyor. Buna yenilik olarak bazı varyasyonlar da katıyor kuşkusuz. Oysa günümüz futbolunda bu anlayış, fizik gücü iyi bir rakibin direncini ve konsatrasyonunu arttırmaktan başka bir işe yaramıyor. Üstelik bu baskıyı bütün karşılaşmaya yayamadığınızda, oyundan kısa veya uzun süreli kopuşlar yaşıyor ve rakibin tehlikeler yaratmasına izin verebiliyorsunuz. 

 

Futbol artık daha karmaşık oynanıyor görünse de, aslında daha basit oynanıyor. Daha doğrusu kazanmanın en iyi yolu basit oynamak. Örneğin Macaristan milli maçında Türkiye'nin oynadığı futbolu ve Tucay'ın rakibi geçtikten sonra tekrar geri döndüğü pozisyonları "Futbol basit bir oyundur ancak Türkler bunu karmaşık bir hale getiriyor" şeklinde yorumlayan Alman misafirlerim, karşılaşma sonrası Almanya - Romanya karşılaşmasını izlememiz konusunda ısrar etti. Gerçekten de rakibe baskı uygulamayan ama kaptığı topları rakip yerleşemeden, maksimum 4-5 pasta rakip kale önüne indiren Alman milli takımını izlemek büyük bir keyifti. Romanya gibi kaliteli bir takım bile, benzer bir sistemle ve iyi bir mücadeleyle Almanlara direndiyse de, farklı yenilmekten kurtulamadı.

 

Formda olmak ne demek?

Benim inandığım konulardan biri, özellikle milli takımlarda formda oyunculara yer verilmesi. Ancak bunu attığı gol sayısı, yaptığı asist diye değerlendirmek yanlış. Gerçekten oyun seviyesi ve fizik gücü yukarıda olan oyunculardan bahsediyorum. Bu nedenle de, "milli takım oyuncusu" kavramını bir türlü benimseyemedim. Kendi kulübünde hiçbir varlık gösteremeyen, fizik kondisyonu yeterli olmayan, çeşitli nedenlerle motivasyonu olmadığı için oyuna kendini veremeyen bir oyuncunun, 1-2 günde tüm bunlardan arınıp bambaşka bir insan olmasını, olağanüstü bir performans göstermesini bekleyemezsiniz, ya da ben beklemiyorum. Sadece anlık patlamalar bekleyebilir(im)siniz bu oyunculardan. Oysa Fatih Terim'in tercihleri hep bu yönde oldu bugüne kadar.

 

Örneğin Moldova karşısında Emre, Tuncay, Tümer'in yer aldığı bir orta sahanın iyi bir performans göstermesi şaşırtıcı olurdu. Her üç oyuncu da kendi kulüplerinde düzenli oynamazken, oynadıklarında bir katkıda bulunamazken, oyunun tamamında yaratıcı bir futbol oynamaları, savunma ve hücuma aynı derecede katkı yapmaları nasıl beklenebilirdi ki. Zaten savunma anlayışı zayıf olan, önce gol atmayı amaçlayan bir takımda bu açık daha büyük sorunlar getirdi beraberinde.

 

Oysa daha hafta içerisinde ayın oyuncuları seçiminde Roberto Carlos'tan sonra gelen oyuncunun ismine dikkatinizi çekelim: Serdar Kurtuluş. Beşiktaş defansının en sağlam ve hücuma çıktığında en etkili oyuncusu olan Serdar'ın adı milli takım için anılmazken, daha az güven veren diğer 3 oyuncu kadrodaydı. Bu nedenle de Mehmet Topuz gibi bir başka formda oyuncu hiç alışık olmadığı bir yerde defansın sağında oynadı ve nadir çıkışlarından birinde golümüzün asistini yaptı. Keza çok formda oldukları halde milli takımda yer almayan Serdar Özkan, Nihat Kahveci ve Deniz Barış için de aynı şeyler geçerli.

 

Sonuca gelirsek, milli takımımız kağıt üzerinde favori göründüğü karşılaşmaları aslında yine kağıt üzerinde kaybediyor. Bu nedenle de milli takım oyuncularından ruh(!) ve ekstra kahramanlıklar bekliyor, kaybedince de ruhsuzlukla suçluyoruz onları. Sadece gerçekleri göremediğimiz ve bu nedenle de sağduyumuzu kolay kaybettiğimiz için.

 

Yunanistan ve biz..

Yunanistan karşılaşmasına gelirsek. Biliyorsunuz Yunanistan karşılaşmaları, sadece bizim için değil, rakibimiz için de farklı duyguların ve motivasyonların devreye girdiği karşılaşmalar. Bizim daha sağduyulu oynadığımız nadir rakiplerden biri Yunanistan.

 

Bu karşılaşma için her 2 senaryoya da hazırlıklı olmamız gerekir:

 

Birincisi, bu kez rakibimiz puan avantajına sahip ve tek yapması gereken geride kapanıp, sabırla fırsatları beklemek. Bu durumda, savunmada çok dikkatli olmalı ve her oyuncumuz teknik kapasitesini zorlamalı. Ayrıca, bu şartlar altında duran toplar, özellikle köşe vuruşları bizim en büyük şansımız olacak.

 

İkincisi, ilk karşılaşmayı o kadar kötü kaybeden bir Yunanistan takımının bu kadar sabırlı ve iradeli oynamama ihtimali de az değil. Son maçlarını rahat kazanacağına güvenip bize karşı atak oynama riskine girebilirler. Bu durumda ise, takım savunmasına katkıda bulunacak oyuncularımızın ve hızlı hücumlara yatkın oyuncularımızın sayısı ve dengesi önemli hale gelecek bizim için.

NTV Spor paketine abone olmak için tıklayın
   • En çok puan alan haberler
 Aylin Çalışkan - İstanbul 18 Ekim 2007, Perşembe 13:57  
Kaan Bey, Gündemdekiler, siyaset, felsefe, insan davranışları ve düşünceleri üzerine yazdığınız bu yazı nefis olmuş. Hayata karşı sergilediğimiz duruşu futbol sahalarındaki yansımalarına olan gözlemleriniz üzerine olan cümleleriniz takdire şayan. Sizi kutluyorum, devamını dilerim. Aylin Çalışkan
 E C O - İzmir 17 Ekim 2007, Çarşamba 05:12  
Gercekten guzel bir yazi olmus, Keske Fatih Terim ve Futbolcularimiz da okuyabilse bu yaziyi mactan once.. bakalim torbadan ne cikacak yine..
 bazarov - Bursa 16 Ekim 2007, Salı 20:46  
Gerçekten çok doğru tespitlerin yer aldığı bir yazı olmuş.Tebrikler.Milli takımımızın silkinip kendine gelmesini bekliyoruz çünkü grubumuzdaki hiçbir takım bizden kapasite olarak üstün değil.Bizim sorunumuz sabır ve istikrar.Sadece futbolda değil hayatın her alanında başarılar elde edilen kazanımların üzerine yavaş yavaş konulması ve bunların birikerek ilerlemesi esasına dayalıdır.Milli takımda kulüplerinde formda olan;zihinsel,fiziksel ve teknik olarak hazır oyuncular oynamalı

ARAMA: