Kulüp takımı çalıştırmak ile milli takımın başında olmak arasında önemli farklılıklar var. Milli takım koçları öğrencileriyle daha az vakit geçirirler, daha az maça çıkarlar. Ayrıca kulüp takımı çalıştıran koçlar gibi kadroya göre formasyon belirlemek zorunda değillerdir, onlar formasyonlarına göre kadro seçerler. Bence bu durum milli takım koçlarının yaratıcılıklarını önemli ölçüde köreltir.
Her ne kadar kadrolarında düşündükleri oyuncuları tek tek izleme şansına sahip olsalar da, formda isimleri bir araya getirseler de maç içerisinde gerekli hamleleri yapmak konusunda kulüp takımı koçları kadar deneme yanılma payları yoktur. Tabii çok iyi oynayan bir takımı korumak gibi bir lüksleri de yoktur, çünkü bir sonraki maç aylar sonra da olabilir. Bu yüzden milli takımın başındaki ismi, kulüp takımının başındaki performansı gösterememesi değil, göstermesi farklı kılar.
Tıpkı Otto Rehhagel'de olduğu gibi… Kuşkusuz Alman futbolunun son dönemdeki en önemli isimlerinden birisi O. Werder Bremen'de 14 yıl süren teknik patronluk serüveninin ardından Bayern Munich'in başına geçen, burada UEFA Kupası alma başarısı göstermesine karşın ligde şampiyon olamayarak hayal kırıklığı yaratan (!) ve Franz Beckenbaur tarafından sezon sonu görevden alınan, ardından 4 sezon çalıştığı Kaiserslautern'da bir kez Bundesliga şampiyonluğunu kazanan, bir kez de Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale kalma başarısı gösteren Rehhagel'in son durağı halen başında bulunduğu Yunanistan Milli Takımı olmuştu. Buradaki başarısıyla adeta kariyerini taçlandıran Rehhagel, Euro 2004'de kupayı Atina'ya getirerek komşuyu sevince boğmuştu.
Şimdi o Rehhagel, bugün İstanbul'da Yunanistan'ın başında Euro 2008'e vize almak için Fatih Terim'in teknik patronluğunu üstlendiği Türkiye'nin karşısına çıkacak. İki 'kurt' hoca, 'imparator', 'turnuva bilir', 'kupa kazanır', 'başarıdan başarıya koşar' iki isim, oldukça önemli bir maçta karşı karşıya geliyor.
SÜRPRİZLERLE DOLUYUZ
Belli başlı bir futbol ekolümüzün olmamasının uluslar arası arenada 'sürprizler' yapmak adına önemli bir artı olduğunu düşünüyorum (bkz. Dünya Kupası 3.'lüğü). Ama her maçı sürprize çevirme şansımız olmadığı için de, çoğu zaman beklenmedik maçlarda beklenmedik sonuçlar alıp, 'sürprizlerle' karşılaşıyoruz (bkz. Malta ve Moldova maçları) Sadece milli takımımız için değil, kulüp takımları için de benzer şeyleri söylemek mümkün. Özetle, futbolumuz sürprizlerle dolu.
Son zamanlarda her ne kadar 'sürpriz yapılan' konumuna düşsek de, Rehhagel'in basın toplantısında söylediklerine bakılırsa, en son yaptığımız sürpriz hala sıcaklığını koruyor. Atina'da elde edilen 4-1'lik skora lafı getireceğim. Nikopolidis'in hatalarını bir tarafa bırakalım, o günün ertesinde, "bekle Euro 2008 biz geliyoruz" başlıklarının atıldığını, olabilecek en zor maçın alındığına dair yorumların yapıldığını, artık her şeyin yoluna girdiğinin satır satır yazıldığını görmüştük. Hatta ben de bu satırlarda "Norveç'i yen, adını yazdır" başlığı atma gafletinde bulunmuştum. Nihayetinde sürpriz bir sonuçtu.
Neyse aradan aylar geçti. Bugün rakip yeniden Yunanistan. Ama bu maç maalesef Atina'dakinden çok daha kritik. Çünkü komşu için beraberlik iyi bir skor. Ve ne kötü ki Yunanistan gol yememe moduna girince sanki tüm dünyada gol sıkıntısı baş gösteriyor. Bir gol olsa sanki Fransa'dan Portekiz'e, Çek Cumhuriyeti'nden Macaristan'a herkes sokağa çıkacakmış gibi bir hava oluşuyor. Ama olmayınca da olmuyor, sonunda gülen Rehhagel oluyor.
Eminim hatırlarsanız, Euro 2004 elemelerinde, Yunanistan'ın "1-0 olsun bizim olsun" oyun anlayışını nasıl sahaya yansıtmış; Fransa'yı, Çek Cumhuriyeti'ni, Portekiz'i aynı skorla (1-0) devirerek kupaya uzanmıştı. O dönem çok tartışılan, savunma yaparak kupa kazanma modelinin yaratıcısı Alman teknik adam Otto Rehhagel'in Yunanistan'ına Fatih Terim bir sürpriz daha yapabilir mi sizce?