Yunanistan önündeki kadro seçilirken teknik anlamda nasıl bir çalışma yapılmıştı, anlamak olası değil. Teknik heyet, Romanya ile oynanan hazırlık maçından bu yana, bunun bir imkansızlık olduğunu göre göre Emre’den bir oyuncu kurucu yaratmaya ve tüm yaratıcılık yükünü onun omzuna bindirmeye çalışıyor. Ama olmuyor… Bu arada bir de futbol dışı unsurlar eklenince işin içine, adamın üzerindeki baskı da artıyor ama anlayan kim?
Yunanistan maçı öncesi Moldova maçı faturası üç kişiye çıkartılıyor; Arda, M.Topuz ve Selçuk. Mehmet Topuz en son kaç sezon önce kulübünde sağ bek oynamıştı bir hatırlayan vardır herhalde, ben hatırlamasam da. Moldova maçından hemen önce, Galatasaray’a karşı orta alan forvet arkasında serbest oynuyor, bir gol attırıyor, işini de gayet güzel yapıyor; Moldova maçında mükafat olarak sahada ama sağ bek mevkiinde. Peki neden? Kadrodaki diğer sağ bek Hamit cezalı ve bizim başka alternatifimiz yok. Sonrasında Yunanistan maçında Mehmet Topuz sahada bile değil. Umarım bu yokluk sakatlık münasebetiyle değildir ama sakat değilse yaptığı asistin mükafatıdır kesinlikle. Hele garibim Selçuk’a Moldova’da çıkan 45 dakikalık faturayı anlamak hepten imkansız; sahanın aklı başında top oynayan 2-3 isminden biriyken.(En azından korner bari atabiliyorken)
Gelelim savunmaya… Bu ülkenin en sancılı mevkiinden bahsediyoruz, diğer bir deyişle varsa eğer bir teknik heyet, onların öncelikle çözmesi gereken problemden. Kendisi de bir savunma oyuncusu olan Sn. Terim’in aynı anda Servet ve Gökhanlı bir savunmadan nasıl bir başarı beklediğini kendisinden duymak isterdim. Bu bir çaresizlik itirafı mı olurdu, yoksa bir teknik analiz mi; samimiyetle merak ediyorum. İkisi de uzun boylu, yeterli enternasyonel tecrübeye sahip olamayan, ikisi de dengesiz ve gereksiz hamleli olan iki özü stoper savunmacı ile çizgi savunma yapamazsınız. Söylediğim diğer her şeyi tartışabilirsiniz ama bu bir futbol gerçeğidir, tartışılabilemez. Eldeki kadrodan bir Emre Aşık tercihi olabilirdi belki buranın ilacı, ya da koskoca milli takım teknik heyeti arar, tarar ve bulurdu bu işin ilacını; bilemem. Ama bu kadar net bir sorun dahi çözülememişse ülkemizde, hala Servet, Toraman ve Gökhan Zan üçlüsünün eline bakıyorsak, eyvah ki eyvah…
Peki ne diyor benim aciz aklım tüm bu yazdıklarımdan sonra; özetleyeyim. Emre Aşık bu takımın savunmasında, bugün için bu seviyede tecrübeli başka adam olmadığı için, mutlak surette yer almalıdır. (Alternatifi yaratılıncaya ve formaya alıştırılıncaya dek)
Forvet arkası yaratıcı oyuncu konusunda Yıldıray’dan umudumuz yoksa Mehmet Topuz ismini artık iyice aklımıza yerleştirmeliyiz. Emre Belözoğlu’nu oynasın istiyorsak, bu haliyle verim alabileceğimiz yegane pozisyon sol iç pozisyonudur. Bunu biz, öncelikli işinin görev adamlığı olduğunu da kendisi kabullenmeli. Aurelio’nun sağında orta alanda Hamit’i kullanabilmek için, Galatasaray’ın formda beki Uğur Uçar’ı ya da Serdar Kurtuluş’u kadroya dahil etmeliyiz. Savunma beklerinden hücum desteği alabilmeliyiz, alamıyorsak alabilecek olduklarımızda değiştirmeliyiz.
Takımla konuşurken de futbol konuşmalıyız, rakip konuşmalıyız… “Ders almam-veririm”lerle peynir gemisi yürümüyor. Hem bu yeni bir mevzuu da değil, bıkkınlık geldi hepimize. Mustafa Denizli’nin “İçimizdeki İrlandalılar” edebiyatı ile başlattığı, Şenol Güneş’in “Biz size önümüzde ışık tutun dedik, siz gözümüze tuttunuz” diye sürdürdüğü, Ersun Yanal ve Fatih Terim’in de zirveye çıkardığı, futbol gerçeklerini kenarlara koyup “bakın sizi/beni nasıl eleştiriyorlar, gösterelim onlara kendimizi” gazıyla bir şeyler yapmaya çalışan zihniyet artık sonuç ver-mi-yor! Artık bu takım gazla çalışmıyor.
Sonuç; Milli takımla profesyonel (yani maddi) ilişki içinde olan herkes kendini duygusallıktan arındırmalı, işine gücüne konsantre olmalıdır. Kaybedilecek iki senemiz daha yok, birileri ders verecek diye. Bizim derse değil, sonuca ihtiyacımız var! Ve Allah’ın nasıl bir lütfu ki bu; hala ipler elimizde. Bir kez daha imkan önünüzde, gösterin kendinizi…