Ertuğrul Sağlam bunu daha önce de yapmıştı. Kayserispor ile iki sene önce bu maçın aynısı oynanmıştı ve 4-2 kaybetmişti Trabzonspor. İlk 6 dakikada 2-0 öne geçen takım, maçın geri kalanını durumu idare etmekle geçirmeye kalkınca bağıra bağıra geldi Beşiktaş'ın golleri. Eski Trabzonspor ruhunun hala biryerlerde yaşıyor olduğunu düşünen taraftar, kendi evinde 2-0 öne geçtiği karşılaşmada maçın 4'e 5'e gitmesini bekleyedursun; ZD bu skoru korumaya odaklanıp, ardı ardına yaşanan tehlikeleri süzemeyince Beşiktaş iyi oynamamasına karşın hakettiği bir galibiyet aldı. Oysa ki ZD'ye göre Trabzonspor'un problemi 26 orta yapan Beşiktaş'a 9 orta yapan, 8 kornere 2 korner atabilen, kendi evinde rakibinin %66 ile topla oynamasına müsade eden Trabzonspor'un hücum gücünün fazla olması ve ortasahada Ayman ile Hüseyin'in yalnız kalması idi. Sahada yürüyen, top kaptırmaktan, taç atmaktan ve son derece itici bir şekilde elle kolla herşeye itiraz etmekten başka hiçbir işe yaramayan Ceyhun'u, Kasımpaşa maçındaki hareketini düşünüp oyundan alamayan ZD, çıkacak oyuncu tercihini son maçlarda savunmaya da yardımcı olmak için son derece iyi niyetli bir şekilde çabalayan ve Gökdeniz'e sahada kendisini yalnız hissettirtmeyen gariban Yattara'dan yana kullanarak oyunu ne kadar iyi okuduğunu gösteriyordu aslında.
Bilgisayar oyununda olsa Delgado'nun kafasını bile koparabilecek şekilde ceza sahasında tekme atan Celalettin'e ne diyelim peki. Ya Vestel Manisa maçında kendini yere atıp takımı 10 kişi bırakmasını es geçtiğimiz, dün maçın son dakikasında kalecisiz rakibe şut çekmek yerine saçmasapan bir pozisyonda hakemden penaltı isteyen ve eline çarpmadığını bile bile Rüştü'yü oyundan attırmak için hakeme itiraz eden Umut'a…
3. tekil şahıs ZD'den Özlü Sözler
Bunlar benim ZD ile ilgili yazacağım son sözler. Artık onunla ilgili yazacağım birşey kalmadı. Asıl hatalı olan, bu durumu gören ve birşey yapmayan yönetimdir. Trabzonspor şu anda ligde 7. durumda, bu ne yazık ki ilk devrenin sonuna kadar Trabzonspor'un olabileceği en üst nokta olacak. Umarım yanılıyor olurum.
'Ziya Doğan'ı doğru tanıtmak istemiyorlar. Ziya Doğan ilkeli. Ziya Doğan adam gibi iş yapıyor. Bu bazı çevreleri rahatsız ediyor!'
İnsanın kendisinden 3. tekil şahıs olarak bahsetmesi genelde 'ego' yüksekliği anlamına gelir. Mesela Fatih Terim bu tip bir demeçte bulunsa çok anlaşılabilir bir durum olur. Ziya Doğan'ın – ZD – kendinden böyle bahsetmesine bir anlam veremedim. Hoca ilke ile adam gibi iş yapmakla – o da ne demekse – uğraşacağına takımı başarılı yapsın. Onu ilkeli diye mi takımın başına getirdiler yoksa Trabzonspor'u şampiyon yapsın diye mi? Çok ilkeli, çok doğrudüzgün bir kişiyse o zaman gitsin bir STK'nın – sivil toplum kuruluşu – başına geçsin, biz de alkışlayalım.
'Verilmeyen goller, attığınız golün başka takımlara gitmesi.. Bunlar olmasa lig ikincisiydik. Üstelik de bu en çok eleştirilerin olduğu dönemde.Takımımı başarılı buluyorum. Sivasspor ve Vestel Manisaspor maçlarını eklediğiniz zaman Trabzonspor, şu anda lig ikincisi. Bunları hep hatırlatacağım.
Bahane bulmak kadar kolay birşey yoktur. ZD hem bu konuda çok başarılı hem de onun için röportajlarda söyleyebileceği istatistiki verileri bulan bir yardımcısı olduğunu düşünüyorum.
"Üç büyük kulüplerinin transfer bütçelerinin 5'te biri bende olsa Türkiye'de ve Avrupa'da futbol nasıl oynanır, onu gösterebilsem."
Bu kadar mı rakam garabeti olur. Trabzonspor'un transfer bütçesi herhalde Galatasarayın beşte biri değildir. Yapma hoca, ayıp oluyor. 3-5 rakamı toplayıp çarpmasını bilen herkes söylediğine gülüyor. Ayrıca bu demecini Galati Times'da okuyan Galati teknik direktörü Grigoras demez mi 'Madem öyle Trabzonspor'un transfer bütçesinin beşte biri – gerçekten beşte biri – bende olsa ben bu takımı UEFA şampiyonu yaparım!' diye.
'Türkiye'de ve Dünya'nın her yerinde takım oyununu oluşturmak için zaman gerekir. Bize o zaman verilmedi.'
Daha ne kadar zaman verilecekti hocam. Bu takım bir senedir senin maharetli ellerine teslim. Geçen sezon devre arası istediğin oyuncular alındı, bu sene sezon öncesi 46 kişilik amerikan futbol takımı kadrosu kurdun. Bu demeç AKP'nin kurulduktan 2 yıl sonra kendisine karşı tek başına iktidar olduğunu unutup, CHP'yi daha yeni kurulmuş parti sayan Deniz Baykal ile ne kadar paralelllik göstermektedir, okuyanların takdirine bırakıyorum.
'Şeytan kulağına kurşun, mağlup olduğumuz maçtan sonra bile neşeli ve ciddi idman yapıyoruz.'
Umarım Beşiktaş maçından sonra yine neşe içerisinde idman yapıyor olursunuz. Maç bittikten sonra masada maçı beraber seyrettiğimiz birtakım arkadaşlar ZD'nin kesin istifa edeceğini söylüyorlardı. Ben de böyle bir durumun sözkonusu bile olmadığını bunun ZD'nin gündeminde bile olmadığını söyledim. Nitekim ZD, 2-0 önde başlanan maçı hakemin rakibi haksız yere 10 kişi bırakmış olmasına rağmen – ki asbaşkan Haşim Sayitoğlu maç sonrasında inanılmaz bir demeçle hakemlerden canlarının yandığını söyledi - 3-2 kaybeden bir takımın teknik direktörü değil de sanki ligin orta sıralarındaki bir takımı 2-0 yenmiş ama futboldan memnun olmamış bir takımın teknik direktörüydü. İnsanda hiç mi hayalkırıklığı olmaz, hiç mi omuzlarınız düşmez, üzüntüden konuşamaz hale gelmezsiniz. Hayal kırıklığı yaşamayan birinin istifa etmesi de sözkonusu değil zaten.
Ersen Martin rezaleti ve Trabzonsporun Marka Değeri
Ersen Martin rezaleti geçtiğimiz günlerde sonlandı ve FIFA EM'in Huelva'nın oyuncusu olduğuna karar verdi. Böyle bir karar karşısında bu zamana kadar bu transferin gerçekleşmemesinin Huelva'nın parayı zamanında yatırmamış olmasına bağlayan Trabzonspor yönetiminin demeçlerinin ne olmasını beklerdiniz? Bir üst mahkemeye gidileceğini, bu kararın kabul edilemez olduğunu, FIFA'nın büyük bir hata yaptığını ve Ersen Martin'in Trabzonspor'un oyuncusu olduğunu vs.. değil mi? Halbuki ne dendi: 'Ersen Martin'e yeni klubünde başarılar dileriz.' Madem başarı dileyecektiniz neden Trabzonspor'un adını, marka değerini – size rağmen hala var – aylardır ayaklar altına serdiniz? Huelva başkanı 'EM bizim oyuncumuz.' diye bas bas bağırırken zaten olayın neticesi belliydi. Ben bütün bu süreci izleyen ve İspanyol basınını da takip etmiş biri olarak gelişen olay dizisini şöyle yorumluyorum. Yok eğer böyle değilse o zaman da Trabzonspor'un hakkını savunamayan bir yönetim var karşımızda.
Trabzonspor EM'yi Huelva'ya vermeyi kabul etmişti çünkü transferin son günlerinde Fatih Tekke, Prica veya Necati Ateş'ten birini takıma katmaya garanti gözüyle bakıyordu. Son dakikada bu transferlerin hiçbirini gerçekleştirmeyen yöneticiler daha EM'yi göndermemenin ve önceden el sıkıştığı ve sözleşme imzaladığı Huelva ile anlaşmayı bozmanın yollarını aramaya başladı. Bir aklıevvel de 'Buldum. Bu transferin olması için paranın bugün – veya yarın - bankaya yatması lazım değil mi? Huelva'ya banka hesap numarasını yanlış bildirelim, olur biter.' dedi. Bu inanılması güç ve Trabzonspor'un ne adına ne mazisine yakışan dalavere ile olay kapatılmaya çalışıldı ve Huelva'ya yanlış hesap numarası gönderildi. Olan FIFA'nın verdiği karar neticesinde bir aydır boşu boşuna meşgul edilen Trabzonspor camiasına ve FIFA'nın an itibarı ile el koymuş olduğu ve Trabzonspor'un kasasına girmesi gereken 1milyon euroya oldu. Kulübün Avrupa nezdindeki yerlerde süründürdüğünüz reputasyonunu hesaba katmıyorum bile.
Ben bu EM'nin transferinden kulübün kazanması gereken parayı yöneticilerin KENDİ CEPLERİNDEN vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Burası Karadeniz Market değil, bakkal dükkanı idare etmiyorsunuz. Yanlış transfer yapılabilir, yanlış kararlar da alınabilir; hepsini bir ölçüye kadar anlayabilirim. Ancak cin olmadan şeytan çarpmaya kalkıp kulübün bu transfer sonrasında kasasına girmesi gereken paraya el konulması tamamen sizin suçunuz ve bu takım ve taraftar bunu ödememelidir.
Bir Kasımpaşa Macerası
Çok mail geliyor 'Neden her hafta yazmıyorsun?' diye. Sürekli negatif şeyler konuşan, insanların içine umutsuzluk veren yazar olmak istemiyorum da ondan. Maça hiç değinmeyeceğim; zaten 40. dakikada girebildim
Bir Ramazan cuması Kasımpaşa maçına gittik. Babam da tesadüf İstanbul'da. 'Hadi.' dedim Trabzon Lisesi mezunu olan babama. 'Baba-oğul keyifli bir maç seyredelim, hem de Olimpiyat Stadı'nı görmüş olursun.' Saat 20:00'deki maç için 17:30'da yola döküldük, stadı gördüğümüzde saat 20:00 idi. Bütün yol Trabzonspor formalı, atkılı taraftarlarla doluydu. Stadın kapısında arkadaşlarla buluşup maça girecektik. Bütün biletler de bendeydi. Tabii maça 20:40 gibi girince, bekleyen arkadaşlarım tekrar bilet aldılar, bendeki biletler de çöpe gitmiş oldu.
Biletin üzerinde hangi tribün olduğuna bakıp ona en yakın otoparka arabayı parkettik ki hemen girebilelim. Nerdeeee? 80.000 kişilik stadın sadece 2 kapısı açıktı. 100 metre ötedeki yerimize gidebilmek için 1km yol yürümemiz gerekti. 2 metre enindeki yegane kapıdan içeri girerken bizimle beraber içeri girmeye çalışan tahminen 5.000 taraftar stattan gelen uğultuları duyup, heyecanlanınca polis önüne gelene biber gazı sıktı. Babam da nasibini aldı. Hayatında ilk defa biber gazının ne olduğunu Kasımpaşa-Trabzonspor maçında öğrettiler ona. Utandım, bu ülkede tüm iyi niyetiyle maça gitmeye çalışan bir futbolsever olduğumdan, 65 yaşındaki babamı bu rezaletin bir parçası yaptığımdan, 25.000 kişiye iki tane kapı açan – aynı rezalet çıkışta da yaşandı, en azından çıkışta kapıları açabilme minimal zekasından bile uzaktı yetkililer - Olimpiyat Stadı yetkililerinden ve genç, yaşlı, çoluk-çocuk demeden kime geldiğine bakmadan biber gazı sıkan, asli görevi beni korumak olan emniyet yetkililerinden utandım. Eve döndüğümüzde saat gece 12:00 idi.
Tek güzel şey kaldı aklımda. Bir ramazan gecesinin iftar saatinde, hem de iş gününde ve şehirden 30 km uzaktaki deplasman maçına eşiyle çocuğuyla akın eden 20 senedir şampiyonluk yaşamamış bir taraftar kitlesi. İşte bu yüzden bu takım Eskişehir, Sakarya veya Kocaeli hiçbir zaman olamaz sayın Nuri Albayrak!
Imparatortante!
Yunanistan maçına ayaklarımı sürüye sürüye gittim. Azçok oyunun nasıl geçeceğini tahmin ediyordum. Hoş, çok gitmiştim kaybedeceğimizi düşündüğüm maçlara. İrlanda, İngiltere, Sovyetler Birliği ve daha niceleri. Ama başka birşeyler vardı artık farklı olan. Bu takımın benim takımım olduğunu hissetmiyordum artık. Bir burukluk, ters giden birşeyler vardı.
Fatih Terim birgün önce 'Kanatlarımı gerersem içine giremezsiniz.Beni bazılarınız iyi bilir.' demişti. Tıpkı maç sonrası 'İstifa seslerini ilk defa duydum. Bazıları hep duyuyor.' dediği gibi. Neden Ali Sami Yen'deydi maç? 2 sene önce yıkılması sözkonusu olan, yıllardır 'Nasıl olsa yeni stat yapılıyor.' diye yatırım yapılmadığı için acınacak durumda olan Ali Sami Yen'de. Çünkü 'Fatih Terim istifa!' diye bağıranları döverek susturabilecek olan bir kısım Galatasaray taraftarının eviydi orası. Aynı skor Fenerbahçe veya Beşiktaş stadında olsaydı 'İstifa' sesleri ayyuka çıkmaz mıydı siz düşünün artık. Bu arada sakın yanlış anlamayın bu futbol ile bu maç değil İnönü'de Maracana'da oynansa bundan daha iyi skor alamazdık.
Bu grup olabilecek en zayıf grup ve bu kadar puan kaybından sonra şansımızın hala devam ediyor olması bile mucize. Önümüzde Norveç maçı var. Türk Milli Takımı Norveç'i Norveç'te rahatlıkla yenecek güçte ama yenebileceğimizi zannetmiyorum. Fatih Terim hocamız da sakın istifa etmesin, gidemezsek bu sorumluluğun başkasının değil onun üzerine kalması lazım. Tıpkı Şenol Güneş'in Türkiye'yi dünya Kupası'nda 3. yapan diye değil de Letonya'ya elenen hoca olarak kaldığı gibi.
Mourinho Mektubu
Mourinho'ya yazdığım mektup, yorum bırakanların kıvrak zekasını ayırt etme anlamında turnusol kağıdına benzedi. Yazan herkese – ne yazmışsa yazsın – teşekkürler. Duyduğuma göre Mourinho mektubumu okuyunca çok duygulanmış, Trabzonspor'a cevap vermek için Aralık'taki kongrenin sonucunu bekliyormuş!