Futbol yazısı yazmanın, hatta futbol maçı yapmanın dahi anlamını yitirdiği; o acı günlerden maalesef birini daha yaşıyoruz. Kalleşçe saldırılarda yaşamını yitiren şehit kardeşlerimize Allah’tan rahmet, milletimize ve şehitlerimizin ailelerine başsağlığı diliyorum.
Terörün olmaz olası gölgesinde kalan maçın en anlamlı görüntüsü, hakemler ve her iki takımın oyuncularının yan yana durdukları saygı duruşunda, Tita ve Lincoln’un de içinde bulunduğu oyuncuların kendi dillerinde ve kendi dinlerinde şehitlerimiz için dua ettikleri sahneydi. Terör illetinin dünyadan silineceği günleri bizler olmasa bile evlatlarımızın bari görebilmesi umuduyla geçelim maça ilişkin görüşlerimize.
Galatasaray, seyircisiz maçlarının sonuncusunda, Ankaraspor karşısında ilk iç saha puan kaybını da yaşamış oldu. Son seyircisiz maç, özellikle son dakikalarda takımın da seyirciye en fazla ihtiyaç duyduğu maç oldu. Son yarım saatte baskısını artırmasını beklediğimiz Galatasaray takımı aksine git gide maça olan konsantrasyonunu yitirerek bitirdi doksan dakikayı; iki puan kaybı ile birlikte.
Maçın favorisi Galatasaray’ın 3 puana ulaşamamasının sebebi, bu maç özelinde gol bölgesindeki beceriksizliği idi. Orta alan, 30 ile 60. dakikalar arasında daha yoğun olmak üzere maç süresince Lincoln, Arda ve Barış’ın gayretleri, Uğur’un da savunmadan katkıları ile vazifesini yaptı ve topu tehlike bölgesine servis etti. Ancak gününde olmayan Hakan-Ümit ikilisi ile oyuna girdikten sonra hiçbir varlık gösteremeyen Nonda’nın etkisizlikleri, orta alan golcülerinin başarısızlığı ile birleşince, golsüzlük olarak sonuçlandı.
Nonda’nın bu denli etkisiz kalması manidar. Oyun içinde TV’ye yansıyan görüntüleri ve sahadaki duruşu ile moralsiz bir oyuncu izlenimi doğurdu bende. Açıkçası teknik adam olarak birbirine denk olarak nitelendirilebilecek üç forvetten hangisini yanınıza oturtsanız aynı oranda sorun çıkarma potansiyeli var. Belki de bu riskin minimum olduğu kişi olan Nonda’nın ilk günlerindeki arzunun uzağında oluşu Galatasaray için tehlikedir, belirtmeden geçmeyelim.
Feldkamp’ın katkı beklerken hayal kırıklığı yaşadığı ikinci isim de Arda yerine oyuna giren Hasan Şaş’tı. İyi niyetli bir çaba içindeydi ancak oyuna hiçbir katkı sağlamadı desek, abartmış olmayız. Ve bu her iki değişikliğin de sonuç vermemesi, sahada nispeten iyi giden işleri de bozarak Galatasaray’ı olası bir galibiyetten etmiş oldu.
Hikmet Karaman idaresindeki Ankaraspor ise dirençli bir takım görüntüsü verdi. Karaman’ın son zamanlarda Kayserispor ile bir ve Ankaragücü ile iki kez başardığı dipten alıp yukarı çıkarma operasyonu, Ankaraspor’un bu kadrosu ile gayet mümkün. Tek itirazım, maça sol dışta Bilal ya da Ferdi ile, hücum bölgesinde ise Necati ve Tita gibi iki hareketli hücumcu ile başlama şansı varken Ali Sami Yen deplasmanına Mehmet Yılmaz ile başlama görüşünedir. Galatasaray savunmasının Servet’li tarafı, cepheden hareketli gelen hücumculara karşı (Necati’ye karşı da iki kez tekrarlanıldığı üzere) gayet davetkar bir görüntü arz ediyor. Bu avantajdan daha fazla faydalanabilirdi, denemedi Hikmet Karaman.
Başarı için bu maçtaki mücadele güçlerinde istikrarı sağlamaları, hücumda ise ellerindeki potansiyeli daha doğru kullanmaları yeterli olacaktır. Birazcık şans takviyesi ile birlikte.
Şimdi Galatasaray sezonun yine en önemli maçlarından biri olan Bordeaux deplasmanına gidecek. UEFA grubuna iyi (mesela grubun birinci torba takımına karşı deplasmanda alınacak bir galibiyetle) başlangıç yapmak sonraki maçlar için Galatasaray’ın elini güçlendirecektir elbette. Burada sıkıntı yaşanabilecek olan kısım, oyunun savunma tarafı. Arda’nın Barış ve Linderoth’u desteklemesi, sahadaki tüm diğer oyuncuların da savunmaya katkı sağlaması farz. Kalıyor geriye her maç merak ve korku karşımı bir his ile takip edilen Servet ve Orkun’un kişisel performansları. Sion deplasmanında sıkıntı yaşayan (Burada temel sorun Carrusca’nın yetersizlikleri idi, hatırlatalım.) Volkan Yaman’ın sakatlığı ne aşamada bilmiyorum ancak bildiğim bir şey var; o da bu kadroda başka sol bek yok; Volkan mutlak sahada olmalı. (Hatırlatma; Hakan Balta UEFA listesinde değil. Böyle olduğu biline biline solbekler Ferhat bonservisi ile birlikte, Anıl ise kiralık olarak Manisa yolcusu yapıldılar.)
Orkun-Servet ikilisinden kaleci olanı, lig başından bu yana izleyenlerin güvenini kazanma konusunda ciddi mesafe katetti. Böyle devam etmesi Galatasaray için de milli takım için de avantaj. Servet ise her savunma oyuncusunun, hususen süratli olan hücumculara karşı sınırlı sayıda olan müdahale imkanlarını yanlış ve aceleci kullanmaya devam ediyor. Necati’ye karşı iki kere aynı yanlışa düştü, maçın ilk yarısında. Çok temel bir eksiği var, çalım yiyor ve geçiliyor. Bunun sonuçları malum; Gol, penaltı ya da kart. Bir savunma oyuncusu için tehlikelerin tamamı. Servet’in kadroda iyi bir alternatifi olmadığına göre UEFA yolculuğundaki performansını da biraz merak, biraz kuşku ile izlemeye devam edeceğiz.
Son olarak bir de not iletelim. PAF ligi maçında Galatasaray Ankaraspor’u 2-1 mağlup etmiş. Galatasaray’ın golleri Özgürcan’dan, Ankaraspor’un golü ise Tevfik Köse’den gelmiş. Gol atan isimlerin ikisi de genç milli takım oyuncusu. Tevfik Almanya’dan büyük ümitlerle transfer edilmişti, detayları bilemiyorum ancak kendini bizim PAF Ligi’nde bulmuş. Özgürcan ise geçen yıl Turkcell Süper Lig’in iddialı takımı Kayserispor’da direk oynayan bir oyuncu iken şimdi PAF Ligi’nde gollerini sıralıyor. Bir oyuncunun Süper Lig, hatta 1.Lig rekabetinde gelişimi ile PAF Ligi’ndeki gelişimi bir olabilir mi? Kaldı ki PAF takımlarında rüştlerini ıspatlamış Özgürcan Özcan, Mehmet Sedef, Tevfik Köse gibi isimlerin yer alması, o ligi de amacından uzaklaştırır. Bizden söylemesi…