Tam, Howard Webb'in ne kadar iyi bir maç çıkarttığını düşündüğüm bir sırada, neden olduğunu anlayamadığım(?) bir şekilde Deivid'e kırmızı kartını göstermesi uzun süreli bir şaşkınlık yaşamama neden oldu. Ama bu şaşkınlık hakeme duyulan öfkeden değil, akla hayale gelmeyecek bir şansın PSV'nin kapısını çalmasındandı. Sanıyorum maçtan bir hafta önce böyle bir aksilik, -Koeman da dahil olmak üzere- hiçbir PSV taraftarının hayalini süslememiştir: Kezman kafilede olmayacak, Alex maçta sakatlanacak ve Deivid de kırmızı kart görecek!
Maçtan bir hafta önce, Mustafa Denizli'nin "maçları önce zihnimde oynarım" deyişi aklıma geldi. Bilirsiniz insanın aklına düşmeye görsün, karpuz kabuğu meselesi, "şu maçı bir zihnimden oynayayım" dedim. Bildik dizilişlerle sahaya çıkarttım takımları. PSV'nin sahasında baskılı(!) oynayacağını da, Fenerbahçe'nin kontrollü oynayacağını da biliyordum elbette…
Form durumunu, olası sakatlıkları ve HAKEM HATALARINI hiç hesaba katmadan bir dolu şey kurguladım, hatta beynimin frontal lopları arasında pas alış-verişine yetişemediğim anlar da oldu: Oyuncuların bireysel performansları görülmeye değerdi, motivasyon üst düzeydeydi, seyirci baskısı yok denecek kadar azdı, sabır desen taşı çatlatırdı, oyun zekası zaten fışkırıyordu, oyunu geriden okuyabilme bu kadar olurdu, dar alanda kısa paslaşmalar, karamboller, diyagonal paslar, hızlı hücumlar her şey iyi, hoş, güzeldi… Tabii bütün bunlar Kezman (iyi) ile, Alex (hoş) ile, Deivid (güzel) ile olacak işlerdi! Onlar olmayınca goller de olmadı…
Peki neler oldu? Maça her ne kadar ağırlık koymak istese de PSV bunu bir türlü başaramadı. Karşısında çetin bir rakip buldu ve dengesiz saldırması durumunda cezanın hemen kesileceğinin farkına vardı. Tedirgin olmaya başladılar. Bu tedirginliğin de katkısıyla üst üste pozisyonlar bulan temsilcimiz, oyunun kontrolünü tamamen ele geçirdi. Hızını kendice ayarlıyordu, adeta sahasında oynarmışçasına, rahat paslaşıyordu.
Sağda Gökhan, solda Roberto Carlos savunmada ve ileri çıkışlarında takıma canlılık getiriyordu. Aurelio ve Deniz'in savaşçı ruhu, Edu ve Lugano'nun disiplinli oyunu, Volkan'ın soğukkanlılığı alkışı hak ediyordu. Eksiklik gol atacak isimlerin pek günlerinde olmayışıydı. Kezman zaten yoktu, sonra Alex sakatlandı, Semih çabaladı ama yeterli olamadı, geriye bir tek Deivid kalıyordu. O da kırmızı kartla oyun dışında kaldı. Colin Kazım ise bir iki pozisyon zorladı ama 10 kişi kalan takımın ileri hattında çok yalnız kaldı.
Elde edilen sonuç için, futbolun adalet kantarı olsaydı ve oraya koyulsaydı, belki içimizi burkardı, ama gruptan çıkma hesabı düşünüldüğünde son derece önemliydi. Fenerbahçe karşılaştığı tüm rakiplerine puan kaybettirerek onların kendi aralarında yapacakları maçları da farklı bir havaya sokmayı başardı. Şu tabloda bundan sonrasının, öncesinden daha kolay olduğunu söylemek mümkün…