Bordeaux deplasmanında alınan sinir bozucu mağlubiyet sonrası, başta o maçta verilen kaygısız görüntü olmak üzere, her şeyi tartışılmaya başlanmıştı Galatasaray’ın. Maddeleyecek olursak manzara şu idi Denizlispor maçı öncesi;
- Sezonun dönüm maçlarından birine çıkıyorsunuz,
- En ciddi rakibiniz Avrupa’daki istikrarlı görüntüsü yanı sıra, ligde de 3’er puan toplamaya başlamış,
- Lincoln, Linderoth, Sabri, Hakan Şükür, Ayhan; 2’si hayati önem taşıyan 5 tane direk oyuncunuzdan mahrumsunuz,
- Son 3 resmi maçtan ligde 2 beraberlik, Avrupa’da ise sinir bozucu bir mağlubiyet almışsınız,
- Denizli gerçekten zor bir deplasman ve rakip sezonun formda takımlarından. Son üç maçında iki galibiyet (içeride Kayserispor ve dışarıda Gaziantepspor), bir de beraberlik (dışarıda Ankaraspor) almış.
Ben maç günü, sevimsiz bir deplasman Galatasaray’ı beklemekteydim, açık söylemek gerekirse. Karl-Heinz Feldkamp şöyle bir kadro sahaya sürse, hiçbirimiz itiraz etmezdik sanırım : Orkun- Uğur, Song, Servet, Volkan (H.Balta)- Hasan, M.Topal(M.Güven), Barış- Arda- Ümit, Nonda.
Yani şablonu değiştirmeden, olmayanın yerine bir ya da iki gömlek kötüsünü oynatarak sisteme bağlı kalmak ama asla yukarıda saydığımız eksik yıldızlarla ulaşılabilecek oyun seviyesini yakalayamamak. İşte sıkıcı deplasman Galatasaray’ını yaratabilecek kadro aynen buydu.
Yapmadı Feldkamp. Kendisinden beklediğim yaratıcılığı bu kez sergiledi. Sahadaki bireylerin şahsi konsantrasyonlarını da, takımın kolektif konsantrasyonunu da olumlu etkileyecek, daha doğru kelimeyle ateşleyecek seçimler yaptı. Sahada kendi mevkiinde olmayan oyuncuları hatırlayalım mı?
Hasan Şaş, esasen bir sağ ya da sol açık, Denizli maçında sağbekte…
Ismail Bouzid, esasen stoper, Denizli maçında önlibero…
Mehmet Topal, esasen önlibero, Denizli maçında sağaçık…
Hakan Balta, esasen sol bek, Denizli maçında solaçık…
Sahadaki 11 oyuncudan 4’ünü radikal değişikliklerle sahaya yollamak, kelimenin tam anlamı ile “risk”tir. Eğer oyuncuların potansiyeline hakim değilseniz, bunu kuru bir cesaretle yapmaya kalkışıyorsanız, rezil de olabilirsiniz rahatlıkla. Ama Feldkamp rezil olmadığı gibi, büyük oranda başarılı da oldu. Sahada “uyuz” bir deplasman takımı değil, iştahlı bir şampiyonluk adayı vardı; olması gerektiği gibi.
Hasan Şaş’ı sağbek izlerken, Kalli’nin ilk görev dönemine döndüm ve bir forvet oyuncusu olan Erdal Keser’in kariyerinin son sezonunda nasıl başarılı bir sağbeke döndüğünü hatırladım. Fazla baskı görmediği bir maçta Hasan Şaş da yeni mevkiinde son derece başarılıydı. Ya da şöyle söyleyelim, yukarıda saydığımız mevkii değişiklikleri içinde eksikler döndükten sonra da aynı pozisyonda yoluna devam etme potansiyeli taşıyan tek isimdi. Ama bunun için Denizli maçı bir ölçü değildir elbet, daha ciddi rakiplere karşı da aynı başarıyı sergilemesi lazım. Ama uzun yıllar açık oynamanın ve tecrübesinin avantajlarını kullanabilir ve ikinci bir Erdal Keser vakası yaşatabilir bizlere.
Maça dönecek olursak, 30’un üzerinde şutla rakip kaleyi yoklayan bir takımın hücumda başarılı olmadığını söylemek güç. Nonda, bu takımın forvetleri arasında kesilmeyi en son hak eden isim. “Ümit mi küsecek, Hakan mı?” diye düşünerek oturtuyorsak onu kulübede (ki bahse girerim öyle), futbola ihanet ederiz. Hakan sakatlık dönüşü ne alemde olacak bilmiyorum ancak son görüntüleri itibariyle ikisi birden kenara alınabilir ve Nonda-Serkan ya da Nonda-Özgürcan ikilileri dahi denenebilir. Ümit’in son iki maçtaki görüntüsü, gerçekten sabırları zorlayacak nitelikte.
Ismail Bouzid, önlibero pozisyonunda, stopere oranla daha başarılıydı. Ancak daha önce bir kere yazdığım ve ciddi sayıda eleştiri aldığım “stoper için yetersiz “ bulduğuma dair yazımı teyid edercesine, asla bir savunmacının yapmayacağı bir hata ile penaltıya sebebiyet verdi. Bouzid, Linderoth için bir alternatif olabilir ama Servet-Song ikilisi için değil. Sezona biri Bouzid olan 3 stoperle başlamak kimin fikri idiyse, şimdi en çok o dua etmeli Galatasaray’da stoperlerin başına bir hal gelmesin diye. Ve yine o, taramalı her tarafı, Galatasaray’a bir de değil, iki tane, biri direk oynamak üzere, ciddi stoper ismi bulmak için.
Son olarak bir hususun altını da çizmek istiyorum. Galatasaray’ın kazandığı her maç sonrası, galibiyeti rakiplerin yetersizliğine bağlamayı adet haline getirmiş, kimileri çok ciddi ve ülkenin önde gelen isimleri arasında yer alan yorumcularımız var. Fakat bu iş can sıkmaya başladı. Neticede bu ligin her takımı, en güçlüsünden en zayıfına, ona futbol oynayacak alan bırakırsanız oynuyor, her türlü rakibe de cezasını kesiyor. Galatasaray ya da hangi rakibe karşı olursa olsun, bir takım sahada hiçbir varlık gösteremiyorsa, bir zahmet bunda rakibinin de payı vardır. Galatasaray’ın baskılı oyununu Denizlispor’un etkisizliğine bağlayacaklar, Güvenç Kurtar’ın maç sonu Lig TV’ye verdiği demeci bir dinlesinler, ondan sonra konuşalım. Bir değil, iki değil; bu iş her galibiyet sonrası tekrarlanan, tembel bir kolaycılığa kaçmaya başladı, uyarmak görevimiz.
Özetle; Feldkamp önemli bir risk aldı ve başarılı oldu. Galatasaray kazanamamış dahi olsa, istatistikler seçimlerin doğruluğunu ortaya koymaktaydı. Galatasaray önemli bir virajı, rakiplerine mesajlar da vererek dönmüş oldu. Ve şimdi yere biraz daha sağlam basıyor.