Bir kez daha Fenerbahçe-Beşiktaş karşılaşması için geri sayım sayaçlarımızı elimize aldık. Son yıllarda özellikle Kadıköy'deki maçlarda ilginç enstantanelerin oluşması kazanmayı daha bir kıymetli hale getirdi. Öyle ki, iki takımın da bir sonraki randevularının Şampiyonlar Ligi'nde olacak olmasının dahi -Sinan Engin'in erteleme talebini görmezden geliyorum- bu maç öncesi fazla önemi kalmadı. Neyleyim Şampiyonlar Ligi'ni, kendi ligimde şampiyon olmadıktan sonra… tadında bir içe kapanma durumuyla karşı karşıyayız yani!
Maça gelince… Bizleri nelerin beklediğini az çok biliyoruz, dolayısıyla "bu tip maçların atmosferi farklı olur" lafazanlığının hayatta bi karşılığının kalmadığını düşünüyorum. Basına kapalı idmanlar, kamp dönemi, günün erken saatlerinden itibaren Kadıköy'de yaşanan KARNAVAL havası, Beşiktaş taraftarlarının stada toplu gelişleri, takım otobüslerinde 'konsantrasyon' sessizliği, takımların stada gelişi, heyecanlı bekleyiş, ısınmak için sahaya çıkan futbolcular, son taktikler, ilk on birlerin anonsu, takım halinde yemin edilmesi, 'motivasyon' gösterisi... Son 7 maçta rakibini evinde yenememiş olmanın verdiği SARI LACİVERT stres ve yeni bir zafere ulaşmanın SİYAH BEYAZ iştahı, velhasıl 1000 dolu derbi heyecanı… Unutmadan, bir de Rüştü ve M.Yozgatlı Kadıköy'e rakip olarak gelecekler, maçın ruh halini etkilemesi olası farklı duygu yoğunluklarının da yaşanabileceğini bir derbi! Hoş bu, "sahibi yoksa benimdir" hadisesi ilk değil, geçen yıl(lar)da bu konuda tecrübe edindik, Nobre, Tümer, vs.
Genellikle derbi maçlarından önce "sonucun önceden kestirilemeyeceği" şeklinde yorumlar yapılır. Benim diyenin dahi bu topa girmemeye özen gösterdiğine tanık oluruz. Bir de "favori kaybeder" muhabbeti vardır; kazanırsa "zaten favoriydi", kaybederse "favori zaten kaybeder" anlamına gelebilecek ucu açık yorum… Doğrusu böyle kaçamak yanıtları sevmiyorum. 'KESİN' lafı, futbolun tabiatına aykırı ama bu bir oyun, keyfini çıkartmak gerekiyor. Maçın sıfatı 'DERBİ' de olsa, düşünceler paylaşılmalı. Neyse, konuyu daha fazla dallandırıp budaklandırmadan malum soruyu soralım, "KİM kazanacak?"
ZİCO NE DERSE, O OLUR!
Fenerbahçe kazanmak için sahaya çıktığı maçlarda, kaybetmemek için sahaya çıktığı maçlardan daha DÜŞÜK bir performans sergiliyor. Aynı görüntü Beşiktaş için de geçerli. Onlar da mevzu KAYBETMEMEK olunca performanslarını arttırıyorlar. Puan sıralamasında Beşiktaş'ın önde yer aldığı göz önünde bulundurulursa, Ertuğrul Sağlam'ın hamlelerinden çok, Zico'nunkiler maçın seyrini etkileyecektir. Çünkü Sağlam muhtemeldir, takımının en iyi yaptığı seçeneğini işaretleyecek ve Zico'nun da takımının en kötü yaptığı seçeneğini işaretlemesini bekleyecektir.
Zico'nun geçen yılki derbi karnesine bakıldığında, her ne kadar "geçer not" almış olsa da, tam da Sağlam'ın istediği seçeneği işaretleyeceğini görüyoruz. Özellikle iç saha maçlarında, takımının baskı kurmasını, rakibi sindirmesini istiyor. Zico'nun BİLİNEN (nasıl bir kadroyla sahaya çıkacağını, -bir aksilik olmaması durumunda- kestirmek güç olmadığı için "bilinen"diyorum) A planı; Beşiktaş'ın hızlı çıkışlarına dikkat ederek, oyunu kanatlara açarak, bol şut girişiminde bulunarak ve kazanılan serbest vuruşlarda rakip ceza sahasının içine çok adamla gelerek skor avantajını elde etmek. B planı ise; Skor avantajı elde edilirse tempoyu düşürmek, rakibi kendi yarı alanında kabul etmek, hızlı hücumlar geliştirmek. Beklenmedik durum karşısındaki C planı ise; Skor avantajı rakibe geçmiş yada halen üstünlük kurulamamışsa forvet hattına destek (bu da genellikle Deivid'in yerine Colin'in, Vederson'un yerine Tümer'in yada Deniz'in yerine Ali Bilgin oyuna girmesi şeklinde olmuştur/olacaktır) vermek.
Tabi oyuncuların performansı da en az taktikler kadar önemli. Fenerbahçe'de İKİLİLER var biliyorsunuz, ve genelde onların performansları bu tip (görece daha CİDDİ anlamında) MAÇLARDA belirgin bir artış gösteriyor. Roberto Carlos- Vederson ikilisi, Aurelio-Deniz ikilisi, Lugano-Edu ikilisi ve Alex-Deivid ikilisi. Bu nedenle geriye kalan oyuncuların (kaleci, sağ bek ve forvet) ne yapacakları önem kazanmaya başlıyor. Zaten onlar da iyi oynarsa rakip kim olursa olsun –değil Beşiktaş Inter de olsa- takım resital sunmaya başlıyor.
ENGİN FİKİRLER, SAĞLAM HAMLELER
Beşiktaş'ta bu tip maçlarda Sinan Engin vakası yaşanmakta. Şunu öncelikle söylemek isterim ki, gündemde olmayı seven bu –sızma fonksiyonu vakası- arkadaşın, "ERTELEME"muhabbetiyle takım psikolojik savaşı kaybetti. "Haftada 2 maçı bizim takım kaldıramaz"anlamına gelecek bu erteleme talebi, Fenerbahçeli futbolcuların çimlere daha güçlü basmasını sağlayacaktır. Ertuğrul Sağlam'ın sakin tavırlarının takıma verdiği rahatlığı DÜNYAYI verseniz kıramazsınız, ama Engin (fikirleriyle!) sağ olsun 2 haftadır bunu çok iyi başarıyor. Önce "Şampiyonlar Ligi'nde bizim rakiplerimiz daha güçlü"gibi talihsiz bir açıklama ve hemen ardından "maç ertelensin"gibi bir çıkış!
Diğer taraftan, Ertuğrul Hoca her ne kadar kaybetmemeyi cebe koymak istese de, oyunu çirkinleştirmeden, ileri hızlı çıkışlarla rakibi tedirgin eden bir oyun anlayışını sahaya yansıtmalarını isteyecektir, futbolcularından. Özellikle S. Özkan, Bobo, Delgado ve Tello'nun oyun planında çok önemli görevleri olacaktır. Savunma hattında görev yapan oyuncuların, başta bekler olmak üzere çok fazla hücum alanına geçmemelerini, görev bölgelerini terk etmemelerini isteyecektir. Rakibin sol kanadının işlerliğini kırmak, sağ kanadın üzerine gitmek öncelikli plan olacaktır. Skor avantajı yakalandığı takdirde bu anlayış daha da geçerlilik kazanacaktır. Ayrıca ön alanda pres yapmak, rakibi hücuma çıkarken hataya zorlamak gibi fikirlerine Kayserispor'dan da tanık olduğumuz Sağlam'ın orta alanı kalabalık tutmak isteyeceğini düşünüyorum. Beşiktaş, skor avantajı Fenerbahçe'ye geçmediği sürece bu şablonu korumak isteyecektir. Tabii son dakika da olsa, 'Quaresma'yı çizdirmemeye özen göstererek!
Bana göre Beşiktaş'ın kilit oyuncuları kalecisi, İ.Üzülmez ve S.Kurtuluş olacaktır. Kendilerine gelen topları olumlu kullanmaları (uzun toplarla takımı hücuma çıkartmaktan bahsediyorum) halinde rakibi bir hayli zorlarlar. Bu durumda Fenerbahçe geride daha fazla oyuncu bırakmak durumunda kalır (ki ileride Alex ve Deivid'in yalnız kalması şeklinde de değerlendirilebilir.) Bu da büyük ölçüde saha içi dengeyi korur, orta alandaki oyuncuların direncini kaybetmemesini sağlar. Skor korunur/avantajı kazanılırsa, sistem işliyor demektir, aynen devam edilecektir (Liverpool karşısında olduğu gibi.) Skor avantajı rakibe geçerse, muhtemeldir Nobre silahı devreye girecek, ileri doğru şişirmeler başlayacaktır. Belki Delgado-Ricardinho değişikliği de yapılacak, pratik zekanın değil, yaratıcılığın oyunun karakterini belirlemesine olanak sağlanacaktır. Bunun Beşiktaş'ın hiç de arzu etmediği bi tablo olduğunu söylemek isterim.
PEKİ KİM KAZANIR?
"İyi güzel anlatıyorsun da, kim kazanır sorusunu ıskalıyorsun"gibi 1 düşünceye inanın ben de yazarken kapıldım. Zico, eğer Ertuğrul Sağlam'ın tuzağına düşmez ve Devler Ligi'ndeki sakinliğin takıma hakim olmasını sağlarsa; (oynama ihtimali yüksek isimler) Gökhan ve Volkan -son maçlardaki çıkışlarını devam ettirmelerine gerek yok- geldikleri noktadaki performanslarını gösterirlerse, Semih de sınırlarını zorlarsa Pazar günü olası gazete manşetleri şöyle olur: "Kanarya şeytanın bacağını kırdı”, "Derbiler kralı Kanarya”, "Zico ne derse, o olur!"vs… Aksi durumda olası manşetlerde şu ifadeleri görmek şaşırtıcı olmayacaktır: "Beşiktaş bunu hep yapıyor”, "Kadıköy panteri”, "Bir Kadıköy masalı”, "Engin fikirler, Sağlam hamleler"vs…