Beşiktaş'ın maçın başında bulduğu gol, aslında Fenerbahçe'nin yıllardır Kadıköy'de rakibini yenemiyor olmasından dolayı yaşadığı tedirginliğin skora yansımasıydı. Sarı lacivertliler, zaten Beşiktaş ile Kadıköy'deki karşılaşmalara psikolojik olarak 1-0 geriden başlıyorlardı. Bu kez Delgado'nun (muhteşem) ara pasına hareketlenen, acemice kaçırdığı net goller nedeniyle 'spongebob' yakıştırması yaptığım, Bobo'nun (klas) dokunuşuyla bu 1-0 geriden başlamış olma hali gerçeğe dönüştü…
Haliyle tezahüratlar 45 bin kişiden değil de 2 bin 500 kişiden gelmeye başladı, kaldı ki henüz bir elimizin parmakları golün kaçıncı dakikada olduğunu göstermemize yetiyordu… Yanımdaki, Subcommandante'nin maskesinin çiğ sarısından takan genç, badem parmak, orta direk ve mor menekşeyi kaldırmış, dakikayı gösteriyor, MİNİ mini Ayşe ise olanca gücüyle bağırıyordu. Ama nasıl bağırma! Ben ‘böööyle' bir şey görmedim; Nasıl mı(?) "İŞTE böyle"… Anlamadınız mı (?) "HER sene böyle"… Daha nasıl anlatayım(?) "Fener'e de BÖYLE…" diye gidiyordu işte!
Bu az ve öz tezahüratı soundtrack yapıp, son 7 yılı bi film şeridi gibi gözlerimin önünden geçirdim. Aklıma Fenerbahçe'nin yediği gollerin hemen HEPSİ geldi; başrolde Sergen, Ahmed Hassan, Tümer, Pancu, İbrahim Akın, Koray, Ronaldo, Carew ve Nouma vardı, attıkları gollerin ardından çıldırmışçasına seviniyorlardı. Özellikle Tümer ve Sergen neredeyse her maça damgasını vuruyordu! PANCU kaleye geçiyor, Koray hayatının en isabetli şutlarını çıkartıyor, Ronaldo bir sezonda attığı kadar golü bir maçta Fenerbahçe ağlarına gönderiyor, Ahmed Hassan kafayla gol atıyordu. Şimdi de Sünger Bob'o'ya takılacak Fenerbahçe diye düşünmeye başladım, işte TAM o an, "Fener'e de böyle" kısmı tekrar edilirken…
Hoş, mevzuya konu olan, "gün doğdu hep uyandık stadlara dayandık", "kartal gol gol" çığlıklarıyla olayı Kop'artan, ‘çArşı' kültürü olunca susmak da bilmedi tribünler. Benim de aklıma ne gariptir ki(!), Tuncay Şanlı geldi, hani şöyle şuursuz bir koşu, "pas versene be adam" diye öfkelenirken taraftar, "gooll" diye ayağa kalkardı ya.. Sonra o çok bilmiş edasıyla "sussss" parmağını götürürdü tribünlere doğru! Bir de şunu görmek istemiştim hep, Tuncay tam sus işareti yaparken, ‘çArşı' "susma sustukça sıra sana gelecek" sloganı attırsın, herkes eşlik etsin, maç bitsin toplumsal duyarlılık başlasın, ne bileyim "Kaz dağları bizimdir bizim kalacak" gibi mesajlar verilsin (HAYAL etmiştim sadece)…
"Şenol-Birol-gol" diye bağırırdı vaktiyle tribünler, şimdi Fenerbahçe öyle bir yan top organizasyonu geliştirmiş ki, "Alex-Aurelio-Deivid-gol!" diye bağırmak gerekecek herhalde, uysa da uymasa da anlaşılan Deivid… arkada bekleyecek… ve golünü atacak!
Golle birlikte 45 bin kişilik koro uyandı. "Kim attı" şaşkınlığı yaşandı önce, ne kadar da çok benziyormuş Fenerbahçeli futbolcular birbirlerine, hepsi kel, hepsi brezilyalı, bronz tenli falan. Kim attıysa attı işte, diyerekten ikinci soundtrack başladı "iki geliyor iki yalelelele…" Tabii, başladık bu kez de Fenerbahçe'nin galibiyetlerini düşünmeye, Serhat'ı, Anelka'yı, Boliç'i, Oğuz'u, Aykut'u hatırladım, başka bir film şeridi geçmeye başladı gözümün önünden. En çok da "Runjee Runjee" Kezman'ı özledim, aşırıp şaşırtmıştı herkesi.
Semih'in golüyle film koptu… Gerçekten koptu ama, tepeme çıktı arkamdakiler, "goooooll" diye avazının çıktığı kadar bağıran Arjantinli spikerin bu maçı izlemeye gelmiş olabileceğini dahi aklıma getirdim, o nasıl bir GOL sevinci! Hatta sarı maskeli çocuktan fena şüphelendim, kesin dedim bu eleman bağırıyor. Bir baktım o da, maskeyi havaya fırlatmış, hoplayıp, zıplıyor. "Abi gooll" diye bana çak işareti falan yapıyor. Çaktım ben de!
Ve o an…
"Duyanlar duymayanlara anlatsın" düdüğüyle ortalık karıştı. Beşiktaşlı futbolcular gol sevinci yaşamaya, birbirlerine sarılmaya başlamışlardı ki, İsmet Arzuman "iptal" anlamına da gelebilecek, bi adada mahsur kalmış da gemi görmüş gibi, el-kol işaretleri yapmaya başladı. Gol geçersiz sayılınca stadyumdan boşalan koca bir "ohhh…" serinliği yüzümdeydi.