Galatasaray yıllardır Gaziantep'te kazanamıyor, en sık tekrarlanan skor da 1-1. Ama bu seferkini ayırmak lazım; maçın tamamında daha iyi olan Gaziantepspor'du, başta Lincoln, Galatasaray varlık göstermedi. Gerçi “topun canı istedi” türünden şanssız bir golle geri düştüler, ama son dakikada Servet, geçen haftaki tartışmalı penaltıdan da daha net bir gayrimeşru gol peydahladı. Galatasaray'ın namağlubiyetini kurtardı, lâkin havası yine de kaçıyor ve puan farkı hızla eriyor! Gaziantep'te Hasan Şaş'ın üstüne oynayan solak Ekrem çok rahat hareket edebildiği için belki, bence yıldızlaştı. Oysa maçın yıldızı, ex-Galatasaraylı Volkan seçildi.
Bu son dakika golüne Gazantep tarafı yıkıldı kuşkusuz, hakettikleri üç puandan ikisi vergi olup uçtu zira. Ama aynı şekilde, gündüz 4-0'lık Kasımpaşa galibiyetiyle zirveye kurulup Galatasaray'ın yenilgisini bekleyen Sivasspor tarafı da o üzüntüyü yaşamış olmalı. Kasımpaşa tam yükseliş sinyalleri verirken ne hikmetse Kadir hocayı gönderdi, Lorant'ı getirdi. Şimdiki halleri çok daha kötü, dağılmış görünüyorlar. Sivasspor erken bulduğu iki golle maçı kopardı, geri kalan süreyi de istediği gibi kullandı. Mohamed Ali'nin kaleciden gelen topu bekletmeden, ve 38 metreden filelere yolladığı dördüncü gol dehşetti. Zirveye oynarken böyle denge bozan skorlar, böyle güzel gollerle oluşunca daha bir fiyakalı oluyor. Konuyla ilgisi yok ama, Kasımpaşa'lı Göksel'in bomboş durumdaki Tehoué'ye vermeyip sol çaprazdan dışarı diktiği şutunu hatırlatmak ve arkadaşlarının bu şuttan sonra onu tebrik ettiğini belirtmek isterim; o vakit oyundan alınmalıydı aslında.
Çünkü aynı şahsiliği Beşiktaş'ta da gördük. Bobo'nun ilk yarıda Burak'a vermediği pas bir yana, Batuhan'ın son dakikalarda Higuain'e vermediği daha da acayipti. Futbolcuların kendini göstermek için ille golü atmak çabası bu boyutlara varmıyordu sanki; olan takımlara oluyor tabii. Beşiktaş'ın Fenerbahçe'ye yenilmesinin temelinde şahsiliğin öne çıktığı bu pozisyonlar yatıyor, yoksa Fenerbahçe'nin ekstra futbolu falan değil. Zaten zor gol atan bir takım Beşiktaş, onu da “ben atayım” tercihinden daha zor yollara sokuyorlar. Higuain meselâ, kendi bulduğu vakit darlığında, o neden bundan sonra şahsi davranmasın?
Neyse, bildirilerle falan gerilen, başlamadan zıvanadan çıkan derbi, tabii ki hakem konuşularak bitecekti. Şu son saniyeye denk gelen basit olay olmasa da bu değişmeyecekti. Aslında sırf Arzuman'ın düdüğünü duyuramamasından dolayı büyüyen olay işin ruhuyla örtüştüğü için tam yerine oturdu, derbinin eksik kalan trajedisini tamamladı. Hakemlerden canı çok yanan Beşiktaş maçlara PAF takımla çıkacak kadar tepkili. Daha ne olsun, derbi işlevini görmüş demek ki.
Fenerbahçe birkaç haftadır çok ikna edici olmasa da puan kaybetmemeyi başarıyor. Özellikle Galatasaray'ın kayıplarıyla zirvenin üç puan gerisine sokulmuş oldular son galibiyetle. Bunu, ağır Şampiyonlar Ligi fikstürüyle paralel olarak becermeleri önemli, rüzgârın yönü Fenerbahçe lehine dönmüş gibi görünüyor.
Geliyoruz daha dostane rekabete; ligin en sempatik takımı İstanbul Belediyesi geçtiğimiz hafta ilk deplasman puanına ulaşmıştı, bu hafta da, Kayserispor karşısında, ilk iç saha kaybını yaşadı. İlyas'ın sağ çaprazdan, sol ayak içiyle defans oyuncusunun arkasından dolandırıp uzak direk dibine gönderdiği nefis gol kendi klasiği diyelim. İkinci yarıda Mehmet Eren'in golüyle Kayserispor beraberliği buldu. Maçın son bölümü Belediyespor'un üst üste ve yoğun ataklarıyla geçse de, gol olmayınca 1-1, iki takıma da yakıştı: Maçın ilginç enstantanesi, yay üstünden dört kez tekrarlanan ve Belediyespor'a dört sarı karta mâlolan frikik dizisi. Bunların dördü de baraja vurulur mu?
TRABZONSPOR-ANKARASPOR
Ersun Yanal'la ilk lig maçına çıkan Trabzonspor, toparlanma sürecindeki Ankaraspor'u 2-1 yenerek kendisi de bir toparlanma işareti çaktı. Gollerin üçünü de bordo mavililerin atması meselâ bu tahakkümün bir göstergesi olabilir. Kırmızı kart delisi Yattara, Yanal dönemine iki asistle başlıyor. Bu sağ kanat bindirmeleri de bir Yanal klasiğidir, orada oynayan Yattara'ya yeniden dikkat kesilmek gerek. Haftaya Denizli deplasmanında olacaklar ki, müşahade etmek şart.
Zira Denizlispor, iki Galatasaray maçının kılpayı mağlubu olarak zihnen yorgun çıktığı Gençlerbirliği karşısında deplasmanda 2-1'lik bir galibiyetle bu haftanın yine en dikkat çekici takımlarından biri oldu: Güvenç hoca iki haftadır gençlerini medyaya sunuyor. Sahada da gördük, hakikaten iş var. Bu sezon daha rahat geçecek sanki Horozlar için.
Öte taraftaki Gençlerbirliği hiç kendine yakışmayan bir tutum içinde: Yanal'ı da sayarsak, dördüncü hoca Bülent Korkmaz'ın ilk maçıydı bu: kendisini yine mağlup demeç verirken görmek alışkanlık oldu. Neyse ki, benzer iki pozisyonun biri lehlerine penaltı çalınmadığı, diğeri aleyhlerine penaltı çalındığı halde bu kez hakemlerden dert yanmadı. Ama eski teknik direktörleri de anmadan geçemedi. “Takım iyi çalışmamış.” Diğer taraftan, İlhan Cavcav her maça ayrı teknik direktörle çıkmanın takıma bir şey kazandırmadığını gördüğünde, bakalım takımın başında kim olacak?
BURSASPOR-ANKARAGÜCÜ
Meşhur 16-06 maçı 2-1 Bursaspor lehine bitti. Yine büsbütün dostluk havasında geçen maçta Sumulikoski'nin topuk golüne Jaba cevap verdi. Thum'un nihayet tam da kendisinden beklenen türde sağlam bir kafa vuruşuyla gelen golü maçı yeniden ev sahibi lehine döndürdü. İki takım oyuncuları da iyi oynamadıklarının bilincinde, ama Bursaspor Ankaragücü'ne göre çok daha ihtiyaç içinde olduğundan, Ankaragüçlü oyuncuların temiz mücadelelerine karşın bu maç da vazifesini gördü denebilir. Samet Aybaba'lı Bursaspor'u ve Hakan Kutlu'lu Ankaragücü'nü zor haftalar bekliyor bundan sonra.

Konyaspor'un da istatistiği ilginç: Üçüncü galibiyetlerini Konya deplasmanında aldılar, üçüncü defa bir son dakika golüyle. Bu son dakika golleri olmasa Konyaspor'un hanesinden altı puan silmek icap edecekti. Dolayısıyla çok güven vermiyorlar. Ama üst üste iki galibiyet denk getiren Oftaş'ı yenmek yine de olumlu bir gösterge. Bu arada, Oftaş'ın da kaybetmesiyle Ankara dörtte sıfır gibi bir başarı elde etti bu hafta. Ligde çok takımla mevcut olmak bir şehir için iyi olabilir ya, “az ama öz” diye de bir deyişimiz vardır, diğer taraftan.
Haftanın ikinci farklı maçıyla bitirelim: Manisaspor, Rizespor'u deplasmanda Holosko'nun muhteşem futboluyla, 4-1 yendi. Aslında Rizespor'un gayet iyi başladığı, erken gol bulduğu, ardından direğe takıldığı, rakip kaleyi yine yokladığı maç, doğru bir penaltı kararıyla tamamen Manisaspor'un lehine döndü. Rizelilerin çok çabuk gerilip sinir harbi yaşaması da Manisaspor'un işini kolaylaştırdı. Aslında Fatih Gökçe ismini ve Rizespor'un hakeme tepkisini duyunca bir hakem katliamı seyretmeye hazırlanmıştım ama, son dakikada Kürşat'a gösterilen kırmızı kart dışında ortada hakeme yüklenecek bir görüntü yoktu sanki. Manisaspor, Holosko'nun iki güzel golü ve bir üstün asistiyle oyundaki dengeyi bozdu, bunu Rizespor'un hocası Susic de aynen böyle ifade etti.