Beşiktaş'ın Liverpool'a 8-0 kaybetmiş olduğu gece TV'deki yorumculardan biri aynen bunu öneriyordu: "Beşiktaş bu mağlubiyeti bir an önce unutmalı!!" Oldu. Unutalım. Zaten çok iyi eğitildiğimiz nadir konulardan biri değil mi unutmak?
Hayatı yaşama biçimimizin ana sorunlarından biri "unutmak". Hatırlarsanız, Hrant Dink'in ölümünden sonra "Üzülme, yine unutacaksın Türkiye" başlıklı bir yazı yazmıştım. Çünkü Einstein'ın söylediği gibi "geçmişi unutmak insanlığın en büyük hastalıklarından birisi". Bu yüzden de aynı hatalar tekrarlanır durur, aynı acılar tekrar tekrar yaşanır.
Oysa yaşanan felaketleri unutmak kolay değildir. Kimisi unutmaya çalışır; kendini başka şeylere verir. Kimisi atamaz kafasından; kendine zehir eder hayatı. Birçoğu ise zamanla unutur. Oysa genellikle bu işten en karlı çıkanlar, unutmayan, ama unutmamayı tercih eden veya kabullenenlerdir. Yaşananın kendilerinin bir parçası haline geldiğini, ders çıkardıkça onları büyüttüğünü düşünürler. Bir zamanlar okuduğum bir sözün özetlediği gibi: "Başarısızlığa uğrayanlar Tanrı'nın kendilerini unuttuğunu düşünürler, oysa bu başarısızlığın Tanrı'dan onlara gelen bir sinyal olduğunu düşünmezler."
Bu nedenle, bir kerecik olsun, unutmamalı Beşiktaş camiası bu yenilgiyi. Artık gerekliliği ayyuka çıkan zihniyet devrimi bugün yapılmayacaksa ne zaman yapılabilir ki. Çünkü Fenerbahçe yenilgisinden sonra dibe vurduğunu düşündüğümüz "Beşiktaş'ın yeni yönetim zihniyeti" (!), Liverpool karşılaşması sonrasında ikinci bir dip daha gördü. İyileşmediği halde üstü örtülen yaralar bir anda ölümcül darbeyi vurdu Beşiktaş'a.
Sürpriz mi?
Tabii ki, böyle bir mağlubiyeti Liverpool'un tarihindeki en muhteşem performanslarından birine denk gelmesi şeklinde savuşturamayız. Kaleci Hakan'ın 2-3 hatasına bağlayarak kurtulamayız. Asıl sorumluların, "birileri bunun hesabını verecek" şeklinde topu başkasına atmasıyla da yetinemeyiz. Gerçek şu ki, gelişigüzel transfer politikasının, uzun vadeli çalışılacağı ilan edilen teknik adamların kısa vadede gönderilmesinin, başarısızlıkların sorumluluklarının üstlenilmemesinin bir sonucu olarak, Beşiktaş'ın futbol anlayışında yıllardır bir iyileşme, bir istikrar yok.
Örneğin, Beşiktaş, Liverpool kadar hızı top çevirecek olsa herhalde pasların tamamı seyircilere olurdu. Çünkü Beşiktaş'ın pas yüzdesi çok zayıf. En basit pasları, takımın en iyi oyuncusu bile doğru veremiyor. Bu nedenle de Beşiktaş oyunu aşırı bir fiziksel güç harcayarak dengelemek zorunda kalıyor. Biraz da motivasyon ile. Bu da daha sert bir mücadele ve daha fazla yorulan kaslar anlamına geliyor ki, yoğun yaşanan sakatlıkların da en önemli nedeni bu.
Beşiktaş'ın takım savunması da yine fizik gücüyle ikame edilen bir savunma. Duruş pozisyonlarının hepsi yanlış olduğu gibi, Beşiktaş'ın o çok güvenilen savunması sadece topa bakmaya devam ediyor. Bu nedenle yediği gollerin çoğu da toptan uzakta boşa çıkan bir oyuncunun ayağından geliyor. Liverpool'un gollerinin tamamı bu anlamda derslerde gösterilecek türden.
Beşiktaş'ın mağlubiyetini binlerce hayal kırıklığı cümlesiyle anlatabilirdim. Ancak yukarıda saydığım şartlar ışığında, (skor bir tarafa) farklı bir mağlubiyetin sürpriz olduğunu söyleyemeyiz.
Şimdi düşünün ki, takım savunması ve takım oyunu çok zayıf bir takımınız var. Savunmacılarınız nerede duracağını bilmediği için, çok adamla gelen rakiplere karşı içler acısı bir hale düşüyor. Tek dayanağınız olan fizik gücünüz, 3 gün önce ölümüne oynanan bir karşılaşmadan sonra bitmiş. Kafanız yönetiminizin 3 gün önceki çocukça açıklamaları yüzünden iyice karışık. Karşınızda ise bakmadan 20 pas yapabilen, hızlı oynayan, kazanmaktan başka şansı olmayan ve daha da kötüsü panik kokusu aldığı iyice çıldıran bir rakip var. Böyle açıklayınca çok normal gelmiyor mu size?
Şimdi sebep sonuç ilişkileriyle açıklamaya çalışalım: Beşiktaş farklı yenildi çünkü fizik gücü bitmişti. Fizik gücü bitmişti, çünkü 3 gün önce çok yorulmuştu. Çok yorulmuştu, çünkü oynatacak alternatif oyuncuları yoktu. Alternatifleri yoktu, çünkü transferlerin hiçbiri oynamıyordu. Transferler oynamıyordu çünkü çoğu yetersizdi. Yetersizlerdi çünkü yönetim alakasız oyunculara para harcamıştı.
Ve: Beşiktaş farklı yenildi çünkü o stresi kaldırabilecek mental gücü yoktu. Mental gücü yoktu, çünkü yönetimi 3 gün önceki karşılaşma sonrası saatlerce(!) toplanıp abuk subuk kararlar açıklamış, bu kararları (daha doğrusu nefret kusmaları) ciddi meseleler gibi ortalığa saçarak oyuncuların mental dayanağını yıkmıştı.
Herşeyin nerede düğümlendiğini görmek zor olmasa gerek.
Beşiktaş yönetimi ve menajeri, -bugüne kadar hiç yapmadıkları bir şekilde- kimseye suç atmadan, hatalarını masaya yatırmalı, kısacası zihniyet değiştirmeli, ya da yerlerini bunu yapabilecek insanlara bırakmalıdır. Burada en büyük görev ise, Beşiktaşlılığını hayatında özel bir yerine yerleştirmiş ve bu takıma yönetsel anlamda katkıda bulunabilecek isimlere düşmektedir. Çünkü kulübün acilen sahiplenilmesi gerekiyor. Kısacası, bu yaşananların unutulmasına kimse izin vermemelidir!!!
Hayal kırıklığı!
Evet, Beşiktaş'ın yenilgisi beni büyük hayal kırıklığına uğrattı ama iyi ki Adalet Bakanımız Mehmet Ali Şahin var da, benim kanımı donduran açıklamalarıyla bu mağlubiyeti ikinci plana itebiliyor. Salı günü gazeteleri açıp esir düşen askerlerimiz hakkındaki "içine sindirememişliğini" ve "onları şehit görme isteğini" ifade eden beyanı gördüğümde içim sızladı sözkonusu askerler ve anaları için. Bu ülkede askerden kaçmak ya da en iyi yerde askerlik yapmak için her yolu deneyen üst düzey(!) insanların çocukları hakkında hiçbir hayal kırıklığı yaşayamayan bakanımız, gencecik çocuklar ölmediği, yuvalarında yas tutulmadığı, görkemli şehit törenleri yapılmadığı için üzülüyordu. Spordan sorumlu olduğu zamanlarda da bizi hayal kırıklığına uğratmıştı kendileri ama bu kadar değil.
Beşiktaşlı futbolcuları da vatan haini gibi gören mesajlar yoğun bir şekilde geldi bu iki gün içinde. İki hafta önce birçok insana "gurur duydum" ya da "ben artık Beşiktaşlıyım" cümlelerini sarfettiren insanlara iki hafta sonra bu muamelenin yapılması büyük bir haksızlık. Yoksa ben unutma hastalığımızdan mı bahsediyordum biraz önce?!
Ve son bir istek..
Son sözüm Ertuğrul Sağlam'a. Yönetim her işine karışıyor olabilir. Takımı etkileyen beyanlar veriyor olabilir. Yanına sürekli medyada açıklamalar yapan ve biraz da işine karıştığı izlenimi veren bir menajer koymuş olabilir. Ancak Ertuğrul Sağlam, kendisinden öncekilerle aynı kaderi paylaşmak istemiyorsa, karakterini ortaya koymalıdır. Prensipleri uğruna gerekirse kovulmayı göze alarak, bu gidişata karşı tavır koymalı, futbolcularıyla kenetlenmeli ve artık öne çıkmalıdır. Çünkü Beşiktaş taraftarı sezon başında ona inanılmaz bir destek vermiş ve soyadına layık duruşunun herşeyden önemli olduğunu ilan etmişti.