Maçın bitiş düdüğü ile beraber, bu muhteşem galibiyeti kutlamaya fırsat bulamadan bize özel arızalarımız baş göstermeye başladı. Müsabakaya ilahi bir boyut katanlar, puan kayıplarından sonra gelen eleştirilerin abartıldığını söyleyenler ekranlara yerleştiler bile. (Malta ve Moldova maçlarından sonra eleştiri yapılmamasını beklemek nasıl bir cahilliktir, Allah aşkına? Kaldı ki o eleştiriyi en başta Fatih Terim'in yaptığını anlatacağız birazdan.)
Eskisine ve geçen sezona gitmeye gerek yok. Bu sezon oynanan ve milli takımımız adına 1 galibiyet, 2 beraberlik, 1 de mağlubiyetle sonuçlanan, Norveç maçı öncesi krizi doğuran 4 maçın kadrolarına bir bakalım. 4 maçta milli takımımızda oynatılan oyuncu sayısı, ilk 11 ve sonradan oyuna girenlerle beraber, 25.
KADRODAKİ DEĞİŞİKLİKLER
Norveç maçında bu dört maçta hiçbir şekilde sahada yer almamasına rağmen görev alan oyuncu adedi ise 5. Meali şu: Fatih Terim, bugün hazır olduğunu düşünerek görev verdiği 14 oyuncunun 5'ine son 4 maçta dakika vermemiş. Yani bu isimler (İbrahim Kaş, Gökhan Gönül, Hakan Balta, Semih ve Yusuf) milli takımdaki değişimin habercisi. Teknik heyetin kendi kendini eleştirisinin sahaya yansımış hali.
Taşlar yerinden oynamış, teknik heyet ezberini bozmuştu. 5 yeni oyuncu demek, Norveç maçı öncesi son 4 maçta görev verilen 25 oyuncudan içlerinde son derece kariyerli isimler de bulunan 16'sının (Hakan Arıkan, İbrahim Toraman, Gökhan Zan (sakat), İbrahim Üzülmez, Gökdeniz, Tümer, Mehmet Topuz (sakat), Selçuk İnan, Ayhan (sakat), Serdar Özkan, Sabri, Deniz Barış (sakat), Ümit Karan, Gökhan Ünal, Halil Altıntop (sakat), Hakan Şükür) çeşitli sebeplerle formadan uzaklaşması demekti.
Sonuç ise son derece olumlu oldu. İbrahim Kaş tercihini (Sadece ilk 11 değil, aday kadro seçimi de dahil) bir yana bırakacak olursak, kadro seçiminde geçmiş hatalardan arınıldığını söyleyebiliriz. Her şeyden önce can gelmişti milli takıma ve teknik heyete. Bunun da sonucunu, 12.dakikada mağlup duruma düştüğümüz kritik bir deplasman maçını 2-1'e çevirip tur için avantajlı konuma geçerek aldık. Grupta belki de en fazla hak ederek alınmış puanlarımız için tüm unsurlarıyla A Milli Futbol Takımı'mıza teşekkürler…
Yazının bu noktasından itibaren alternatif konulara değinelim biraz da. Herkes bol neşeli, yağlamalı, yıkamalı yazılar yazmıştır nasılsa bu muhteşem galibiyetin ardından, bizimki de çeşit olsun onların içinde.
3 BÜYÜKTEYSEN VARSIN
Daha düne kadar çoğu kişinin ismini bilmediği Gökhan Gönül'ün Fenerbahçe ile çıktığı Şampiyonlar Ligi maçlarının ardından Norveç önünde ortaya koyduğu performansı da izledikten sonra soruyorum: Gökhan futbolu son 4 ayda mı öğrendi? Hadi diyelim Gökhan Gönül ikinci ligdeydi, görmedik. Hakan Balta'yı da mı görmeyiz biz senelerdir? Biri sağ bek bu çocukların, biri sol bek. Senelerdir çözülememiş problemidir bu iki kanat, tıpkı stoper mevkii gibi; nasıl bir körlüktür bu?
İlla Fener'e, Galatasaray'a gelmelerini mi bekleyeceğiz bu adamları milli takım forması altında görebilmek için. Hanginiz bana açıklayabilir; neden bir Ali Turan, Aydın Toscalı, Abdurrahman Dereli'nin bir İbrahim Kaş kadar önceliği yoktur milli takım teknik heyeti üzerinde? Vedat Karabük'ten, Ünal Antep'ten, her ikisi de ikinci ligden geldiklerinde milli takıma, kim, neyi, ne kadar eleştirmişti? Hepimiz alkış tutmadık mı?
Çok net söylüyorum, milli takım üzerinden 3 büyük hegamonyası kalkmadığı müddetçe, diğer Türk takım ve topçularına da onlarla aynı gözle bakılmadığı müddetçe biz milli takımar düzeyinde bir arpa boyu yol gidemeyeceğiz; bu böyle biline.
EMRE AŞIK VE FELDKAMP
Emre Aşık meselesi. Bin yıl geçse üzerinden, sezona Song, Servet ve Bouzid üçlüsü ile giren Galatasaray'ın hangi sivri akıllının fikri ile Emre Aşık'ı, milli takım stoperi ve savunma lideri Emre Aşık'ın Ankaraspor'a kovularak kiralanmasını anlamayacağım ben. Kahraman Türk spor medyasının bu konuya bir satır bile değinmiyor oluşunu da anlamayacağım, bir zahmet birinin çıkıp da iki kelime açıklama yapmıyor olmasını da. Benim aklımın erdiği dönemin en önemli profesyonellerinden biridir Emre Aşık, tekrar yazıyorum; kariyeri defalarca bitme noktasına gelmiş ve her seferinde yeniden zirveye çıkmıştır. Şükür ki ben Emre Aşık Beşiktaş PAF Takımı ile idmanlara çıkarken dahi A milli takımın değişmez tek stoperinin kendisi olması gerektiğini söylemiş bir insan olarak, en azından bu konuda hem içim rahat, hem de haklı çıkmanın gururunu yaşıyorum. Feldkamp'ın Emre konusundaki inadını ise "yaşlılığına" yormamak için çok çaba sarfediyorum ama henüz kendi kendimi ikna edebilmiş değilim. Hayırlısı…
TFF'NİN SEVİYESİ
Maçın bitişinin ardından TV'ye bakıyorum, sırayla Affan Keçeci konuşuyor, Haluk Ulusoy konuşuyor. Adamlar samimiyetle inanmışlar, maçın da galibiyetin de ilahi bir boyutu olduğuna. İnançlarının büyüklüğünden bahsediyorlar ve galibiyeti getiren ateşleyici sistemin "inanç" olduğunu iddia ediyorlar. Ülkeye bu mutluluğu "armağan" etmenin onuru var sözlerinde, "ülkenin de ihtiyacı vardı be" diyorlar. Hayatımızın her alanında olduğu gibi bilimsellikten eser yok Türk futbolunun patronlarının sözcüklerinde. Yeteneği ile ekmeğini kazanan, okumuş yazmışlığı dahi şüpheli bazı futbolcu kardeşlerimizden dahi daha sığ bakabiliyorlar olaylara, yazık ki. Sonra da diyoruz ki neden bu böyle, şu şöyle. Yapmayın yahu, ne kadar ufka sahip olduğumuz çok açık değil mi?...
TÜRK SPORUNUN ÖZETİ
Son söz Süreyya Ayhan, yine doping, yine kendisi "ve eşi"ne yapılmış bir sabotaj. Süreyya Ayhan'dır Türk sporunun özeti, futboluyla, atletizmiyle, halteriyle, basketboluyla… İki kelimelik özet: Süreyya Ayhan. Yazık bile diyemiyor oluşumuz ne kadar acı değil mi?