Elemelerin başlangıcında, milli takımın ilk seçildiği tarihte yazdığım "Şimdi Değilse Ne Zaman" başlıklı yazıda, Fatih Terim'i 2008 ve 2010 kadrolarını düşünmektense, günü kurtaracak kadrolara takılı kalmakla eleştirmiş ve yeni bir sisteme geçmesinin tam zamanı olduğunu belirtmiştim. Üstelik daha sonra bu konuya sık sık, -hatta özellikle kazandığımız karşılaşmalar sonrasında- geri dönmüştüm.
Nihayet Norveç karşılaşmasının kadrosu bu anlamda yeni bir açılım gösteriyordu. Ancak bunun bir "zihniyet değişikliği" mi olduğu, ya da "istekli bir zihniyet değişikliği" mi olduğu şüpheliydi. Zira görünen o ki, ezberlenmiş kadrodaki oyuncuların bir kısmının oynayamayacak durumda olması, bir kısmının da formsuzluklarıyla canımıza tak ettirmesi nedeniyle böyle bir kadro değişikliğine gidilmişti.
Ancak her ne şekilde olursa olsun Norveç karşılaşması, milli takım için çok önemli bir değişimi temsil ediyor. Skor bu değişimden tamamıyla bağımsız. Karşılaşmayı kazanamamış olsaydık bile, bu değişimi yaşamak ve oyun olarak bunun sonucunu almak çok önemliydi.
Nelerden mi bahsediyorum? Mesela kaç maçtır ısrarla denenen formsuz defans oyuncuları yerine, savunmanın kanatlarında çok formda ve bilinçli oynayan iki oyuncunun, Gökhan ve Hakan'ın varlığı büyük farklılık getirdi. (Aslında Gökhan da ilk tercih değildi ya.) Bu oyuncuların bilinçli pasları ve önlerindeki arkadaşlarına destek verme konusunda kendilerine duydukları güven sayesinde topu rakip sahaya geçirme yüzdemiz arttı. Ayrıca kalemize tehlike olarak dönen birçok taç ve korner atışından da sıyırmış olduk. Aynı şekilde, hücumda Nihat gibi kendini saklamasını, orta alana destek vermesini ve pas yapmayı bilen bir forvetin olması da büyük fark yarattı.
Bu arada, milli takım öne geçtiğinde, Semih çok yorulmuşken ve kenarda Mehmet gibi olağanüstü hızlı bir forvet varken, Terim'in neden futbolumuzun Kadir İnanır'ı, ağır abi Yusuf'u oyuna aldığını anlayamadım. Tek aklıma gelen, "ileride top tutacak adam" klişesini kullanmaya çalışmış olması. Oysa, ille de Yusuf gibi bir oyuncu alması gerekiyorsa, bir diğer yorulan ve oyundan düşen Arda'nın yerine çok daha önce alabilirdi Yusuf'u.
Gerçek bir değişim mi?
Öte yandan, birkaç oyuncuyla ve onların getirdiği zorunlu sistem değişikliği ile gelen bu yenilik, şimdilik sadece uygulamalı bir ders ve bir başlangıç niteliğinde. Yoksa Fatih Terim ve futbolcuların kendilerini kahraman gibi hissetmelerine ya da bu galibiyetle hatalarını unutmalarına izin verme ihtimalimiz hala çok kuvvetli.
Üstelik hepimiz gördük ki, Norveç gibi oyunu 80 metrede oynayabilen ve savunması çok açık veren bir takım neredeyse bizim yerimize finallere gitme noktasına geldi. Ayrıca savunmamızın göbeği hala çok zayıf ve rakibimizin son dakikalarda her şeyi tersine çevirecek golü bulması an meselesiydi.
Kısacası, ancak bu değişimin önemini kavradığımız zaman ve bu karşılaşmayı bir kıvılcım olarak gördüğümüz zaman geleceğin milli takıma hakkında umut besleyebiliriz.
Ayrıca, şu anda Fatih Terim, basın, halk ve futbol camiası arasında müthiş bir gerginlik ve güvensizlik var. Herkes hesap sormak ve hesaplaşmak için fırsat kolluyor. Oysa, şunu unutmayalım ki, güven olmayan ve insanların karşıdakini anlama çabasının olmadığı bir ortamda kalıcı bir değişim beklenemez.